Beyazın Karanlığı

18 Mayıs 2020
Çeviri: .K
Düzenleme: .K
111 Görüntülenme
Bu bölümü 1 Kişi beğendi.
Cilt 1

Şeytan, canavara karşı

“İkisi de kıpırdamıyor.” Dedi Alaz mırıldanarak.

“Bunu görebiliyoruz.” Diye karşılık verdi Boğaç. Rene ile Kama yaklaşık bir dakikadır öylece kilitlenmiş, birbirlerine öldürücü bakışlar gönderiyorlardı. Fakat bunun dışında iki taraf da kılını kıpırdatmıyordu.

“Sence onları ayırmalı mıyız?” diye sordu Alperen.

“Hayır… Muhtemelen birbirleri ile hala savaşıyorlar.”

“Nasıl yani?” Rima şaşkınlıkla sordu.

“Zihinden… Kama’nın anlattığına göre birbirlerinin zihinlerine girebiliyorlarmış. Şu anda onları ayırmamız geri dönüşü olmayan sorunlara neden olabilir…”

“Yani diyorsun ki, iki taraftan birisi kazanana kadar öylece beklemeli miyiz?”

“Evet, aşağı yukarı…” daha sözcükler Boğaç’ın ağzından çıkar çıkmaz Kama’nın boynuzları arasında bir enerji topu oluştu.

Hiç kimse kılını bile kıpırdatamadan bir ışık cümbüşü meydana geldi ve ardından etrafı devasa bir toz bulutu kapladı. Birkaç saniye içerisinde tozlar dağılarak herkesin korktuğu o korkunç manzarayı gözler önüne sermişti. Kama, kafasının ortasında koca bir delik bulunan Rene’yi tek kolundan havaya kaldırmış şekilde bekliyordu. Birkaç saniye boyunca cesedi süzükten sonra Rene’yi yere bıraktı.

“Sanırım bu, kaybettiği anlamına geliyor.” Dedi sıkılı dişlerinin arasından Alaz.

“Evet. Ve bizim de kaçmamız gerektiği…” Sessizce böyle fısıldasa da Boğaç, adım atmaya korkuyordu. Kama hala onlara saldırmamıştı ama sanki bir kıpırtı olsa tek taraflı bir kıyım gerçekleştirecekti.

“Bu şeyi böylece bırakırsak şehre gitmesi işten bile değil!” diye itiraz etti Alperen. Sesini her ne kadar alçak tutmaya çalışsa da pek başarılı değildi. Aynı anda hem fısıldıyor, hem de bağırıyor gibiydi.

“O zaman zayıf noktasını arayın.” Boğaç geriye doğru yavaş bir adım attı.

“Zayıf nokta mı? Öyle bir şeyi var mı ki?!?” diye bağırdı en sonunda Alaz. Sanki bu bir işaretmiş gibi Kama, anında ona doğru atladı. Pençesini muazzam bir hızla savursa da, ejder katili de aynı anda geriye doğru sıçramıştı. Bu bir reflexten ziyade, öngörülmüş ve planlanmış bir hareketti sanki. “Yakındı.” Dedi nefes nefese.

“Alaz…” Kız şaşkınlıkla ejder katiline bakıyordu. Şaşırması da oldukça normaldi çünkü açık ara savuşturduğunu düşündüğü o pençe, göğsünde 3 tane yatay kesik açmıştı. Kesikler her ne kadar derin olmasa da, ona ulaşamamış olmaları gerekiyordu.

“Ne? Bu da ne? Savuşturmuş olması gerekmiyor mu?” diye sordu Alperen.

Ejder katili elini göğsüne götürerek hafifçe yokladı. “Belki de büyü kullanmıştır…”

“Hayır.” Boğaç kesin bir dille yalanladı. “Saldırdığı sırada büyü izini izliyordum. Elinin çevresinde hiç büyü gücü yoktu. Öylese…”

“Öyleyse?” üçü birden tekrarladı. Bu sırada Kama garip bir şekilde saldırmıyor, bakışları dördü arasında sürekli gidip geliyordu.

“Bunun olabileceğini kabul etmek bile istemiyorum ama…” Bir an duraksadıktan sonra devam etti. Tam olarak emin olamasa da bunun başka bir açıklaması yoktu sonuçta. “Muhtemelen pençesini o kadar hızlı savurdu ki elinin önünde bulunan her bir hava parçacığını tek bir düzlemde ittirdi. Bu hava parçacıkları keskin ve tek bir katman halinde kesici bir şekilde ilerleyerek Alaz’a çarptı.”

“Böyle bir şey mümkün mü?” diye sordu Alaz.

“Teoride mümkün. Ancak pratikte gerçekleşebilmesi için muazzam miktarda hıza ve güce ihtiyaç var. Buna karşın verimliliği oldukça düşük olmalı. Bu yüzden bu kadar sığ bir kesik atabildi.”

Kama derinden gelen bir kükreme koyduktan sonra Boğaç’a doğru döndü.

Boğaç, Kama’nın başka bir arındırma hazırlayacağını düşünürken bir anda kendini yerde bulmuştu. Bu olay o kadar hızlı olmuştu ki tepki bile veremedi. Kama, ayağını göğsüne bastırdığında birkaç kaburgasının kırıldığını hissetti. Yerde sürüklenirken acıdan şok geçirmesine ramak kalmış olsa da hızla kendini toparladı ve Kama’nın bacağını yakalayarak geri ittirdi; ya da en azından bunu denemişti. Fakat aralarındaki güç farkı o kadar fazlaydı ki kıpırdatamıyordu bile.

Kama birkaç saniye bekledikten sonra boynuzlarını, altında kalan Boğaç’a çevirerek devasa bir arındırma hazırladı.

Boğaç ne kadar kaçmaya çalışırsa çalışsın Kama onu kelimenin tam manasıyla yerine çivilemişti. Aslında arındırmayı fırlatmasa bile ağırlığı ile onu ezebilirdi. Görüşü kararırken böyle düşünüyordu.

Tam da ölümün kaçınılmaz olduğunu düşündüğü anda Kama’nın arkasından yükselen karaltıyı fark etti. Her ne kadar görüşü çok iyi olmasa da Kama’yı çaprazlama ikiye bölen kişinin Rene olduğunu rahatlıkla söyleyebilirdi.

Kama’nın bedeninin üst yarısı çığlık atarak havada Rene’ye doğru döndü ve hazırladığı arındırmayı saldı. Rene ise bu saldırı karşısında yavaşlamamıştı bile.  Elindeki kılıç tırpana dönüştüğünde kendi etrafında dönerek birbiri ardına darbeler indiriyordu. Saldırıları o kadar hızlıydı ki elindeki karanlık silahtan birkaç tane varmış gibi arkasında ardıl görüntüler bırakıyordu. Bütün bu savaş toplamda on saniye kadar sürmüştü…

Az önce onu öldürecek olan varlığın saniyeler içerisinde kıymaya dönüşmesi karşısında Boğaç’ın boğazı düğümlenmişti. Çünkü ölen kişi aynı zamanda dostuydu. “S-sen… Nasıl? Onu…”

“Ölmedim… Aynı zamanda onu da öldürmedim…” Boğaç’ın yaşadığı bütün kafa karışıklığını Rene tek bir cümle ile özetledi. “Bu bedenler ölmezler…” Bir an düşündükten sonra bunun tam olarak doğru olmadığını fark etmiş olacak ki düzeltti. “Hayır… Daha doğrusu ölemezler…”

‘Bakışları buz gibi…’ Boğaç’ın o anda düşünebildiği tek şey buydu. Önünde duran varlığın görüşünü her ne kadar Rene’ye benzese de, yaydığı hava bambaşka bir kişiye ait gibiydi. Evet; ışığı emen gözleri ve saçları, kuzguni siyah kanatları ile bu görünüş Rene’ye aitti fakat duruş şeklinden yüz ifadesine, hatta ve hatta ses tonuna kadar ondan o kadar farklıydı ki Boğaç, onun başka birisi olduğundan neredeyse emindi.

Rene’nin aniden Kama’dan Boğaç’a dönmesi onu düşüncelerinden sıyırıp aldı. “Güneş’in çocuklarından birisi ha?” diye mırıldandı kendi kendine. “Yardım mı edeyim? Tamam öyleyse…” Rene bir süre kendi kendine konuştuktan sonra aniden elini Boğaç’a doğru kaldırdı.

Rene’nin avcunun içinden çıkan düzinelerce kara diken bedenine saplandığında Boğaç tepki bile verememişti. Acıyla haykırmak için ağzını açtığı sırada bir anlığına duraksadı. Hiç acı hissetmiyordu. Sanki bütün bedeni uyuşmuştu. Dövüş sırasında omzunda açılan yara cızırdayarak kapanırken Boğaç, Rene’nin ne yaptığını anlamıştı. Nasıl bir büyü kullandığını bilmiyordu ama bir yandan onu iyileştirirken, diğer yandan hissettiği acıyı baskılıyordu. Kolundaki yarayla birlikte kırık olan birkaç kemiğinin de acısının dindiğini fark etti. “Te-teşekkürler.”

Rene hafifçe gülümsedi. Bu sırada bakışları, arkada duran gençlere kaydı ve “İnsanlar?” diye sordu kendi kendine. Daha sonra dikenleri Boğaç’tan çekerek ejder katilinin üzerine doğru yürüdü. “Zavallı şey… Benim çocuğum olarak doğmuş olsan da Güneş’in tarafına geçmeye zorlanmışsın… Seni bu ıstıraptan kurtaracağım…” Daha sonra tıpkı Boğaç’a yaptığı gibi elini ejder katiline doğu kaldırdı. Bir anda fırlayan dikenler gencin birkaç santim uzağında donakalmıştı. Ejder katili ise bu sırada kılını bile kıpırdatamadı. “Neden bana engel oluyorsun?” diye sordu Rene dikenler kısalıp kaybolurken. Daha sonra bir anda titremeye başladı. Hemen ardından ise tek dizinin üstüne düştü. Birkaç kez başını yere vurduktan sonra nefes nefese kalmıştı. Alnından akan kanlar burnunun iki yanından süzülse de bunu umursamıyormuş gibi Boğaç’a doğru döndü. Gözleri ve ses tonu eski halini almıştı. “Kusura bakma. Ufak bir araya girme sorunu oldu da…”

“Araya girme mi?” diye sorduysa da Boğaç karşılığında bir yanıt alamadı.

Rene cevap vermek yerine derin bir iç çekti ve elini Kama’nın olduğu tarafa doğru kaldırdı. Eş zamanlı olarak etraflarında silik mavi bir küre oluşmuştu. Küre; Rene, Boğaç ve Kama’nın parçalarını içine alıyor olsa da ejderhaları ve üç genci dışarıda tutuyordu.

Boğaç bir anlık bakışla bile bunun tek yönlü bir bariyer olduğunu söyleyebilirdi. Nasıl olduğunu bilmiyordu fakat bir şekilde hissediyordu. İçeriden dışarısı görülebiliyor olsa da dışarıdan içerisi görülemiyordu. Tabii ki kimse de içinden geçemiyordu.

“Boğaç…”

“...?” Rene sesini aniden yükseltince irkildi.

 “Sana bir soru soracağım. Dürüstçe cevap vermezsen ölürsün... Verdiğin cevap beni tatmin etmezse de… Bu durumda da Kama ölür…”

‘Bu ne saçma bir düşünce şekli?!?’ diye bağırmak istedi Boğaç. Fakat Rene’nin yaydığı öldürme isteği o kadar yoğundu ki korkudan ağzını bile açamadı. Boğaç, savaştan savaşa atılan bir şeytandı, krallıkları yok etmiş bir canavar… Yine de Rene karşısında korkuyordu. Ayrıca daha demin taşıyıcıların ölümsüz olduklarını söylemişti. Birkaç dakika öncesinde bunu kanıtlar nitelikte kafasında açılan devasa deliği kapatmıştı da. Kama’yı gerçekten öldürebilir miydi ki? Yerde yavaşça hareket ederek bir araya gelmeye çalışan et parçalarına baktığında bunu yapamayacağını düşünmüş olsa da Rene’nin yeteneklerini sınamak istemiyordu.

Boğaç düşüncelere dalmışken Rene sorusunu sordu. “Kama’nın bu duruma gelmesi benim suçum mu?”

Boğaç öylece kalakaldı. Rene’yi herhangi bir şekilde kızdırmak istemiyordu ve bütün bunların onun suçu olduğunu ona söylemesi Boğaç’a pek de iyi bir fikir gibi görünmüyordu. Tamam, Kama’nın yaptığı şey –her ne ise- belli ki Rene’yi derinden yaralamıştı fakat bu, Rene’nin yaptıklarını haklı çıkarmazdı. Lakin bu Rene’nin olduğu kadar kendisinin de suçuydu. Başta Rene’ye saldırmamış olsaydı Kama muhtemelen kendini kaybetmeyecekti ama Boğaç böyle sonuçlanacağını tahmin edemezdi ki! ‘Lanet olsun, ne cevap vermeliyim?!’

Diğer taraftan düşünürsek de Rene’yi en fazla tatmin edecek yanıtı verebilirdi. Yalan söylerse Rene onu öldüreceğini söylemişti lakin daha önceden kurmuş olduğu çember, yalanla doğruyu ayırmasını sağlayan bir gücü olmadığını gösteriyordu. Yani ustalıkla yalan söylerse bu durumu idare edebilirdi. Ama…

“Evet!” deli cesaretinin nereden geldiğini kendisi bile bilmiyordu ama Boğaç bunu Rene’nin yüzüne karşı bağırarak söylemişti. Daha sonra gözlerini kapayarak kendisini bekleyen kadere hazırlandı.

Rene bir süre duraksadı. Gözleri ve saçları açık bir mor rengine bürünmüştü. “Peki… Onu kurtarabilir miyim?”

“???” Boğaç şaşkın bir şekilde gözlerini açtı. Az önce onu öldüreceğini söylüyorken şimdi de kurtarmak istediğini mi söylüyordu?

Boğaç bir süre cevap vermeyince Rene düzeltti. “Kendimi yanlış ifade ettim. ‘Kurtarmalı mıyım?’ demek istemiştim…”

“Bunu neden bana soruyorsun?” Boğaç durumu tam olarak anlayamıyordu. Rene, Kama’yı kurtarabilecekse neden kurtarmamayı seçecekti ki?

“Kama’yı eski haline getirsem bile bir gün tekrardan savaşmak zorunda kalacağız. O zaman kaybedersem ben… Bütün dünya yok olacak… Ama bir yandan da onu kurtarabilmek istiyorum…” Rene durduğu yerde titremeye başladı. Gözleri dolmuştu. Sanki ağlamamak için direniyordu. “Kama’nın ne olduğunu sen de biliyorsun! İçinde yaşayan şeyi biliyorsun ve… Ve Ben…!” Daha fazla konuşmadı. Gözyaşları toprağı ıslatırken bile hala elini Kama’ya doğru tutuyor ve silahını hazırda bekletiyordu.

“Sen… Kama’dan hoşlanıyor musun?” diye sordu şaşkınlıkla.

Rene bir süre sessiz kaldıktan sonra hafifçe başını onayladı. “Bu sefer onu durdurmuş olabilirim ama… Bir dahakine… Belki de…” Rene göz yaşlarını sildikten sonra devam etti. “Bu yüzden bu seçimi ben yapamam… Kama yaşayacak mı yoksa ölecek mi… Buna ben karar veremem…”

Boğaç sonunda anlıyordu. Rene ondan hoşlandığı için duygularının kararını etkileyeceğini düşünüyordu. Hatta yalnızca Rene değil, Boğaç da bu şekilde düşünüyordu. Bu yüzden Boğaç’a sormuştu.

Boğaç, kısa bir süre düşündükten sonra söyleyeceklerine karar vermişti. İleride Kama tekrardan kendini kaybedecek olursa… Eh, bunu da o zaman düşünmeleri gerekecekti. “Sevdiğin birisini koruman bütün dünyayı karşına almaya değer… En azından ben öyle düşünüyorum…”

“Anlıyorum…” Rene elini indirip saf karanlıktan oluşan tırpanı yere bıraktı. Daha sonra Kama’ya doğru yürümeye başladı ve “O zaman… Ben geri gelene kadar bedenimi korur musun?” diye sordu nazikçe. Ardından Kama’ya –ya da ondan arta kalanlara- doğru eğilip bir parçasına dokundu. Bunu yaptığı anda ipleri kesilmiş bir kukla gibi yere yığılıp kalmıştı.

X                     X                     X                     X                     X                     X

Gözlerini tereddütle açtığında düştüğünü fark etti. Geçen seferki gibi hiçbir şeyi göremeyeceğinden ya da o kadar yolu tekrar tırmanmak zorunda kalacağından korkmuş olsa da doğrudan hortumun üzerine düşüyordu.

Rene, hortumun üzerine çakılmadan önce dengesini sağladı ve hasarı olabildiğince azaltmaya çalıştı. Düştüğünde ise ne canı yanmış ne de yaralanmıştı. Bir anlığına şaşırmış olsa da buranın Kama’nın zihni olduğunu hatırlaması hem bu tarz şeylerin normal olduğunu hem de buraya geliş sebebini tekrardan anımsamasını sağlamıştı. Önce hafif adımlarla başlayan koşuşu birkaç saniye içinde tam hızına ulaştı. Hedefinde, hortumun merkezinde bulunan büyük kütle vardı. Kama orada olmalıydı. “Bu sefer işleri batırmayacağım.”

‘Az önce yaptığın şey yüzünden seni affetmeyeceğim!’ Ay’ın sesi kelimenin tam manası ile zihninde yankılanmıştı.

“Seni durdurduğum için bana teşekkür etmelisin.” Dedi Rene.

‘O çocuğu kurtarabilirdim!’

Rene başının ağrıdığını hissederken istemsizce güldü. “Bana sorarsan ejder katilinin gücünü alman onun hiç hoşuna gitmeyecekti.”

‘Saçmalık! Benim çocuklarımdan birisi Güneş’inkiler gibi davranmaz! O ejderhalar kanlarını içirmek için onu zorlamış olmalı!’

“Öyleyse şöyle yapalım… Gerçek dünyaya döndüğümüzde o çocukla konuşman için sana bir şans vereceğim. Eğer o da istiyorsa güçlerini alabilirsin.”

‘Kabul ediyorum!’

“Ama! Kendisi istemez ise…”

‘Kabul ediyorum!’ diye tekrarladı Ay.

“Ve onunla konuşurken onu tehdit edemezsin…”

‘Tehdit etmeye ihtiyacım olmayacak. Çocuklarım her zaman benim istediğimi yapar…’

Bu sözlerden sonra Ay’ın varlığının kaybolmasını beklemesine rağmen orada kalmaya devam etmişti.

“Söylemek istediğin başka bir şey mi var?” diye sordu Rene.

‘Gündüzün taşıyıcısını oradan nasıl kurtaracağını biliyor musun?’

“Oraya vardığımda düşünürüm.”

‘Oraya vardığında düşünecek zamanın olmayacak.’ Diye karşılık verdi Ay.

Garip bir şekilde Ay bugün duygusal davranıyordu. Önce Rene’den kibarca bir şey istemesi, daha sonra hiç de ona uymayan bir şekilde agresifleşmesi ve şimdi de verdiği bu tepkiler… Yalnızca Rene’ye mi öyle geliyordu yoksa o… Değişiyor muydu?

“Böyle konuştuğuna göre bir yolunu biliyor olmalısın.” Dedi Rene.

‘Hortumun enerjisini içine çekmelisin.’ Dedi Ay.

Rene bir anlığına duraksadı ve olduğu yerde kaldı. Ay az önce yaptığı şey için ondan intikam mı almaya çalışıyordu? “Bunu denediğim anda hortumun beni parçalayacağını biliyorsun, değil mi?”

‘Evet… Ama başka yolu yok…’

“Dedim ki, bunu yapamıyorum… Olmuyor, imkansız…”

‘İmkansız değil, yalnızca hepsini bir seferde içine çekmen gerek…’

“O daha da imkansız!” diye karşılık verdi Rene. Bir süredir yerinde durduğundan siyah dumanlar çevresini sarmaya başlamıştı. Henüz merkezden uzak olduğundan Rene’yi pek umursuyor gibi görünmüyorlardı fakat yavaş da olsa onu çevrelemeye çalışıyorlardı.

‘Ortasından, Kama’nın olduğu yerden yapmalısın…’ Ay bir an duraksadıktan sonra tekrar konuştu. ‘Sana yalan söylemeyeceğim… Bu çok ama çok canını yakacak…’

“Ölmekten daha mı çok?” diye sordu Rene. Daha az önce ölmüştü ve bir daha öyle bir acıyı yaşamak istemiyordu.

‘Birkaç kat daha fazla…’

“Ne?!?” Rene çığlık attı.

‘Ama sanırım Kama’yı kurtarabilmenin başka bir yolu yok…’

“Ama geçen sefer onu aşağı indirmen yeterli demiştin!”

‘O zaman enerji tamamen Kama’yı ele geçirmemişti.’ Dedi Ay sakince. Fakat Rene, Ay’ın bundan zevk aldığını biliyordu. Şu ana kadar söylediklerinin hiçbiri yalan olmasa da Kama’yı kurtarmanın başka bir yolu daha olmalıydı. Yalnızca Rene bunu bilmiyordu. İşin kötü tarafı öğrenmeye ayıracak zamanı da yoktu.

“Yani bu şekilde benden intikam alıyorsun, değil mi?” diye sordu Rene. Bunu sorarken yüzünde istemsiz bir sırıtma belirmişti. “Kama’yı kurtarmak için acı çekmemi istiyorsun…”

‘Belki öyle, belki de değil… Yapacak mısın?’

Rene dişlerini o kadar çok sıkmıştı ki neredeyse kırılacaklardı. Daha sonra kendini toparlayarak derin bir nefes aldı. “Öyleyse düşünülecek çok fazla bir şey yok… Neden olduğum sorunu çözme vakti…”

Kısa bir süre sonra Kama’nın bulunduğu yere varmıştı. Siyah bir duman Kama’nın bütün bedenini kaplamış, hareket etmesini engelliyordu. Yalnızca göğsünün üstü ve başı açıkta kalmıştı fakat o da gözleri kapalı bir şekilde bekliyordu.

Rene onu görünce istemsizce adını haykırdı. “Kama!”

“Rene?” Kama yavaşça gözlerini kırpıştırdı. Sonra bir anda panikledi. “Neden geri döndün?!?”

Rene cevap vermek yerine gücünü arttırdı ve daha da hızlandı. Artık o kadar hızlı bir şekilde hareket ediyordu ki siyah dumanlar ona yaklaşamıyordu bile. Birkaç saniye içerisinde Kama’ya dokunabilecek kadar yaklaşmıştı. Tam o anda Kama’nın etrafını saran hortumdan onlarca diken uzayarak Rene’yi şişledi. Hiçbir acı hissetmese bile yaşadığı bu sürpriz saldırı yüzünden Rene şaşırmıştı. Fakat bu şaşkınlığı yalnızca bir an sürdü. Aslında bu durum tam da istediği şeydi.

İki eliyle birlikte kendisine saplanan dikenlerden en büyüğünü yakaladı ve Kama’nın sorusunu yanıtladı. “Senin için geri döndüm…” Daha sonra bir an birle tereddüt etmeden bütün enerjiyi içine çekti.

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
Redafornv2 (1262 puan) Üye
2020-05-23 03:49:20
Ölümsüzlerin aşkı da bi başka oluyormuş... Eline sağlık yazar_sama