Bir İblis Lordunun Hikayesi: Zindanlar, Canavar Kızlar ve İç Isıtan Bir Mutluluk

20 Mayıs 2020
Çeviri: zibillionbytes
Düzenleme: Residenttt
104 Görüntülenme
Bu bölümü 12 Kişi beğendi.
Cilt 11

Ejder Randevusu - Kısım 3

Lefi’nin eski evini gezmek, dikkate değerden daha fazla yüksek kaliteli eşya sağlamıştı. Ve böylece, çok keyifli bir şekilde, ulaşmak için yola çıktığımız hedefimize doğru ilerledik: bal toplama.

 

“Eee? Bu arılar ya da her ne arıyorsan, tam olarak neredeler?” Yanımda uçan kıza dönüp sormuştum.

“Her sene onların kovanlarına gittiğimde bir kısmını yok ettiğimden, bal özlerini her almaya gelişimde yuvalarını taşıma eğiliminde oluyorlar. Şu anki yerini bilmiyor olsam da aramak kolay bir iş. Kısa sürede senin de anlayacağından eminim. Kovanları bayağı karakteristiktir.”

 

Arılar ya da kovanları hakkında pek bir şey bilmediğim için, onu bulma işini de Lefi’nin ellerine bıraktım. Ama bir şey diyeyim, Lefi bana bir sürü güzel eşya verdi, o yüzden aynı şekilde ona bu iyiliğinin karşılığını ödemeliyim.

 

“Pekâlâ, hadi yapalım şu işi!”

“Sonunda enerjini çabalamaya aktarmaya mı karar verdin?”

“Evet, bütün silahlar, pullar falan için sana borçluyum, o yüzden senin için elimden geleni yapıp toplayabildiğim kadar bal toplamalıyım.”

“Sanırım sana güveneceğim.” diye kıkırdadı Lefi. “Hemen işe koyulalım. Kovanı gördüm.”

“Şimdiden mi?”

 

Dağın aşağısına doğru süzülen Lefi’yi takip ettim ve yüksek bir uçurumun altında, dağın derinliklerine uzanan bir platforma indim. Ve sonra onu gördüm, kocaman altın bir gölet. Bal havuzu, göl denemeyecek kadar küçüktü, ama yine de etkileyici bir büyüklüğü vardı. Etrafında, şuruplu bir pankekin yayacağı türden, tatlı, şekerli bir koku dolanıyordu. Sanırım karakteristik derken bunu kastediyordu.

 

“Bütün her şey baldan mı yapılma?”

“Tahmin ettiğin gibi. Önündeki altın bal özü, aramak için çıktığım baldan başkası değil.”

“Balın kovanlardan alındığını düşünmüştüm.”

 

Gerçi bir düşününce, burası tam olarak dünyaya benzemiyor. Sanırım, bu dünyadaki arıların ballarını göllerde falan sakladığını kabul etmek zorundayım.

 

“Bu kovanın bir kısmı. Arılar yuvalarının yakınlarına önümüzdeki gibi bal depoları yaparlar.” dedi Lefi.

 

Vay be. Bu dünyanın arıları, yemek depolarını böyle açıklıklara bırakarak bayağı cesur davranıyorlardı.

 

 

Bir dakika. Şu lanet olası arılar ne kadar büyük ki? Bu kadar büyük bir göleti kazabilmek için manyak gibi büyük olmaları falan gerekiyor. Bu arada, nerede lan bunlar? İçi ağzına kadar bal dolu bir kovanın yakınlarında arı olmamasının imkanı yoktu.

 

“Pekala...” gergin bir şekilde gümüş saçlı ejderhaya dönüp sorumu sordum. “Bu yerin sahibi arılar tam olarak nerede bu arada?”

“Sana güveniyorum.” Lefi’nin cevabı, kocaman bir sırıtışla az önce söylediği şeyi tekrarlamak olmuştu.

 

Sanırım büyüyü bozmuştum. Sözü biter bitmez uzaklardan gelen gürültülü bir vızıltı duymaya başlamıştım. Düşman Saptama yeteneğim, düzinelerce arının nefretlerini bize doğrultmuş bir şekilde gelmeye başladığını haber vermişti. Yarı paniklemiş bir şekilde sesin geldiği yöne doğru döndüğümde, yerini merak ettiğim arıları görmüştüm. Kocamanlardı. Kocamandan da büyüklerdi. Her bir böcek, iki tanesini taşıyabilecek kadar büyük büyük bir motosiklet büyüklüğündeydi. İğneleri öyle büyüktü ki, bir mızrak olarak kullanılabilirlerdi.

 

Ve sayıları çok fazlaydı. Tam anlamıyla bir yaratık ordusu, uçurumun yarısında bir yerlerde bulunan dev bir delikten, muhtemelen kendi yaptıkları bir mağaradan, sürünerek çıkmıştı.

 

“Bö dö nöe löea!?” Panik ve kafa karışıklığının ani karma saldırısı içinde birkaç tane yarım yamalak kelime çığırmıştım. Mağara muhtemelen yuvalarıydı ve dışarı o kadar çok yaratık çıktı ki, lanet yuvanın içinde tıkışmış kaç tane arı olduğunu merak etmeye başlamıştım. Sayıları ne kadar olursa olsun, tek bir şey değişmemişti. Mağaradan çıkan her bir arı, arılarını çalmaya cüret eden istilacıları vahşice öldürme niyetiyle bize doğru uçuyordu.

 

“Ben toplamaya odaklanırken, sen de onlarla ilgilen.” dedi Lefi.

“Ne!? Ciddi misin!? Hiçbir şey yapmayacak mısın!?”

 

Ejderha şikayetlerime kulak asmadan topraktan birkaç cam şişe yaptı ve içlerine mutlu mesut bal doldurmaya başladı. Harcayacak vakit kalmadığından envanterime uzanıp, Zaien’i çektim.

 

“Gitme vakti mi?” diye sordu kılıç.

“Evet! Sana güveniyorum Enne!” Diye bağırdım. “Hadi onlara tam güçlü bir patlama yollayalım!”

 

Hemen çok fazla miktarda büyü enerjisini kılıca aktarırken, Kızıl Alaz adını verdiğim halkayı aktifleştirdim. Her ne kadar kılıç berrak bir bilinç sahibi olsa da onu her zaman kullandığım şekilde kullanıyordum. Gerçi biraz farklı çalışıyordu. Yeni kazandığı açık düşünce tasarlama yeteneği, Kızıl Alaz’ı aktifleştirmem için yardımcı olmasını sağlamış, işlemi sert bir şekilde hızlandırmıştı, özellikle bir yetenek olarak görülmeye başladığı düşünülürse. Kendi başına beş kereye kadar kullanabiliyordu ve öncekinin aksine, ateş üzerine kontrolü vardı. Elle kumanda edebilme özelliğinin doğrudan sonucu olarak, alevler gerek varsa daha fazla alanı kaplayabiliyordu.

 

Büyü halkasını, yani yeteneği, aktifleştirdikten sonra, yakınlarımdaki arıları Enne’in kenarıyla ikiye böldüm. Vücudu birden ölümcül, büyük bir yangına, etrafındaki bütün böcekleri yakan bir yangın hortumuna hapsederken, kızgın, sıcak korlar vücudundan yükseldi. Sıcaklık yükselmişti. Vücudum sıcak hava dalgası içinde kalmıştı.

 

Isı onları yiyip bitirirken, alevler tarafından yutulan arılar sinek gibi yere düşmeye başlamıştı. Süper etkili! Heh, böcek türlerinin ateş türü saldırılara zayıf olacağını biliyordum. Bu böceklerin fıtratında var. [1]

 

“Bu bayağı işe yaradıoa!” Bağırırken, birden bir yanımdan bana doğru gelen bir arı iğnesini karşıladım ve saldırganın başını uçurdum. “Bu yakındı.”

 

Görünüşe göre bu özel arı bana saldırmak için ateşlerin etrafından dolanmıştı. Dostum, neredeyse isabet ediyordu. Önemli de değildi gerçi. Güçsüz görünüyorlar, birkaç tanesinin saldırısına dayanacağımdan eminim.

 

“Kendini iğnelerinden korumakla iyi ediyorsun. Çeliği delecek kadar güçlülerdir ve tesirli bir zehir taşırlar.” dedi Lefi. “Kendine çizik attırmamaya çalış Yuki. Şu anki halinle, zehir işini en fazla on dakikada bitirir.”

“Ne diyorsun be!? Bunu daha önce söylesene lanet olası!” Diye bağırdım. Hay sıçayım, bu bayağı yakındı. Neredeyse gardımı düşürüp kendimi arılara yem edecektim. Bunlarla çok fazla uğraşmama gerek kalmaması iyi oldu. Şu koca alev fırtınası büyük bir kısmın---bir dakika. Neden hala bu kadar çok arı var ulan?!

 

Lefi’ye bağırırken bir grup böcek alevlerin içinde ortaya çıktı. Ordudan mümkün olduğunca fazlasını geçirebilmek için toplanıp yek bir vücut topağı haline gelmişlerdi. Arılar hala güçlü bir şekilde ilerliyordu. Ve benim saldırım, dikkatlerini bayağı bir çekmişti. Ejder kızı tamamen umursamamış, kütleler halinde tepeme üşüşmeye başlamışlardı. Ah tanrım, neden? Neden bunlardan bu kadar fazla var!? Bütün bu aptal ürkütücü götten bacaklıyı görmek tüylerimi diken diken ediyor!

 

İğne ardına iğneyi atlatırken, kılıcımı sallayıp Kızıl Alaz’ı saçmaya devam ediyordum. Diğer yandan Lefi, kenarda dururken kötü haberler vermeye devam ediyordu.

 

“Ballarını toplama çabalarım arıların güçlü bir zeka geliştirmelerine sebep oldu.” dedi. “Onlarla benim yerime ilgilendiğin için sana teşekkür etmeliyim. Artık onların canına okurken, onları kökten yok etmemeye çalışmak zorunda değilim. Senin varlığın bal toplamayı çok daha kolay bir iş haline getirdi.”

“Lanet olsun sana Lefi! Bu aptal takım çalışması senin suçun!?”

 

Arılar birlikte öyle iyi çalışmıştı ki, gıcık olmaktan kendimi alamadım. Benimle kafa kafaya çarpışmak için hücum eden bir arının yanında her zaman iki tane daha oluyordu. Kaçmamı engellemek için, biri solumdan saldırırken diğeri sağımdan saldırıyordu. Hatta bazısı bir suikastçı gibi davranıyordu. Dostlarının arkasına saklanıp bir açık verdiğim anda saldırıya geçiyorlardı. Hareketlerini tarif etmek için koordinasyon kelimesi yetersiz kalırdı. Tehlike karşısında hiç geri adım atmıyorlardı ve dostlarının ölümüne hiçbir tepki vermiyorlardı. Ne olursa olsun, sürekli ilerliyorlar ve bana durmadan saldırmaya devam ediyorlardı. Bu işi sevmedim. Bunlarla savaşmak gerçekten çok can sıkıcı.

 

Lefi’nin de dediği gibi arılar zekiydi, hem de bayağı zekiydi. Birlikte öyle iyi hareket ediyorlardı ki, neredeyse bütün bir sürü tek bir organizma gibi davranıyordu. Neden, neden bu kadar fazla böcek var? Bir tür böcek fobisi geliştirmeye başladığımı hissedebiliyordum. Hatta bu bana muhtemelen TSSR verecekti. [2] Diken diken olmuş tüylerim sakinlemiyordu. Bu şekilde ilerlemeye devam edersek Böcek Adam’a falan bile dönüşebilirim. Bir Böcek Mağaram falan bile olabilirdi. [3]

 

“Bize saldıranları partnerime, yani sana bırakmalıyım.” dedi Lefi. “Ve arzularımı savunmak için ortaya koyduğun çaba için sana teşekkür etmeliyim.”

“Partnerim şöyle, partnerim böyle! Bana böyle diyorsun, çünkü bu bana bir şeylerin benim üzerime yıkma işini senin için daha kolay hale getiriyor değil mi!?”

“Lütfen savaşmaya biraz daha devam et. Balı kirletmek istemiyorum ve bu kadar yakınımda olman kirlenme riskini artırıyor.”

“Aptal balın yerine benim hakkımda endişelenmeye başlamaya ne dersin acaba!?”

 

Sikeyim! Ona asla elimden geleni yapacağımı falan söylememeliydim. Lanet olsun sana geçmiş Yuki! Niye işleri büyütüp aptal aptal konuşuyorsun ki!? Bir şey diyeyim mi Lefi? Peki! Neyse ne! Şu aptal böceklerle dövüşmemi istiyorsan, dövüşeceğim. Ama bunun intikamını senden sonra alacağım! Benden kurtulabileceğini hayal bile etme!

 

Savaşırken bayağı zaman geçti. Etrafta yuvarlandım, uçtum, ve arı sürülerini uzaklaştırmak için vücudumun her bir parçasını kullandım. Yere saçılmış sayısız cesedin her birine, ölümüme odaklı bir çift sağlıklı arı tarafından eşik ediliyordu.

 

“Lanet olsun Lefi! İşini nasıl hala bitiremedin!?” Diye bağırdım. “Bu kadar uzun süren ne acaba!?”

“Fazla kalmadı.” dedi inleyerek, Lefi. “Sadece bu lezzetli balın şekerli tadının keyfini çıkarıyorum.”

“Ne saçmalıyorsun lan!? Gerçekten öylece oturup dinlenirken, yemek mi yiyorsun!? Kes şunu da bana yardım et seni tembel pislik!”

“Ne kaba kelimeler.” dedi Lefi. “Bana saygı duymamaya devam etmeye devam ediyorsan, sanırım tembellik etmeye devam edip balın tadını çıkarmaya devam etmeliyim.”

“Özür dilerim matmazel. Sıradan, zayıf bir asker olarak ben acizane bir şekilde, savaştaki becerilerinizi sergilemenizi talep ediyorum.”

“Ne zıt bir görüntü.” dedi ejderha. “Sözlerin nazik olabilir, ama konuşma şeklin bende uyumsuzluk hissi uyandırdığı için, yardım talebine karşılık vermemeye karar verdim.”

“Siktir git!” Diye bağırdım.

 

Lefi kıkırdadı ve bir süre daha umutsuzca çırpınışlarımı izledikten sonra sonunda ayağa kalktı. Bıkkın bir ifadeyle iç çekti ve olabildiğince abartı bir şekilde omuz silkti. “Sanırım yapacak bir şey yok. Yüce Ejderha olarak bilinen kişinin kudretini sergileyerek, sana iyilik yapmalıyım.”

“Tabii! Her ne diyorsan, Lefi, hadi acele et artık!” Yüzündeki ifade beni deli gibi sinir etse de dişlerimi sıkıp cevap vermemek için direndim. Eğer yaparsam bilerek yardım etmekten geri duracağını biliyordum.

 

Pek güçlü Yüce Ejderha’mız korkusuzca gülümsedi ve ağzını olabildiğince geniş açtı. Büyük çapta mana birden ağzında toplandı.

 

Ve ardından o oldu.

 

Bir ışın. Bir Hiper Işın. Ejder tipi olanların kullandığı bilenen türden bir saldırı. [1]

 

Lefi’nin ağzından çıkan lazer öyle kalın ve yoğundu ki, en güçlü Specium Işını’nı bile utandıracak güçteydi. [4]

 

Hava titreşti.

 

Patlamaya eşlik eden gök gürültüsüne benzeyen gürleme etrafı sesle doldururken atmosfer zangırdamıştı. Buna dayanmak için ellerimle kulaklarımı kapamak zorunda kalmıştım.

 

Saldırının doğrudan isabet ettiği hiçbir arı artık ortada yoktu. Küle bile dönüşmemişlerdi. Tamamen imha edilmişlerdi, iz bırakmadan silinmişlerdi. Ve aynı şey dağın başına da gelmişti. Uçurumun bir yanında koca bir delik vardı. Bana, ortasında mükemmel bir yuvarlak delik olan bir Japon bozuk parasını anımsatmıştı. Kayanın diğer tarafından görünen gökyüzünü görebiliyordum. Hiçbir şey kalmamıştı. Arılar, kaya, her şey. Her şey tamamen buharlaşmıştı.

 

Saldırının isabet etmediği arılar bile bozguna uğramıştı. Saldırının yarattığı ses patlaması tarafından öldürülmüşlerdi. Yerde kıvrandılar, kıpraştılar ve sonunda ölerek kasılı kaldılar. Hepsini öldürebilmiş gibi durmuyordu ama en azından bölgedeki ben ve kendisi dışında her şeyi etkisiz hale getirmişti.

 

“İyi izle Yuki. İşte bu bir ejderhanın kükremesinin, ırkımın en güçlü büyüsünün sonucu.”

 

Kıyım sahnesi, zafer övgüsüyle dolu kahkaha ve kendini beğenmiş bir sırıtışla buluşmuştu, ama ben, yüzümdeki keyifsiz bakışla, bu ikisine de göremeyecek kadar, yıkıma bakmakla meşguldüm.

 

“Yani, çok güçlü falan anladım Lefi ama...”

“Ama?”

“Neden daha önce kullanmadın?”

“Kullanırdım, ama sen de ilk davetimi soğuk bir şekilde geri çevirmeseydin.”

“Biliyordum! Biliyordum anasını satayım! Aptal bir kin yüzünden bunca şeye katlanmama izin verdin!”

 

Usanmış, sinirli çığlıklarım, kilometrelerce uzaktan duyulabilecek kadar gürültülüydü.

 

***

 

“Nnnggh… mmmrphh…”

 

Kıvranıp inleyen Lefi’nin sıcak nefesi kulağımı gıdıklıyordu.

 

“H-hatalıydım Yuki.” diye kekeledi. “Hatalı olduğumu kabul ediyorum, o yüzden l-lütfen, beni bırak!”

“Aaah....” rahat bir oh çekmiştim. “Bu gerçekten iyi bir vücut yastığı.” Bu zamana kadar kullandığım en iyisi hatta.”

“Y-yuki...! B-beni dinle...!” inlemelerinin arasında konuşuyordu. “Eğer beni duyuyorsan cevap vermek zorundasın!”

“Lalala~ Hiçbir şey duyamıyorum, o yüzden cevap da veremeyeceğim galiba.”

“Yuki!? Yuki!!”

 

Kızarmış yanaklarıyla kıvranıp dururken affedilmek için yalvaran Lefi’yi umursamadım ve parmaklarımı kanatlarının arasında gezdirdim. Parmaklarımla hissin tadını bir süre çıkardıktan sonra yüzümü yumuşak kanatların içine daldırdım. Geceydi; bal topladıktan sonra eve dönmüştük. Kanatlarını taramayı teklif edince, bana uydu ve onları cisimleştirdi. Ve bunu yaparak kurduğum tuzağa düştü, zokayı tamamen yuttu. Hemen onu yakaladım ve kanatlarını geri çekmeden onu gece yastığım haline getirdim. Yatağım olarak kullandığım futonun üzerine getirdim ve vücudunun en hassas bölgelerinden biri olan kanatlarıyla oynamaya başladım.

 

Genel olarak konuşursak, Lefi kanatlarını istediği zaman cisimleştirebiliyor ve geri çekebiliyordu, ama tecrübelerim, bu kurala uymayan bazı istisnalar olduğunu öğretmişti. Hassas oldukları için, eğer birisi ona dokunuyorsa geri çekmesi aşağı yukarı imkansız olmalıydı. Böylece şu anki duruma düşmüştü. Kanatlarını geri çekmek ve benden gizlemek istiyordu, ama onlarla uğraştığım için bunu yapamıyordu.

 

“Hmmm... Sanırım kuyruğunla da biraz oynamalıyım.” dedim. “Ooo vay be, buraya dokunmak da bayağı hoşmuş.”

“K-kuyruğumu okşama!” diye karşı çıktı.

“Tabii. O zaman kanatlarına dokunmaya geri döneceğim sanırım.”

“Bu daha da kötü!”

 

Ve böylece, rüyalar diyarına geçiş yapana kadar, Lefi marka, gözleri yaşlı vücut yastığımın sıcaklığının tadını çıkarıp ona bakmaya devam ettim.

 

Bu arada, balın tadı, ejderhanın dediği kadar iyiydi.

Çevirmen Notu

[1] Pokemon göndermeleri.

[2] PTSD desem çoğunuz anlardınız. Türkçesini kullandım haliyle: travma sonrası stres bozukluğu.

[3] Spiderman-Batman karışımı bir gönderme yapmış.

[4] Önceki bölümlerde bahsettiğim Tokusatsu serilerini hatırlayın, Godzilla’nın falan da buna dahil olduğunu bilenler vardır. Eski olanları tabii ki, günümüzdekiler daha Hollywood-vari olmaya başladı. Neyse büyük canavarların olduğu japon filmlerine Kaiju (canavar) filmleri denir. Asıl noktaya dönelim, bu ışın türü Japonların meşhur Tokusatsu serilerinden biri olan Ultraman serisinin karakterlerinden bazılarının kullandığı bir tür ışın. Bu bilgiyi de başka yerde bulamazsınız he (bulursunuz bu arada) :P

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
Kunai 52 (28 puan) Üye
2020-05-26 03:54:40
Çeviri ve edit için teşekkürler.
STERBEN (50 puan) Üye
2020-05-23 21:38:09
Çeviri için teşekkürler
Sadecesama (91 puan) Üye
2020-05-23 15:16:10
Olm.. kantlarına yapma be yaa😶. Ama hak verdim güzel intikam 😈
ASİLZADE (2598 puan) Üye
2020-05-22 19:02:43
Sondaki vücut yastığı güzelmiş 😄
maahhaam (4264 puan) Üye
2020-05-21 14:54:57
Çeviri için teşekkürler
Ker!m (58 puan) Üye
2020-05-21 02:31:58
İntikam soğuk yenen bir yemektir. 😈😈😈
DeliDana (2012 puan) Üye
2020-05-20 19:56:32
Çeviri ve edit için teșekkürler.
ritrak (3 puan) Üye
2020-05-20 18:52:54
thx
Krano (10 puan) Üye
2020-05-20 17:25:47
E.S.