Bir İblis Lordunun Hikayesi: Zindanlar, Canavar Kızlar ve İç Isıtan Bir Mutluluk

21 Mayıs 2020
Çeviri: zibillionbytes
Düzenleme: Residenttt
91 Görüntülenme
Bu bölümü 10 Kişi beğendi.
Cilt 11

Küçük Kızın Bir Günü - Kısım 1

“Dün gece gözüme uyku girmedi ve hepsi senin suçun!” diye bağırdı Lefi. “Sana inanamıyorum! Uyuduktan sonra bile kanatlarımı okşamaya devam ettin!”

“Ne diyebilirim ki, öyle güzeller ki kendimi durduramamışım.” dedi Yuki. “Bunu bir iltifat olarak algılamalısın. Demek ki kanatların o kadar iyi hissettiriyor.”

“S-sanırım.” dedi Lefi kızararak. “Bir dakika...! O tuzağa düşmeyeceğim!”

“Yuki! Lefi!” Illuna ikilinin dikkatini çekmek için bağırmıştı, ama tartışmaya öyle kaptırmışlardı ki onu fark etmemişlerdi. “Hmm... beni duymuyorlar.”

 

Küçük kız suratını asıp üvey kardeşlerinden birine döndü. “Leila! Dışarıya, oyun oynamaya çıkıyorum!”

“Ben de!” dedi Shii.

“Hadi Enne, gidip biraz eğlenelim!” dedi Illuna.

“Tamam. Geliyorum.” dedi Enne.

“Dışarıda iyi eğlenceler.” dedi Leila. Üçünün mutlu bir şekilde dışarı doğru koşturmasını gören boynuzlu iblisin yüzünde her zamanki gülümsemesi oluşmuştu. “Dikkatli olun ve düzlüklerin ötesine gitmeyin, tamam mı?”

“Tamam!” kapıdan dışarı çıkan kızlardan ikisi sesli şekilde cevap verirken üçüncüsü hafifçe başını salladı.

 

***

 

“Vay be...” her zamanki ifadesiz hali olsa da kaleye bakan Enne’in yüzü neredeyse bir merak hissi uyanmış gibi gözüküyordu. Çevresindekilerin arasından göze çarpan kale, sadece heybetli olarak tasvir edilebilirdi.

 

Yeni kızın davranış şekli, gurura çalan bir tonda konuşmaya başlamadan önce, Illuna’nın kıkırdamasına sebep olmuştu. “Yuki’nin kalesi cidden havalı, değil mi?”

 

Bugünkü gezintinin amacı, Enne’e kalenin etrafını göstermekti. Ve bu yüzden de ilk durakları, her şeyi bir bakışta görebilecekleri düzlükler olmuştu. Enne sık sık Yuki’yle dışarı çıkıyordu ama her zaman sadece bir silah halinde bulunuyordu ve kını da olmadığından, bu zamana kadar etrafa iyice bakamadan Yuki’nin envanterine tıkılıp kalmıştı. Zindanın içinin nasıl göründüğünü de çok az biliyordu.

 

Yakın zamanda bir kına sahip olduğundan, artık taşıma sırasında Yuki’nin eşya kutusunun içinde kalmasına gerek yoktu, ama hala öyle taşındığı için gezmek için hiç şansı olmamıştı.

 

Ama şimdi, bir vücudu vardı. Nereye isterse oraya gidebilirdi. Yuki’nin, yeni kıza etrafı göstermesi için Illuna’dan yardım istemesinin sebebi de buydu. Illuna hemen kabul etmişti. Ona göre o herkesin ablasıydı ve ona verilmiş görevleri işinin sadece bir parçası olduğunu düşünüyordu. Yuki vampir kıza bugün dışarıya gitmeyi planlamadığını söylediği için, Illuna bu fırsatı kullanarak sonunda ona verilen görevi yerine getirmeye karar vermişti.

 

Vampir kız yanına baktığında Enne’in manzaradan büyülenmiş olduğunu gördü. Etkileyici kalenin tepesini görmek için Illuna’nın başını olabildiğince geriye atması gerekiyordu. Yukarı bakınca, kalenin hepsini yapan kişiyi, abisini düşünmüştü. O harikaydı. Kale bir peri masalından çıkmış gibi görünüyordu ve buna rağmen o, kaleyi gözlerinin önünde, çabucak yapmıştı.

 

Ve ona yardım eden ablası da aynı şekilde harikaydı. Üçünün içinde Lefi, Illuna’nın en bağlandığı kişiydi. Genç olmasına ve ikisini de sevmesine rağmen, Illuna bile onların normal denebilecek seviyede olmadıklarını kolaylıkla söyleyebilirdi. Diğer kişilerden farklılardı. İkisi de biraz garipti. Ve garip olsalar da, aynı şekilde gariplerdi. Her zaman birbirlerine çok benzediklerini düşünmüştü.

 

Garip olaylardan biri, aslında tam da bu sabah gerçekleşmişti. Yuki ve Lefi aynı yatakta yatmış ve çok geç uyumuşlardı. Öyle iyi anlaşıyorlardı ki, Illuna onlara çocuksu bir kıskançlıkla bakmak zorunda kalmıştı. Onlara katılabilmek istemişti. Gerçi, nedendir bilinmez, uyandıklarında kavga etmeye başlamışlardı. Bu olay Illuna’yı, neden o ikisinin, ebeveynleri gibi mutlu mutlu gülümseyerek aynı yatağı paylaşamadığını düşündürmüştü. Ebeveynlerinin her sabah uyandıklarında birbirlerinin gözlerinin içine baktığını hatırlıyordu, bu yüzden kafası çok karışıyordu.

 

Bunu, hem zeki ama kaygısız ablası Leila’ya, hem de kafası dağınık, nazik ve eğlenceli ablası Lyuu’ya sormuştu ama ikisi de anlayabildiği cevaplar vermemişti.

 

Leila’nın tepkisi, “ikisi gayet iyi anlaşıyor, sadece kendi tarzları var.” derken Lyuu ise,” çünkü sevginin binbir türlü hali vardır.” olmuştu.

 

Illuna, bunların anlamlarını uzun uzun düşünmüştü, ama pek anlayamamıştı. Yine de en azından Yuki ve Lefi’nin, birbirlerinin yanındayken davranışlarına bakarak, az çok anlaştıklarını söyleyebildiği için kafa karışıklığını kafasına takmayıp her şeyi olduğu gibi kabul etti.

 

“Bak! Şurada!” Illuna gibi, Enne’in yanında duran Shii, birden arkasını döndü. “Bunlar Rei, Rui ve Lowe!”

 

Vampir, yapışkanın başını izledi ve bakışlarını üç yarı saydam arkadaşına çevirdi. Ondan biraz daha küçüklerdi ve yürümek yerine etrafta süzülüyorlardı. Shii gibi, onlar da Yuki’nin gizemli güçleri sayesinde doğmuşlardı. Yuki’ye göre, onlar heyulalardı.

 

Aslında Illuna onları ilk gördüğünde çok korkmuştu. Onların hayalet olduğunu sanmış ve paniklemişti. Ama aslında üçünün gerçekten nazik ve takılması eğlenceli olduğunu görmüştü, bu yüzden onlara duyduğu hoşnutsuzluk kısa sürede kaybolmuştu. Her zaman birlikte oynarlardı. Ve her ne kadar iyi arkadaş olsalar da Illuna onların yanında dikkati elden bırakmaması gerektiğini biliyordu. Üç kız da eşek şakalarına bayıldığı için, sık sık Illuna ve Shii’yi gafil avlayıp korkutmaya çalışıyordu. Bu olayların çoğu, kısa sürede ebelemeceye dönüşüyordu. Heyula kızlar şakalarının ardından kaçmaya başlıyor ve Illuna ve Shii de onları kovalıyordu.

 

Kız kardeş oldukları için, üç hayalet kız birbirine bayağı benziyordu, ama kişilikleri birbirinden çok farklı olduğu için yine de kolaylıkla ayırt edilebiliyordu.

 

En yaşlıları olan Rei, bir ablanın davranması gerektiği gibi davranıyordu. Akıllıydı ve genellikle her şeyi kafasında çözerdi. Gerekli olduğu zaman iki küçük kardeşi arasında arabuluculuk yapardı. Ancak eşek şakasını seviyordu ve sık sık karmaşık şakalar hazırladığı için, bu şakalara yardım etmeleri için kız kardeşlerini ikna ediyordu.

 

Rui, ortanca kız kardeş, daha inatçı bir doğaya sahipti. Aralarındaki en gururlu ve en dürüst olandı. Kardeşlerinin hileli oyunları onu sık sık panikletirdi.

 

Ve bir de aralarında en küçük olan Lowe vardı. Enne gibi, onun da sessiz ve kendi halinde bir havası vardı. Ama aynı zamanda aralarındaki en yaramaz olanı da oydu. Yaptığı şakalar diğer iki heyulanın şaşkınlıktan dona kalmasına sebep oluyordu.

 

Illuna ne üçünün tamamen farklı kişiliklere sahip olmasını garip bulmuştu, ne de neden kardeş olduklarını ve aynı anda çağrılmış olsalar da neden kimin en büyük olduğuna neden belirttiklerini sorgulamıştı. Ama abisi, bu soruları bayağı kafa karıştırıcı bulmuştu. Bu tarz sorular geceleri uykularını kaçıran türden sorulardı.

 

“Enne, bunlar Rei, Rui ve Lowe! Heyula kızlar, bu Enne! Hadi hep beraber iyi geçinelim!” dedi Illuna.

 

Üç hayalet canavarın hiç biri konuşamıyordu ama aralarına yeni katılan kızın etrafında süzülürken yüzlerinde bulunan sıcak ve mutlu gülümsemelerden ne demek istedikleri anlaşılabiliyordu.

 

“Tanıştığımıza memnun oldum.” dedi Enne. Sıcak bir şekilde karşılandığını anlamış gibiydi. İfadesinde bir değişim olmamıştı ama yine de mutlu görünüyor gibiydi.

“Biz de tam Enne’e kaleyi gezdiriyorduk! Bize katılmak ister misiniz? Diye sordu Illuna.

 

Her ne kadar vampir kız kalenin içini çok fazla gezmiş olsa da, içeriyi heyula kızlar kadar bildiğinden şüpheliydi. Illuna’nın aksine onlar, asıl taht odasında yaşamıyorlardı. Bütün kale onların eviydi. Illuna şablonu ezberlememiş değildi. Sorun, Illuna’nın hatırladığı şablonun eski olmasından kaynaklanıyordu.

 

Çok sevdiği abisi, neredeyse her gün kaleyi yeniliyordu. Duvarlar aniden koridorlara dönüşüyordu. Birden yeni odalar peydah oluveriyor ve bazen tamamen yeni binalar bile bulabiliyordu. Değişen sadece iç kısımlar da değildi. Düz avlular güzel bahçelere dönüşüyordu. Önceden hiçbir şey olmayan yerlerde küçük çiçek bahçeleri ve göletler ortaya çıkıyordu. Yön bulmak için kullandığı şeyler güvenilmezdi ve sürekli değişime uğruyordu. Kale tam bir labirent gibiydi. Zindanı temizlemeye gelenler değişiklikleri zahmetli bulacakken, kızlar için bu değişiklikler, işleri kızıştırmak ve daha eğlenceli hale getirmek için faydalıydı.

 

Üç heyula Illuna’nın sorusuna havada fırıl fırıl dönerek karşılık verdi. Kesinlikle katılıyorlardı.

 

Buna karar verildikten sonra, kız kardeşler de gruba katıldılar ve arkadaşlarına kaleyi gezdirmeye başladılar. Ancak asıl görevlerini unutmaları çok sürmemişti. Aralarındaki en küçük olan kısa süre sonra sırıtmaya başlamıştı.

 

Illuna, Lowe’nin yüzündeki değişimi fark eder etmez harekete geçmişti. Heyula birden arkasına döndü ve yüzünü ve ellerini kılıç kızın vücudunun içinden geçirerek şakasına başladı. Kızın suratına “Böö!” diye bağıran bir ifadeyle baktı.

 

Bir çift tepki gelmişti; bir çığlık ve monoton bir şaşkınlık sesi. Çığlık, bir şeyler olacağını bilse de, yine de hazırlıksız yakalanmış Illuna’dan gelmişti. Şaşkınlık sesi, karnından çıkan vücutsuz başı korkutucudan çok ilginç bulan Enne’den gelmişti.

 

Her ne kadar şaka istenen hedefi korkutmamış olsa da Lowe buna aldırış etmemişti. Kalenin en uzun koridorlarından birinin içinde süzülmeden önce, Enne’in vücudu boyunca içinden geçmişti. Yüzünde mutlu bir gülümseme vardı. Eğlendiği çok belliydi.

 

Heyulanın neden kaçtığını sorabilirsiniz? Bu sorunun cevabı çok basitti; çünkü kovalanacağını biliyordu.

 

“Öööf, bu beni korkuttu!” Lowe ve her nedense küçük kardeşlerinin yanına çekilen diğer kardeşlerinin arkasından koşan Illuna bağırmıştı. “Bekleyin! Geri gelin!”

 

Heyulaların vücutları hayalet gibiydi. Kovalansalar bile gerçekten yakalanmazlardı, ama iki taraf da bunu umursamıyordu. Umurlarındaki tek şey ne de olsa eğlenmekti.

 

“Onları biz de kovalamalıyız Enne!” Henüz koşmaya başlamamış Shii, olayların ilerleyişini sessiz bir şekilde izleyen kıza konuşup, onu ebelemeceye davet etmişti.

“Nasıl...?” Enne başını bir yana eğmişti.

“Yapman gereken tek şey arkalarından koşmak! Gerçekten çok eğlenceli olacak!”

“Tamam.”

 

İkisi bacaklarını harekete geçirdi ve diğer dört kızı kalenin derinliklerine doğru kovalamaya başladılar. Ve bunu yaparak, asıl amaçları olan Enne’e etrafı gösterme görevini unutmuş, bunun yerine tamamen ebelemece oynamaya başlamışlardı.

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
Kunai 52 (28 puan) Üye
2020-05-26 04:03:02
Çeviri ve edit için teşekkürler.
STERBEN (50 puan) Üye
2020-05-23 21:56:54
Çeviri için teşekkürler
Sadecesama (91 puan) Üye
2020-05-23 15:27:08
Yağ sıcacık bi bölümdü. Çeviri için teşekkürlerr
ASİLZADE (2598 puan) Üye
2020-05-22 19:32:01
Lowe kelimesini Löwe yaptığınız zaman 2. Dünya savaşı zamanı nazilerin kullandığı herkesce ünlü tankları vardır löwe de onlardan biri aslan anlamına gelen bir prototipleri vardı ne yazık ki hiç seri üretime geçmemiştir. Lowe isimli karakterde aklıma löwe tankı geliyor resim eklense eklerdim ama malesef sitede resim ekleme yok k.b
Residenttt (54005 puan) Yönetici
2020-05-22 19:50:19
@ASİLZADE, resmi hizliresim veya imgur gibi bir yere yükleyerek paylaşabiliyorsun :)
maahhaam (4264 puan) Üye
2020-05-22 10:39:51
Çeviri için teşekkürler
Ker!m (58 puan) Üye
2020-05-21 19:53:21
Çeviri ve edit için teşekkürler.
DeliDana (2012 puan) Üye
2020-05-21 18:59:50
emeğiniz için teşekürler kolay gelsin.