Beyazın Karanlığı

23 Mayıs 2020
Çeviri: .K
Düzenleme: .K
104 Görüntülenme
Bu bölümü 0 Kişi beğendi.
Cilt 1

Şeytan, canavara karşı

“Yani diyorsun ki bir zihin savaşına daha girdiler…” dedi Alaz bıkkın bir şekilde.

“Öyle düşünüyorum…” diye karşılık verdi Boğaç oturduğu yerden. “Sonuçta bedenini korumamı istedi. Ve bir süredir ikisi de kıpırdamıyor.” Rene dizlerinin üzerine çökmüş bir halde Kama’nın başında bekliyordu. Bilincini kaybettikten birkaç saniye sonra etrafındaki bariyer bozulmuştu. Bu sırada Kama’nın bedeni tamamen yenilenmiş ve eski haline dönmüştü.

Ejder katili sıkıntıyla iç çekti. “Onca yolu gelip onu bulmuş olsak bile hala onunla konuşamıyoruz…”

“Bu arada amca… Sen kimsin?” diye sordu kız.

“Amca mı? O kadar yaşlı değilim ben!” dedi Boğaç sahte bir sinirle. Yani en fazla 25 yaşında gibi gösteriyordu dışarıdan.

“Değil misin? Büyü akışına bakınca en azından dört yüz yaşında olduğunu sanmıştım.” Dedi kız. “Bu da seni oldukça yaşlı yapıyor…”

‘Kim bu kız?’ diye düşündü Boğaç istemsizce. Birisinin büyü akışına bakarak kaç yaşında olduğunu tahmin edebilmek normalde imkânsızdı. Her ne kadar tahmini tam olarak doğru olmasa bile bu konuyu daha sonra araştırmak için aklının bir köşesine not aldı. “Belki bedenim yaşlı olabilir ama ruhum genç!”

Kız anlamamış bir bakış attı. “Bedenin yaşlıyken ruhun mu genç? Nasıl oluyor ki bu?” verdiği tepkiye bakılırsa anlamadığı konusunda şaka yapmıyordu.

“Yani, hala genç gibiyim anlamında…” Kızla bir süre bakıştıktan sonra açıklamanın imkansız olduğunun farkına vardı. “Aaah… Boşver.”

Ejder katili “Yani kimsin?” diye tekrarladı kızın az önce sormuş olduğu soruyu.

“Ben, İllea ülkesinin kralı, Ardalgus ve Brenya’nın fatihi 1. Boğaç!” diye kendini gururla tanıttı.

“Ben Alaz.”

“Ben Rima.”

“Ben Alperen.” Üçü de kendini hızlıca tanıttı.

“Bekle, bu İllea’nın kralının aslında bir şeytan olduğu anlamına mı…” Rima’nın sözleri aniden Rene’nin salmaya başladığı büyü gücü ile kesilmişti.

Öylesine muazzam bir enerji yayıyordu ki etrafa Kama’nın az önce sahip olduğu enerjiyi bile katlıyordu. “Umarım şimdi de o delirmez.” Dedi Boğaç. “Az önceki gibi bir savaşa bir kez daha girmek istemiyorum…”

Fakat Boğaç’ın tahmininin aksine Rene, birkaç saniye sonra sağ omzunun üzerine doğru devrildi. Bununla birlikte etrafa yaydığı enerji de neredeyse sıfıra inmişti. Hemen ardından da zaten beyaz olan ten rengi iyice açılmıştı. Sanki ölü gibiydi.

Boğaç ona ne olduğunu hemen anlamıştı. Büyü zehirlenmesi… Bir insan elementleşmemiş büyü saldırılarından çok fazla hasar aldığında bu hastalığa yakalanırdı. Müdahale edilmediğinde kesin ölüme sebep olan bir hastalık. Tedavisi çok kolaydı fakat hızlı yapılmalıydı.

Kendi kendine ‘Rene ölümsüz olduğundan onun için sorun oluşturmayacağını düşünüyorum.’ Dese de normal bir insanın birkaç saat ömrü kalmış olurdu.

Boğaç kontrol etmek için yaklaştığında…

X                     X                     X                     X                     X                     X

Her tarafı ağrıyordu. İçinde bulunduğu sonsuz karanlıktan kurtulduktan sonra hissettiği ilk şey bu olmuştu. Yavaş yavaş duyma duyusunun da yerine geldiğini hissediyordu. Sanki bir rüyada gibiydi.

“Umarım şimdi de o delirmez.” Dediğini duydu Boğaç’ın yankılanan bir sesle. “Az önceki gibi bir savaşa bir kez daha girmek istemiyorum…”

‘Rene…’ oradan ayrılmadan önce Rene bir şey yapmıştı. Yaptığı şeyin tam olarak ne olduğunu bilmese de bir anlığına aldığı durumu görebilmişti. Aniden üzerindeki derinin tamamı soyulmuş, eti parçalanmış ve bütün bedeni kanlar içinde kalmıştı. O anda attığı çığlığı hala aklından çıkaramıyordu.

‘Uyanmam gerek… Yoksa Boğaç… Onu… Öldürecek…’ Boğaç’ın neden Rene’ye saldırdığını bilmese de buna kalkıştığı anda onu düşmanı olarak belirlemişti. Ve kendine geldiği gibi onu yok edecekti.

‘Uyanmam gerekiyor…’ Bedenine hareket etmesi için resmen yalvarıyordu. Kendisine yaklaşan adımları duyarken hareket etmek için çırpındı. ‘Ayağa kalk!!!’

Aniden bütün dünyası aydınlanmıştı. Derin bir nefes alarak ayağa fırladı ve etrafına hızlı bir bakış attı. Rene yerde yatıyor, etrafta ejderha cesetleri kaynıyordu. Gemide gördüğü manzaranın bir değişik şekli gibiydi sanki. Tek fark buradaki manzaraya yeni kişiler eklenmişti.

Yaşlarının kendininkilere yakın olduğunu tahmin ettiği üç genç ve Boğaç şaşkın bakışlarla Kama’yı izliyordu.

Her ne kadar doğrudan Boğaç’ın boğazına atlamak istiyor olsa da şu anda Rene’nin durumu ondan öncelikli hale gelmişti.

‘Sakin ol…’ İlk taşıyıcının sesi tekrardan zihninde bir uyarıcı gibi belirmişti.

Kama İlk taşıyıcının sesini umursamayarak Rene’nin üzerine eğilerek hayati durumlarını kontrol etti. Kalp atışı, vücut sıcaklığı ve benzeri… Bunların önemini İlk taşıyıcının sahip olduğu bilgilerden öğrenmişti.

‘Boğaç’a kızma. O aslında…’

‘Beni orada yalnız başıma bıraktın…’ Kama, İlk taşıyıcının sözünü kestiğinde Rene’nin kontrolünü bitirmişti. Soluk ten renginin sebebi, yüzeysel kılcal damarlarda çatlamalar sebebiyle ağız, burun ve gözlerde oluşan kanamalardan fazlası olmalıydı. Çok fazla kan kaybetmiş gibi görünmüyordu. Saçları her zamanki gibi siyahtı ve ışığı emiyordu, bu da güçlerini kullanabildiğini gösteriyordu. Bütün bunlarla birlikte kalbi hem çok zayıf hem de çok seyrek atıyordu. Kama ilk kontrol ettiğinde onun ölmüş olduğunu düşünecekken hissettiği ufak nabız onu umutlandırmıştı. ‘Yine de dakikada on çok düşük bir sayı…’

‘Üzgünüm…’ İlk taşıyıcı birkaç dakikanın ardından yanıtlamıştı. ‘Yardıma gelemedim…’

‘Rene’nin durumu iyi mi?’ Kama bunu sormak zorunda olduğunu biliyordu. Her ne kadar bazı şeyleri biliyor olsa bile atladığı en ufak ayrıntıyla bile Rene’yi tehlikeye atmayı istemiyordu.

‘Senden zorla çektiği olağanüstü enerji ruhunu derinden yaralamış olmalı.’

‘Ruhunu mu?’ Kama paniklememeye çalışsa bile bu konuda elinden bir şey gelmiyordu. ‘İyileştirebilir miyim?’

‘Birkaç saati, belki de birkaç günü bulabilir ama kendi kendine iyileşeceğini düşünüyorum.’

‘Düşünüyor musun, yoksa umuyor mu?’

‘Düşünüyorum…’

Kama sonunda rahat bir nefes verdi. Daha sonra yaklaşık on dakikadır kendisini izleyen kişilere dönerek sert bir bakış attı. Gözlerinin önünde kadim dilden bir nehir akmaya başlamıştı fakat Kama tek bir tanesine odaklandı. O kelimeyi çekip aldı ve gücünü idrak etmeye çalıştı. Daha sonra alçak sesle tek bir kelime söyledi… “Kaybolun…” Her ne kadar kelimenin gücünü tam olarak kullanabilecek kadar onu anlamasa da karşısındakileri geri çekilmeye zorlayabileceğini düşünüyordu.

Aslında dövüşerek de onları burayı terk etmeye zorlayabileceğinden adı kadar emindi. Fakat Rene’nin karmaşaya yakalanmasını istemiyordu. Zihninde yapmış olduğu günlerce süren çatışma sonucunda büyü yapmayı ve savaşmayı kendi kendine öğrenmişti. Her ne kadar yıllarını savaşla geçirenler kadar bu konuda bilgili olmasa da sahip olduğu güç onlarınkinden kat kat daha fazlaydı. Ve bu güç ile bilgi açığını kapatabileceğini düşünüyordu.

Boğaç, Kama’nın ağzından çıkan sözcüklere direnerek konuştu. “Kama… Ben…” diye başladı cümleye.

“Özellikle de sen…” Fakat Kama devam etmesine izin vermemişti. “Rene’ye saldırdıktan sonra karşımda dikilmeye devam ediyorsun…”

‘Kama sakinleş!’ İlk taşıyıcının sesi bir baş ağrısıyla birlikte zihninde yankılandı.

‘Kes sesini!’ Kama’nın hırlarcasına gönderdiği düşüncenin ardından İlk taşıyıcı’nın varlığı neredeyse silinmişti.

“Orada seni kurtarmak için Rene’ye!… Onu yaptım.”

“Burada bir dakika daha kalırsanız kurtarılmaya ihtiyaç duyan taraf siz olacaksınız!”

“Kara ejderle konuşmadan bir yere ayrılmıyoruz.” Dedi sarı saçlı genç. Kama ise anında kanadını savurarak keskin tüylerden bir sağanak başlatmıştı. Fakat hedefi önündeki kişi değil, aralarındaki zemindi.

“Fikrini değiştirmek ister misin?” diye sordu Kama yüzlerce tüy zemine saplandığında.

“Fikrimi değiştirebileceğini mi düşünüyorsun?” diye sordu genç belinden kılıcını çekerken. Aynı anda kız yayına birkaç ok birden yerleştirmiş ve diğer genç de garip bir duruş almıştı.

“Az önceki kadar güçlü değil. Onu yenebiliriz.” Dedi kız.

“Denemesi bedava değil.” diye kışkırttı Kama. Tırnakları uzayıp kalınlaşırken tüyleri tekrardan çıkmıştı. “Ödeme olarak canınızı alacağım!”

“Yeter!” diyerek Boğaç araya girdi en sonunda. “Hepiniz çocuk gibi davranıyorsunuz!” Kama, boynuzları arasında tehditkâr bir enerji topu hazırlamaya başladığında uyaran bir ses tonu ile devam etti. “Rene’nin çapraz ateşte kalmasını mı istiyorsun?”

Kama bir an düşündükten sonra enerji topunu dağıttı ve tekrarladı. “Buradan ayrılmazsanız sonunuz kötü olacak.”

 “Önce söyleyeceklerimi dinle.” Dedi Boğaç. “Eğer hala yaptıklarımın yanlış olduğunu düşünecek olursan ayrılacağım.”

“Hiçbir yere gitmiyoruz!” dedi kızıl saçlı genç.

“Araya girip durma.” Diye kız azarladı onu.

Boğaç birkaç saniye düşündükten sonra konuşmaya başladı. “Sen ejderhaları öldürmeye uğraşırken Rene ile konuştum ve onunla yaptığın anlaşmayı öğrendim…” Bir süre Kama’nın bir tepki vermesini beklese de Kama hiçbir şey söylemedi. Bu yüzden devam etti. “Öldürdüğün herkesin acısını taşıdığını bilirken daha fazla öldürmene izin veremezdim…”

“Bu yüzden mi Rene’yi öldürmeye çalıştın?” diye sordu Kama sakin bir şekilde. Ses tonu her ne kadar ‘Şu anda oldukça sakinim’ dese de bakışlarının öldürmek için yanıp tutuştuğunu biliyordu.

“Hayır… Onu öldürmeye çalışmadım. Senin söylediklerinden sonra öyle bir saldırıdan yara almadan kurtulabileceğini düşünmüştüm…”

“Yani…” Kama yapmış olduğu birkaç saniyelik beyin fırtınasının ardından Boğaç’ın Rene’ye saldırmasının sebebini anlamıştı. Bununla birlikte bütün öfkesi üzerine bir kova su boşaltılmış mum gibi sönmüştü. “Yalnızca ejderhaları bırakıp sana saldırmam için mi bütün bunları yaptın?”

“Evet…”

“Bekle, Kara ejderi o hale getiren kişi sen miydin o zaman?” diye sordu ejder katili arkadan.

“Şey, o konuda…”

“Bize yalan söyledin!” diye çıkıştı arkasından sarı saçlı çocuk.

“Gerçeği söyleseydim doğrudan bana saldırmaz mıydınız?” diye sordu Boğaç. “O sırada zaten daha büyük sorunlarım vardı.”

“Gördüğüm kadarıyla çocuklar zaten savaşmaya oldukça meraklı.” Diye yorum yaptı Kama aradan.

“Bunu söyleyebilecek konumda değilsin.” Dedi kız.

“Her neyse!” Boğaç tartışmaya nokta koyduktan sonra Kama’ya döndü ve sordu. “Kama… Bütün bunları yapma sebebimi bildiğin halde hala benden nefret edecek misin?”

“Tek bir şey soracağım.” Kama kısa bir süre düşündükten sonra devam etti. “Bütün bunları niye yaptın?”

“Niye yaptığımı söyledim ya. Çünkü Rene…”

“Hayır, onu kastetmiyorum. Bunları yapmakla eline ne geçti?” Boğaç’ın bütün bu şeyleri bir çıkar gütmeden yapmış olduğuna inanmak zordu.

Boğaç tereddütsüz cevap vermişti. “Bir dosta yardım ediyor olmak yeterli bir kazanç bence…”

Eğer onun yerinde olsaydı Kama da tıpkı Boğaç’ın yaptığı gibi yapardı; Bunu hiç düşünmeden söyleyebilirdi. Karşılığında bir şey kazanmıyor olsa bile yalnızca yardım etmek için yardım etmek… Babası Kama’yı böyle yetiştirmişti… Yine de dünyanın nasıl işlediğini az çok bilen Kama, kendisinden başka birinin böyle davranabileceğini hayal bile edemiyordu.

Yüzü, geçmişte –Kama’ya göre günlerce önce- yapmış olduğu hatanın suçluluğuyla kızardı. Boğaç ona yardım etmeye çalışmıştı, fakat Kama onu bir an bile dinlemeden ona saldırmış, hatta öldürmeye çalışmıştı. Üstüne şimdi Kama’dan onu affetmesini istiyordu… “Şey… O zaman… Tamam…”

“Yani beni affediyor musun?”

Kama bakışlarını bir an kaçırsa da kendini toparladı. “Burada sorulması gereken asıl soru şu: Sen beni affedebilecek misin?”

“N’için?” diye sordu Boğaç.

“Şey, hani… Seni öldürmeye çalışmıştım ya…”

“Ha, o mu? Onu dert etme.” Boğaç gülerek yanıtladı. “Daha önce de beni öldürmeye çalışan yüzlerce kişi oldu… Birçoğu yerini dolduramayacağım dostlara dönüştü en sonunda.”

‘Dost…’ Demek Boğaç, Kama’yı bu şekilde görüyordu. İçinden daha önce hiç konuşmamış olduğu birçok dilde küfür etti. Yaptıklarına… Aptallığına…

Boğaç ona bağırmış olsa, öfkelense, hatta yaptıkları için Kama’dan nefret ediyor olsa; o zaman her şey çok daha kolay olacak gibi hissediyordu. Bunun yerine basitçe affetmiş olması… Yalnızca canını yakıyordu. Boğazına büyük bir yumrunun oturduğunu hissetti.

“Yani artık bize saldırmayacak mı?” diye sordu kızıl saçlı çocuk. Kama’nın yeni fark ettiği üzere göğsünde garip, parlak bir sembol vardı.

“Ortamı bozmasana!” diye fısıldadıktan sonra kız, az önce konuşan kişiyi geri çekti.

“Bu arada… Bunlar kim?” diye sordu Kama ilgisizce.

“Ben Alaz.”

“Ben Alperen.”

“Rima...” Gençler kendilerini tanıttıktan sonra kız sordu. “Sen?”

“Ben Kama, Gündüzün taşıyıcısı olarak da biliniyorum...

Peki… Burada ne yapıyorsunuz?”

“Kara ejderle konuşmaya geldik.” Dedi Alaz.

Kama bir anlığına tedirgin olmuş olsa da kendini toparladı. Bu insanlar şu ana kadar ona veya Rene’ye saldırmadıysa, şu andan sonra da saldırmaları için bir sebep yoktu.

Rima, Kama’nın tedirginliğini fark etmiş olacak ki “Düşman değiliz.” Diye ekledi. “Yalnızca onunla konuşmak istiyorduk; ve…”

“Ve?” Kama tekrarladı.

“Ve bizi eğitip, eğitemeyeceğini sormak…” Alperen, Rima’nın yerine tamamladı.

“Şey, şu anda da gördüğünüz üzere kendisi müsait değil.” Kama samimi bir gülümseme yerleştirmeye çalıştı yüzüne.

“Sorun değil, bekleyebiliriz…” Alaz yanıtladı.

“Ama çok uzun sürebilir.”

“Zamanımız var.” Alaz ısrar etti.

“Çok ama çok uzun süre beklemeniz gerekebilir.” Diye ekledi Kama.

“Çok fazla zamanımız var.” Diye karşılık verdi Alaz da.

“Bu arada Kama,” Boğaç konuşmanın arasına dalarak baş parmağı ile Rene’yi işaret etti. “Rene’nin hastalığını çözebileceğimi düşünüyorum.”

“Hastalık mı?” diye sordu Kama. Ruhuna gelen zararı düzeltebilir miydi yani?

“Evet, büyü zehirlenmesi denilen bir rahatsızlık. Burada hiçbir şey yapamam. Fakat gemide yeteri kadar nacotu var.”

“Nacotu mu?”

“Rene’yi iyileştirecek bitki diyebiliriz.”

“Ve gemiyi de denizin ortasına bırakmıştık, değil mi?”

“Evet.”

“Hah…” Kama hüsranla iç çekti. “Bulmamız çok kolay olmayacak gibi.”

“Sorun değil, elimle koymuş gibi bulabilirim.”

“Aslında Rene’yi yerinden kıpırdatmasak daha iyi ola…” Kama’nın sözü, birbiri ardına gelen ejderha kükremeleri ile kesildi. Uçan adanın gölgesi yavaşça üzerlerine düşerken ejderhalar adaya doğru ilerliyordu. Başlarını da daha önceden Kama ile konuşmuş olan kızıl renkli ejderha çekiyordu.

Kama bir anlık duraksayarak etrafına bakındı. Ejderha cesetleri bütün adayı kaplıyordu ve bunu yapanın kim olduğu hakkında şüphe şüphesi yoktu. “Sanırım intikam istiyor…” diye mırıldandı.

Kendini tamamen kaybetmeden önceki durumunda olsa ejderhalarla hiç korkmadan yüzleşebilirdi. Bir veya iki tane olsalardı onları şimdi de yenebilirdi ama şu anki durumunda –Rene’yi koruyorken- onca ejderha ile savaşması imkânsızdı.

Ejderhalar alçaldıktan sonra yere inmeden bir süre bekledi. “Gündüz’ün taşıyıcısı…” kızıl ejderha konuştu. “Az önceki kaba davranışımız için affınızı diliyoruz.”

‘Ne?’ Kama kendini zor tutarak bu tepkinin ağzına yansımasına engel oldu.

“O kadar güçlü olduğunuzu bilmiyorduk… Fakat şimdi gücünüzü gördük ve idrak ediyoruz… İzninizle adaya inip hayatta kalabilen soydaşlarımıza yardım etmek istiyoruz…”

“Yani Rene-şey kara ejderden intikam almak istemiyor musunuz?”

“Yakın bir zamana kadar en büyük arzularımızdan birisi bu olsa da türümüzün devamlılığı önceliklidir. Savaşımızı kazanan taraf sizsiniz ve hepimizi öldürmek isterseniz bu sizin hakkınız. Fakat bizi öldürmeseniz bile yaralılara yardım etmemize izin vermezseniz hiç şüphesiz ejderhaların nesli tükenmeye noktasına gelecektir.”

Kama adada hala üzerlerinden dumanlar tütmekte olan ejderhalara bir bakış attı. Toplamda 500 veya 600 tane ölü yada yaralı vardı. Bu kadar sayı bile ejderhaların türünü tehlikeye atacak kadar fazlaysa durumları oldukça vahim olmalıydı. Ama…

“Önce saldıran taraf sız olmanıza rağmen böyle bir şeyi istemeye hakkınız olduğunu mu düşünüyorsunuz?”

“Kama…” Boğaç yanına gelip fısıldadı. “Biliyorum, ejderhalarla az önce yaşadığın şeyler pek hoş değildi. Ama bir soykırım yapmak… Buna dayanabilir misin bilmiyorum…”

Kama bir anlığına duraksadıktan sonra kararını verdi. “Haklısın… Bir ırkın neslini kurutmak şu anda altına giremeyeceğim bir yük…” diye mırıldandı yalnızca Boğaç’ın duyabileceği kadar kısık bir sesle “Ayrıca şu anda hepsiyle birlikte savaşacak kadar güçlü değilim.”

“Yani, o da var ama ben bir taşıyıcı olduğun için söylemiştim.”

“Nasıl yani?”

“Yani, birilerini öldürdüğün zaman onların acısını da hissediyorsun ya… Ve bütün o ejderhaları yaralayan kişi de sensin… Teknik olarak öldüklerinde onları öldüren kişi sen olacağın için acıları da doğrudan sana geçmeli, diye düşünüyorum.”

Kama, daha önce öldürdüğü tek bir ejderhadan gelen acıyı düşününce soğuk terler dökmeye başladı. Etrafındaki ejderha sayısını düşününce katlanacağı acı hiç de azımsanacak nitelikte olmayacaktı.

Gözlerini kapadıktan sonra kısa bir süre kendini sakinleştirmeye harcadı. İlk yaşıyıcı, ‘etkilediklerinin’ acılarını hissettiğini söylemişti. Bu özelliğin bir menzili olduğunu umuyordu. Onların adaya inmesine izin vermesi ilk bakışta en mantıklı karar gibi gözükse de Rene hala savunmasız bir şekilde burada yatarken bunun riskli bir karar olacağını düşündü.

En başta danışmak için İlk taşıyıcı’ya seslenmiş olsa da cevap gelmediğinde Boğaç’a sordu. “Rene’yi hareket ettirmemizin sorun olmayacağından eminsin, değil mi?” Daha önceden onu gemiye götürmelerini teklif eden Boğaç olmuştu.

“Evet, büyü zehirlenmesi daha çok enerji akışıyla ilgili bir rahatsızlık olduğundan…”

“Tamam, tamam. Bu kadarını bilmem yeterli.” Kama aceleyle Boğaç’ın sözünü kesti. Sonuçta zamana karşı yarışıyorlardı. Eğer bu ejderhalar hızla tedavi edilmezse Kama, sonunun oldukça vahim olacağını hissediyordu. “Hey… Iııhh… Kırmızı ejderha. Arkadaşlarınızı alabilirsiniz.” Ejderha tam adaya inecekken Kama ekledi. “Ama, bir daha kara ejdere saldırmamanız şartı ile.”

“Bu… Peki…” Kızıl ejderha sıkıntılı bir şekilde kabul etti.

Ejderhalar teker teker adaya inmeye başladığında Kama, ejderhaya dönüşmeyi denedi. Zihninde yapmış olduğu o savaş sayesinde bir taşıyıcı olarak güçlerini çok daha iyi kullanabileceğini, hatta bazı basit büyüleri bile yapabileceğini biliyordu. Henüz denememişti ama içgüdüsel bir şekilde bunu başarabileceğine inanıyordu.

Etrafı kaplayan duman gözlerini kör etti. Kollarının uzadığını, yeni uzuvlar kazandığını hissediyordu. Birkaç saniye sonra duman dağıldığında ortada bembeyaz pullara sahip zarif bir ejderha duruyordu.

Teoride kuyruğunu istediği gibi kullanabilmesi gerekiyordu. Hatta bunu biraz da olsa yapabiliyordu. Lakin gücünü tam olarak ayarlayamadığından Rene’yi ezmesi işten bile değildi. Bu yüzden Boğaç’tan yardım istemeye karar verdi.

‘Rene’yi üstüme taşıyabilir misin?’ Kama, Rene ile konuşurken kazandığı alışkanlıkla Boğaç’a seslendi zihinden. Hemen ardından da Boğaç ile aralarında hiçbir bağ bulunmadığından ona düşüncelerini yollayamadığını hatırladı.

“Tamam?” Boğaç şaşkınlıkla cevap verdiğinde Kama da şaşırmıştı. Söylediklerini duyamamış olması gerekiyordu. Yine de bunu daha sonra düşünmeye karar vererek kanadını aşağıya indirdi.

Boğaç, Rene’yi kucağına alıp tek bir hamlede Kama’nın üzerine sıçradı. Fakat Rene’yi üzerine koymak yerine kucağında tutmaya devam etti ve boyun kısmına yakın bir yere oturdu. “Rene’yi bırakırsam üzerinden kayar.” Diye belirtti hemen ardından.

Kama, uçmak için kanatlarını gerdirdiği sırada arkasından Alaz’ın seslendiğini duydu.

“Bekle! Bizi de al!”

Alperen de ardından ekledi. “Kara ejderle konuşmamız gerekiyor!”

Aslında Kama’nın hiç durmaya niyeti yoktu fakat Boğaç eğilerek “Onları da alalım. En azından onlara bu kadarını borçluyum.” Dedi.

‘Ne demek istiyorsun?’

“Üçü de seni durdurmaya çalışırken bana yardım ettiler. Hala hayattaysam bunun sebebi onlar.”

Bu bariz bir yalandı. Ses tonundan, yüz ifadesinden, her şeyinden Kama bunu anlayabiliyordu. Kendini kaybetmeden önce bile ne kadar güçlü olduğunu bilen Kama, o çocukların kendisine engel olabilecek kapasitede olmadığını biliyordu. Boğaç ölümün eşiğine gelmiş olsa bile onu kurtaran kişi bu üçünden birisi olamazdı. Bu durumda ya kendi kendine kurtulmuş yada Rene kurtarmış olmalıydı.

‘O çocuklar için yalan söylüyorsan bunun iyi bir sebebi vardır…’ Kama kanadını tekrardan indirerek başıyla tırmanmalarını işaret etti. Boğaç bir an duraksadıktan sonra başını salladı. Yalan söylediğini kabul ediyordu yani. ‘Peki sebebi ne?’

“Yalnızca hikayelerini merak ettim.” Boğaç sırıtarak yanıtladı.

Kama da Boğaç’ın bu cevabı karşısında kahkaha attı –kükredi-. ‘Sana kişisel düşüncemi söyleyeceğim. Onlardan hiç hoşlanmadım.’

“Ben de insanları tanımadan yargılamaktan hoşlanmıyorum. Bu yüzden önce onları dinlemen gerektiğini düşünüyorum. Çok sıkı dostlar haline gelebileceğinizi tahmin ediyorum ki bu yüzden bizimle gelmeleri gerekli.”

‘Bekle, hani hikayelerini merak ettiğin içindi?’

“Şey, o da var ama… Yani bilirsin…”

‘Onlarla mucizevi bir şekilde arkadaş olabileceğimi düşünmüyorsun, değil mi?’  Boğaç cevap vermeyince devam etti. ‘Bak farz edelim ki kötü insanlar değiller, hatta bu dünyadaki en iyi insanlar grubunu oluşturuyorlar. Yine de bu, onları öldürmeye çalıştığım gerçeğini değiştirmez. Bir dakika önce öldürmeye çalıştığın kişilerle… Ne biliyim, arkadaş falan olamazsın!’

“Olabilirsin.” Diye karşılık verdi Boğaç imalı bir bakışla.

‘Ama sen farklısın… Ahh, neyse, boşver. Rene ile konuştuktan sonra onlardan ayrılabiliriz.’

Üçlü üzerine tırmandıktan sonra Kama kanatlarını gerdirdi. “Hey, siz… Sıkı tutunsanız iyi edersiniz. Düşerseniz sizi almak için durmam.”

Birkaç saniye içinde yerden metrelerce yükselmişti. Fakat daha önce kendi başına gelenleri hatırlayarak çok yükseğe çıkmadı. “Gemi ne taraftaydı?”

“Bu tarafta.” Boğaç eliyle işaret ettikten sonra cevapladı. Birkaç saniye tereddüt ettikten sonra birden “Değiştin.” Dedi. “Hem de çok hızlı bir şekilde.”

‘Nasıl yani?’

“Eskiden o ejderhalar sana bağışlanmak istediklerini söyleseler hemen onların isteğini kabul eder, hatta bir de üstüne özür dilerdin.”

‘Abartıyorsun.’

“Şimdiyse… Yani olanlar ortada. İşin ucu sana dokunmayacak olsa bütün ejderhaları öldürmekten çekinmeyecek gibi duruyordun.”

Kama bunun için bir şey söylemedi. Yalnızca Boğaç’ın gösterdiği tarafa doğru uzaklaşırken bir anlığına başını çevirip arkasında kalan adaya baktı.

“Bir şey mi unuttun?” diye sordu Boğaç.

‘Yalnızca haklı olabileceğini düşünüyordum. Bu kadar kısa sürede ne kadar çok şey yaşadığıma baksana. Dünyada benim haricimdeki tek taşıyıcı ile karşılaştım, evimi ve sevdiğim her şeyi arkamda bırakarak onunla birlikte bir yolculuğa çıktım. Bir şeytan kralı ile dost oldum…’

“Eski, şeytan kralı.” Diye düzeltti Boğaç.

‘Evet… Ve hemen ardından seni öldürmeye çalıştım.’

“İki kere.”

“Ejderhalarla savaştım ve bizzat onlardan birine dönüştüm. Yaşadığım onca şeyden sonra uçan bir ada görmek oldukça normal gelmeye başladı.’

“Bana sorarsan buna alışman iyi olur. Güç ve bela oldukça sıkı dostlardır.” Boğaç güldü. “Ne kadar güçlüysen belayı o kadar çekersin.”

‘Şey… Yanımda güvenebileceğim birileri varken bir sorun olmayacağını düşünüyorum.’ Kama ufka doğru ilerlerken böyle söylemişti…

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar