Big Game

24 Aralık 2019
Çeviri: Labaroka
Düzenleme: Labaroka
653 Görüntülenme
Bu bölümü 3 Kişi beğendi.

İdam ve Oyunun Sırrı

Adılgard evine vardıktan sonra. Ev ahalisi, çok şaşkın bir şekilde ikisini karşıladı. Adılgard her zamanki gibi bu önemsizleri göz ardı attı ve  yatağına geçti.


Uyumadan önce başına gelecekleri bir bir hayal etti, bu hayallerle beraber uykuya daldı.


---------------------------------

Aynı dünyanın başka yerlerinde yaşananlar.


Alice Anderson. Oyuna başladığında bir kasapın kızıydı. Kasap kızı olmasının dışında, ona bahşedilenler mükemmeldi. Uzun sırma saçlara, koyu yeşil gözlere sahipti. Alice 19 yaşında, yaşıtlarına göre boyu daha uzundu. Zayıf ama zarif bir bedene sahipti. Oyuna girdikten bir kaç saat sonra, yaptığı ilk iş şehrini gezinmekti. Kıtadaki en zengin ülkenin başkenttinde yaşıyordu. Adılgard'ın şehrinin aksine, bu şehrin ismi çok bildindik River sehriydi. Alice hayır artık ismi Annabel di. Annabel böyle bir güzelliğe sahip karekterini nasıl kullanacağını çok iyi bir şekilde biliyor. Yapması gereken ilk şey, soylu sınıfına yükselmek, ondan sonrası gelişim için önü hep açık olacak. Tabi ki, bu işler söylendiği kadar kolay olmuyor. Ama bu Annabel için geçerli değildi. Annabel'in şehrinde yarın bir festival düzenlenecek, festivalin amacı 20 yaşına basacak prens için uygun bir aday bulmak. Sorabilirsiniz prens neden en güçlü ailelerin herhangi bir kızıyla değil de, kendi kentinden bir kızla evlenmek istiyor. 


River şehri, Owlland ülkesinin bir parçası. Owlland'in ise istediği şey güç değil sadece ve sadece altın. Owlland her zaman büyük bir ticaret ülkesi olmuştur. Bu ülkeye nazaran diğer ülkeler. Madencilikte, işlemecilikte, inşaatta ve ticarette bu kadar iyi değiller. Eğer biri bu ülkeyi yağmalamaya kalkarsa denge bozulur. Dengenin bozulmasını hiç bir ülke istemiyor. Owlland'in başka bir iyi yanı, olası bir savaşta çok fazla miktarda paralı askeri tutabiliyor olması. Aynı zamanda ordulara rüşvet teklif edip. Kendi tarafına çektiğide olmuyor değil.


Şimdi siz bu ülkenin yerinde olsanız. Gücü umursarmısınız? 

  (Bir de bir ülkenin kızını almak, ne kadar kârlı gözüksede, başka bir ülkeyle aranız bozulabilir. Bu sebeble benim yazdığım hikayede, benim istediğim kişiyle evlenecek.) 


Owlland bu sebeble her zaman bir prens evlenecek ise, ülkedeki en güzel kişiyi seçmeye çalışır. Ve bunu başarır.

Annabel ise bu ayağına gelen fırsatı tepemezdi. Küçüklüğünden beri hep şanşlıydı, zorlanmadan herşeyi elde etmeye alışıktı. Bu sefer de farklı olacak hali yoktu.İşin ucunda babasını kırmak olsada, dükkandaki her şeyi yok pahasına sattı. Eline geçen bir kaç altın ona yetmemiş olsa gerek, dükkanıda sattı. Elinde şuan iki kese altın mevcuttu. Bu parayla kendisine yakışan en gösterişli kıyafetleri aldı. Üstünde hiç bir eksik olmayacak şeklinde tırnağı dahil her şeyini kusursuzlaştırdı. Ardından festivale doğru yola koyuldu.


Adılgard şuan uyurken bir kız, bir prensle nişanlanıyordu.

Adılgard, olanlardan habersiz mışıl mışıl uyuyordu. Dün bedenini gereğinden fazla yormuş ve yıpratmıştı. Uykudayken yıpranmış bedeni toparlanıyor idi. 

--


Sabaha karşı, daha güneş gökyüzünde ki yerini tam alamamışken. 'Tak! Tak! Tak!' Ellerine kılıç tutturulmuş iki köylü ve bir muhafız kapıyı çok sert bir şekilde çaldı. Köylü olduklarına bakmayın o kentin en kuvvetli ve kaslı kişileriydi. Muhafız ise zaten kentte bulunan iki muhafızdan biri. (Kent ve köylü kavramı size farkı gelebilir. Kentin içindeki en fakir kimselerin bulunduğu bölgede yaşayan kişilere köylü diye hitap ediliyor bu kentte. Kentli diyeceğim kişilerde mevcut Ama sayısı az.)(Soylulara kentli diyorum.) 


'Tak! Tak! Tak!' ''Açın kapıyı, yoksa kırmak zorunda kalacağız.'' 


Sadie uykusundayken zıplayarak uyanır. Ne olabilir ki bu ses, daha çok erkendi. Aklına ilk Adılgard geldi kesin onla bir bağlantısı olmalıydı bu olayın. Apar topar, aşağı indi ve kapıyı gelenlere açtı.


Muhafız: ''Hanfendi, sorun çıkarmadan en büyük oğlunuz Adılgard'ı teslim ediniz.''  


Sadie bir anlığına neden diye sormayı düşündü. Ama vazgeçti, o korkutucu çocuk her ne yaptıysa cezasını çekmesi gerektiğini düşündü. Olayı fazla uzatmadan üst katta bulunan Adılgard'ın odasının yerini muhafıza gösterdi. 


Muhafız kordinatları aldı. Ne yavaş ne hızlı bir şekilde odaya çıktı. 

Kapıyı çalmadan, ani bir haraketle açtı. 


Odanın içinde Adılgard tek başınaydı. Bir sandalye çekmiş ve oturmuştu. Sanki onların gelmesini bekliyordu. 


Alaya alır.''Ahh. Hoş geldiniz muhafız bey'' 

''Bende sizi bekliyordum.'' Adılgard kollarını onlara doğru uzatır. ''Tutuklayabilirsin.''


Köylülerden biri Adılgard'ın uzattığı kollarını bir araya getirip bir zincir takar. Kilitlenebilir bir zincir.  


Muhafız. ''Soyadsız Adılgard tutuklusun. Derebeyi seni yanına çağırıyor. İzin olmadan goblin avlayamazsın. Bunu biliyor olman gerekiyordu.'' 


''Evet biliyordum.'' Sırıtır.


''Askerler! Adılgard'ı kollarından kaldırın ve beni takip edin.''  


İki asker Adılgard'ın omzundan kavrar ve oturduğu sandalyeden ayağa kaldırırlar.

Ardından ite kaka, muhafızın peşinden takip ettirirler.


**Lan. Ne diye itiyorsunuz. Sanki karşı koyuyorum.**


Adılgard'ı odasından çıkarttılar ve hep beraber merdivenden aşağı indiler. 

Bu kadar patırtı kütürtüye, evin içinde uyuyan kalır mı? Adılgard'ın diğer dört kardeşi ve babası da artık uyanmıştır. Kardeşleri abilerini götürmelerini izleye koyuldular. 


Bu olanlar Adılgard'ın babasını çok korkutmuştu. Zaten doğası gereği çok korkan bir elemandır kendisi. Hatta o kadar çok korkuyordur ki, Adılgard'ı götürenlere bir soru sormaya bile yeltenmiyor. Tek yapabildiği en büyük oğlunu götürülürken izleyip, içinde diğer oğullarına dokunmadıkları için tanrıya şükretmek olmuştur. 


John ise kafası çok karışmıştır. Dün abisiyle biraz vakit geçirdiğinden, diğerlerinden daha çok abisini anlayabiliyordu. Belki de sadece empati yeteneği yüksektir. Ama her halükarda  abisinin hiç üzülmediğini fark etmişti, hatta abisi mutluydu. Kafası karışan John ağlasa mı, üzülse mi bilemedi. 


Adılgard Jhon'un ona bakışlarından ne hissettiğini çok iyi kavradı. Çocuğun kafa karışıklığı bire bir Adılgard'a yansımıştı. 


''Belinde kılıç taşıyan fakirler. Durun kardeşime bir çift söz etmeme izin verin.'' 


Bu olaya sinirlenen askerler. Eğer yanlarında muhafız olmasa, Adılgard'ı belindeki kılıçla lime lime ederlerdi. Şuan sadece yapabilecekleri muhafızın tersine gitmemeleridir.


Adılgard sözünü ettikten sonra bir kaç saniye düşünen Muhafız, askerlere başını onaylar bir şekilde aşağı yukarı sallar. Askerler bir kaç adım geriye atmadan hemen önce Adılgard'ı John'un önüne iterler. 


Adılgard çok hızlı bir şekilde konuşur. ''John, benim biricik kardeşim. Senden bir iyilik isteyeceğim, şimdi koş ve bütün halkı uyandır.''  


Her zaman abisinin sözünü dinleyen çocuk. Bu seferde aksilik etmedi. Zaten daha dün, ona öğüt vermişti. Çok fazla düşünmeden, denileni yapması gerekiyordu ve yaptı. Direk dışarı koştu bağıra çağıra herkesi uyandırmaya başladı.


''Kalkın!! Kalkın!! Adılgard'ı götürüyorlar. Hapse atacaklar. Ağaçta sallandıracaklar. Kafasını kesecekler. Kalkın uyanın lütfen abime yardım edin!!''


Muhafız ''Hahah seni aptal. Bu insanların cidden seni kurtaracağını düşünüyor olamazsın. Bu zayıf halk sana yardım edemez.'' Muhafız konuşmasını bitirdikten sonra, Adılgard'a yavaşça yaklaşır ve elinin tersiyle okkalı bir tokat yapıştırır. ''Bu aptallığın için Adılgard.''


Adılgard tokadı yedikten sonra, kanayın dudağını yalar ve yere tükürür.


''Demek ki yanılmışım. Beni kurtaracakları konusunda. Ama seninle bir oyun oynamamıza izin verir misin?'' 


''Seni küstah piç.''  Dedikten sonra, bir tokat daha atmaya yeltenir. Ama Adılgard söze girer.

''Derebeyinin, beni sağlam istediğini düşünüyorum.'' bir kaç saniye durur ve devam eder.

''Bak oyunumuz şöyle olacak. Beni kaleye doğru götürmenizde zorluk çıkarmayacağım, bana vurman olayını derebeyine anlatmayacağım. Sadece tek  şartım var köylülerle konuşmama izin vereceksiniz, sözümü kesmeyeceksiniz. Nede olsa beni kurtaramayacaklar sonuçta öyle değil mi?''


Muhafız sırıtır. ''Neden izin vereyim.'' 


''Beni istediğin zaman. İstediğin kadar dövmene izin vereceğim de ondan. Kum torban olabilirim. Ama eğer ben isteksizsem derebeyinin emirlerine karşı gelmiş olmazmısın? (tek kaşını yukarı kaldırır)'' 


''Kum torbası demek. Hoşuma gitti. Dene bakalım seni kurtarmaya çalışan biri olacak mı?''


Adılgard sırıtır ama bir şey söylemez. Yollarına devam ederler, uyanmış köylülerin çoğu dışarıda, bir kaçı da camlarından Adılgard'ı seyreder.

Adılgard konuşmaya uygun olduğunu düşündüğü anda başlar. 


''HEEEEEEEEYYYY!!!! Ahali, şu işe bakın üç göblin hakladım diye götürüyorlar beni. Her sene ekinlerimizi çalan, arkadaşlarımızı öldüren goblinleri. Eeeveet!! Goblin öldürdüm diye. Cesur bir adamı götürüyorlar. Bu goblinler daha ne kadar bize saldırmaya devam edecekler haa. Size soruyorum daha ne kadar. Daha kaç can kaybedicez. Altı üstü goblin. Eğer derebeyimiz izin verse ve saldırsak goblinlere. Evet unutmayın bu dediğimi sakın unutmayın Eğer aptal derebeyimiz olmasaydı. Herkes yaş.........''   

 

Muhafız Adılgard'ın derebeyine aptal dediğini duyduğu an, arkasına dönüp Adılgard'a başka bir okkalı tokat yapıştırır. Sonra ağzına bir tekme, bir tekme daha. 


''Adılgard, derebeyin hakaretten darağacına gideceksin.''


Adılgard kan tükürdükten sonra. Sadece iki kelimeyi söyler.


''KARŞI ÇIKIIIN'' 


''Aptallar tutun şunun ağzını, konuşamasın.'' 


Askerlerden biri Adılgard'ın ağzını eliyle kapatır. Adılgard bir anlığına sağa sola çırpınsa da yenemeyeceği rakibe karşı koymayı bırakır. Ve bu şekilde derebeyinin evine aslında pek ev değil saraya da benziyor. Ne ev ne saray ikisinin arasında bir şey. Başka kentlerde bir kaç saray bulunur, muhafızlarda çoktur. Ama bu kentte saraya benzeyen bir bina dışında başka görkemli bir bina yok. İşte bu binadan içerisine adımını attırırlar Adılgard'a 


Adılgard'ı derebeyinin yanına çıkartırlar. Derebeyini mütevazi şekilde düzenlenmiş odasında bir sandelye de oturuyordur. 


Derebeyinin ismi Bellamy idir. Orta yaşlı birisidir kendisi. Yüzünde yaşına rağmen çok fazla kırışıklık mevcut. Ergen bir erkek evladı bir de iki yaşında kız çocuğu vardır. Çok zeki bir derebeyi değildir. Kendisi de farkında zeki olmadığının, gücünün olmadığının, gereksiz bir toprakta gereksiz insanları yönetiyor. Aslında onun hiç mi hiç umurunda değil insanlar ve kent. En azından yoksulluk içinde olmadığı için şükrediyor. Hırsı dahi yok, hırsı olan bir aptal olsa şuan belkide ülke daha iyi bir yerde olabilirdi. Hatta o kadar bu işler umurunda bile değil ki yöneten kişi bile kendisi değil sözcüsü, sözcüsü ne derse onaylıyor yaptırıyor. Onaylama işlerinden geriye kalan vaktini, fahişelerle ve yemek yemeyle geçiriyor. Şişko biri zaten Adılgard bu şişkoluğunu gördüğü zaman aklına gelen ilk şey.

**Ulan bu Türkiye'de yaşasa, kurbanda keserler. Kentte ne var ne yok yemiş.** 

Adılgard odaya girdiğinde odada olan kişiler iki muhafız, asıl görevi derebeyini korumak dışında bazı ayak işini yapan iki muhafız ve derebeyi ve sözcüsü dışında kimse yok. (Askerler odadan çıkmıştır.)


Sözcü öksürür ve boğazını temizler. Ardından konuşmaya başlayacakken sözü kesilir. Derebeyi tarafından

''Eve..''

''Heh, şen şu Adılgard denensin değil mi? Soyadı olmayan kişilerden, en alt tabakadan yani.'' 


''Evet. En alt tabakanın en güçlüsüyüm. Belkide kentteki en güçlüyümdür.''


''Evlat. Bu kendini beğenmişlik hıh. Yaşına hiç uygun değil. Hemde altı üstü goblin öldürdün diye. Fakat sana bir sürprizim var. Bir ödül olarak düşün benden, zaten uzuncana bir süre zarfında alabileceğin tek ödül olacak bu. Kendi soyadını seçme hakkı veriyorum öldürdüğün goblinlerin şerefine. Sonra da cezanı çekeceksin.

Muhafız ''Size ulu orta aptal dedi beyim. Getirirken bağırdı çağırdı. Vereceğiniz ödülü haketmiyor.''


''Ne dediği umurumda değil. Cezasını çeker. Ama soyadı olsun istiyorum cesareti için hakediyor. Söyle bakalım Adılgard ne olsun soyadın.''


Adılgard biraz düşünür ve aklına ilk geleni söyler. ''Lostwind. Olsun ve lütfen resmi kayıtlara geçsin.''


''Tamamdır. Halledin. Derebeyinden bir emirdir.'' Son emrini veren derebeyi odadan çıkar ve gerisini sözcüsüne bırakır.


Sözcü derebeyi odadan çıktıktan sonra '' Sana sapa sağlam getir demedim mi? Danny. Bu itaatsizliğinin bedelini ödeyeceksin. Şimdi odadan ayrıl ve derebeyini koru.''


''Hay hay efendim.''


Muhafız sorgusuz sualsiz odadan çıkar. Artık Adılgard'la yalnızdır sözcü ve konuşmaya devam eder.


''Lost ve wind demek. Acaba senin için anlamı ne. Peki ben neden umursayayım. Asıl merak ettiğim, bu çelimsiz bedeninle nasıl olur da iki goblini öldürüp, birini de sağ yakalarsın.''


Adılgard uzun bir aradan sonra şaşırır. Tahmin ettiğine göre üç goblini ölü bileceklerdi. Nasıl olur da bir goblinin yaşadığını bilebilirdi.


''Bütün sorularını cevaplayacağım. Ama benimde merak ettiğim bir soru var bir goblinin canlı olduğunu nereden bildin.'' 


Sözcü dizinin üstünde duran Adılgard'ın yüzüne bakarak konuştu.

''Nasıl mı? Sattığın adam söyledi.Sanırım adı Tom'du. Senden baya korkmuş. Goblinlerden daha büyük bir canavarmışşın falan birşeyler sayıkladı.''



**Orospu çocuğu Tom** (İspiyoncu falan ama. Johnu ele vermedi.)


Adılgard'da sözcünün gözlerinin içine bakarak konuştu

''Teşekkürler. Cevap verdiğin için. Sıra bende. Goblini nasıl öldürdüğüme gelirsek, bir gün uyandım ve içimde goblinleri haklayabileceğim bir his doğdu. Peki neden yapmıyorum dedim. Ve her şey böylece gelişti.''


''Bu kadar basit olamaz. Madem doğru söylemek istemiyorsun, sadede gelelim. 

İzinsiz goblin öldürdüğün için iki yıl zindan da kalacaksın. Tek şuçun bu olsa iki sene içerisinde çıkardın. Ama derebeyine hakaret etmişin bunun için darağacına yollanacaksın Adılgard Lostwind.''


**Has siktir**


''Sadece aptal dedim. Büyük bir hakaret etmedim. Bir de kentin derebeyi sen misin o musun belli değil. Sana hakaret etmedim.''


''Bunu fark etmiş olman. Asılman için yeterli bir sebep.''


Sözcü konuşmasını bitirdikten sonra kapıya doğru  yönelir. 

Adılgard sözcü kapıdan daha henüz çıkmamışken, feryat atar. 

''Son dileğimi, şimdi kullanmak istiyorum.''

  

''Söyle bakalım. Son dileğin ne imiş.'' 


''Kardeşim john'la yalnız kalmak istiyorum bir süre. Zindan olabilir başka bir yer olabilir. Sadece kardeşimle biraz yalnız kalmak istiyorum.''


''Sorun değil. Son dileğini gerçekleştireceğim, senin gibi zeki insanları öldürmek canımı yakıyor. Fakat benimde korumam gereken bir statüm var. Yarın gün doğarken darağacında sallanacaksın.'' 


Sözcü dışarı çıkar. İçeriye iki asker girer ve yeniden Adılgard'ı ite kaka zindana atarlar. 

Aradan bir kaç saat geçtikten sonra John'u getirirler. Gardiyan John'u hücreye kilitledikten sonra onlara bir kaç dakikaları olduğunu söyler ve aralarından uzaklaşır. 


İlk konuşmaya başlayan John'dur. 


''Abi, seni öldüreceklerini söylüyorlar. Neden öldürdük ki o goblinleri. Ne gerek vardı.''


''Şimdi önemli olan o değil. Git beni tanıyan herkese, karşı koyanı öldüreceklerini söyle. Karşı koymazlarsa ya kıtlıktan yada goblin  tarafından öldürecekler en azından karşı koydukları için ölmeleri gerek olduğunu söyle. Bu dere beyinin yerine başka biri geçmesi gerektiğini söyle insanlara. Bunu aktar John, onlara önderlik et ve beni kurtar buradan anladın mı? beni''

Adılgard konuşurken John'u omzundan ileri geri sarsar ''Anladın mı beni John'' Adılgard'ın yüzüne büyük bir hüzün çöker.

**Darağacına bu kadar çabuk göndereceklerini bilmiyordum. Her şey  senin elinde John.**

**Oyunu bu kadar çabuk kaybetmek istemiyorum.**


Gözleri dolan John ''Anladım. Anladım. Elimden ne geliyorsa yapacağım Abi beni bekle.''


''Bu akşam isyanı başlatmalısın John akşama kadar bunu yapmalısın.'' 

 

John kafasını aşağı yukarı yaparak onaylar.


Yere sertçe vuran ayak sesi zindanda yankılanır. Bu gardiyanın ayak sesi1dir.

John'u oradan çıkartır ve Adılgard'ı tekrardan yalnızlığa mahkum eder. 


Adılgard yalnız kaldığında kendini sakinleştirmeyi başaramaz. Ve duvara yumruk atar. Bir iki demeden tekrar ve tekrar atar. Artık yumruk attığı elin kana bulanmıştı. Canı yanıyordu. Ama sonuçta bu acı gerçek değildi dış dünya gerçekti. Nedenini bilmemesine rağmen oyunda ölmek  istemiyordu. Tek yapabildiği zihnine güvenmek bir kurtuluş yolu bulmak. 

Kendi kendine düşün düşün diye yalvarıyordu. Hesaplamalarını çok iyi yapmamıştı belkide sadece yeni çıkan şans statına güvenmişti. Belli ki yeterli değilmiş. 


**Ya John ikna edemez ise. Bir B planına ihtiyacım var. Evet evet bir b planına ihtiyacım var.** 


Adılgard kendi kendine düşünürken birden kafasının üstüne bir ampul yandı. 


**Oyunun sırrı dreamde ki. Acaba burada da geçerli mi? Denemekten zarar gelir mi?** 


Çevirmen Notu

Bonus Bölüm.

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
LepiFro (1409 puan) Üye
2019-12-24 18:40:34
Yeni bölüm gelmiş sürpriz oldu :D
Labaroka (37 puan) Üye
2019-12-24 18:51:04
@LepiFro, Cumartesi bir daha gelecek. :)
LepiFro (1409 puan) Üye
2019-12-24 18:57:36
@Labaroka, Her bölümün sonunda meraklı bir şekilde bırakıyorsun sabredemiyorum ya :)
Labaroka (37 puan) Üye
2019-12-24 19:14:27
@LepiFro, Her yazarın yaptığını yapıyorum. :D
voidex (37 puan) Üye
2019-12-24 17:16:03
önceki oyundaki skilli kullanmaya mı çalışacak acaba. Güzel bölümdü teşekkürler
Labaroka (37 puan) Üye
2019-12-24 17:41:37
@voidex, belki de ☺️
Labaroka (37 puan) Üye
2019-12-24 17:06:25
Bölümlerin uzadığını farketmişsinizdir. Yorucu.