Bir İblis Lordunun Hikayesi: Zindanlar, Canavar Kızlar ve İç Isıtan Bir Mutluluk

22 Mayıs 2020
Çeviri: zibillionbytes
Düzenleme: Residenttt
87 Görüntülenme
Bu bölümü 10 Kişi beğendi.
Cilt 11

Ejder Efendisi

Büyük olaylar doğası gereği aniden gerçekleşen olaylardır. Uyarı namına hiçbir şey vermeden meydana gelirler ve beklenmedik olaylar silsilesi ile ayaklarınızı yerden keserler. Ve doğaları gereği aniden meydana geldiklerine, bugünden daha iyi bir kanıt olamaz. Lefi’yle birlikte her zamanki gibi tembellik yaparken, birden ayağa kalktı ve dışarı açılan kapıya doğru baktı.

 

“Sorun ne Le--” ona sormakta olduğum soruyu, birden karşıma çıkan haritam yüzünden yarıda kesmiştim.

 

Bir istilacı vardı. Haritamın açılmasına neden olacak kadar güçlü bir istilacı. Detaylarına baktığımda davetsiz misafirimizin kanatlı bir tür olduğunu hemen keşfettim. Ormanın üzerinden uçuyor ve bizim bulunduğumuz yöne doğru geliyordu.

 

“Bu şey de ne lan!?” Soruyu sorarken gözlerimi kısmıştım.

“Sanıyorum benim tanıdığım birisi.” diye mırıldandı hala kapıya bakmakta olan Lefi.

 

Ona baktığımda gözlerini kıstığını gördüm ve benimkiyle aynı keskin parlaklığa sahipti. Bu bakışta, normalde tanıdık birine doğrultmayacağınız türde olan bir öfke vardı. Pekala... Sanırım bu, gelen kişinin sevmediği biri olduğu anlamına geliyordu.

 

“Kısa süre sonra dönerim, bu işle muhtemelen benim ilgilenmem gerekiyor.” Lefi kapıya doğru ilerlemeye başladı, ama bir elimi omzuna koyup onu durdurdum.

“Bekle! Ben de geliyorum.”

“Uzak durman daha iyi olur.” dedi Lefi. “Kapımızdaki aptal, kendini benden çok daha yüce gören birisi. Benim varlığımın bile onun agresif dürtülerini yatıştırmaya yetmeyeceğini biliyorum. Benimle gelmen senin için tehlikeli.”

“Tek duyduğum seninle gerçekten gelmem gerektiği.” dedim. “Öyle biriyle tek başına yüzleşmene izin vermeyeceğim.”

 

Lefi’nin yüzündeki ifade, gelen kişinin, Lefi’nin uğraşmayı sevmediği türden biri olduğunu gösteriyordu. Benden çok daha güçlü olduğu ve bir şey olduğu zaman durumu idare ettirmeden benden daha yetenekli olduğu doğruydu, ama bu bir şeyi değiştirmiyordu. Zindan benimdi. Zindanı, onun pek hoş olmayan tanıdıkları gibi istilacılardan korumak benim işimdi. Her şeyi o hallederken arkama yaslanıp ayaklarımı uzatacak değildim.

 

“Sağlığımı kendine dert etmene gerek yok. Ben Yüce Ejderha’yım. Bana hiçbir zarar gelmez.”

“Fark etmez. Yine de geliyorum.”

 

Beni caydırmaya çalıştıysa da geri adım atmayacaktım. Bir erkek olarak bunu... Yapamazdım. Lefi, potansiyel bir tehlikeli durumun içine yürürken görmezden gelemezdim, bu dünyadaki her şeyi ezecek kapasitede güç sahibi olsa bile. Ona engel olmamın ihtimal dahilinde olduğunu biliyordum, ama ayrıca engel olmayabilirdim de.

 

Gözlerimiz buluştu. Gözlerime dik dik baktı, ama teslim olmadım.

 

“Sanırım seni durdurmanın imkanı yok.” diye kıkırdadı. “Pekala Yuki, sağlığımı sana emanet ediyorum.”

“O zaman kendini güvende say, partner.”

 

Lefi, özgüvenli cevabıma küçük bir gülümsemeyle karşılık verdi.

 

***

 

Zindan sakinlerini topladım ve onlara, ne olursa olsun ben ve Lefi dönmeden asıl taht odasından ayrılmamaları gerektiğini söyledim. Enne’in insan formunu geri çektim, kılıcı kabzasından tuttum ve omzuma yasladım. Mağaradan dışarı çıkmadan onu kınına sokmayla bile uğraşmamıştım. Kılıç biraz gergin görünüyordu, muhtemelen her zamankinden daha az rahat olduğumu hissetmişti. Kuşandığım tek silah o değildi. Belimde tabancam ve hançerim asılıydı ve bacaklarımdan birine de içinde çeşitli iksirlerin bulunduğu bir kese bağlıydı.

 

Yeni akıl ettiğim tam teçhizatlı halimdi. İksir kesesi, tekrar tekrar yaşadığım olayların bir sonucuydu. Şu sadist aptalla olan savaşımız bana, envanterime ulaşıp almama yetecek kadar zamanım olmayabilir diye birkaç tanesini yanımda taşımamın daha iyi olacağını anlamama sebep olmuştu.

 

Dışarı çıktığımızda, kanatlı istilacıya, havada uçan ejderhaya bakarken, Lefi’yle yan yana durduk. Bizi fark etmiş olacak ki, mağaradan ayrıldığımız anda bize doğru inişe geçti. Bize yaklaşınca durdu ve havada süzülmeye başladı.

 

Her ne kadar onunla aynı türden olsa da formu Lefi’ninkine benzemiyordu. Önümüzdeki ejderhanın daha büyük kara pulları vardı ve genel olarak bakıldığında daha hırpalanmış ve kemikli gözüküyordu.

 

***

Genel Bilgiler

İsim: Gilordio Gyogarr

Irk: Kara Ejderha

Sınıf: Ejder Efendisi

Seviye: 402

 

Unvanlar

Despot

Ejderhaların Kralı

***

 

Kanatlı kertenkelenin sağlam bir duruşu vardı. Öyle fazla baskı yayıyordu ki, yanımıza yaklaşmış olması bile yanaklarımdan soğuk terlerin dökülmesine neden olmuştu. Seviyesi Lefi’nin yarısından daha azdı, ama yine de benimkinden yüksekti, bu da karakter sayfasında sadece göstermek istediği kadarını görebildiğim anlamına geliyordu.

 

Büyü gözüm bana ejderhanın ağzına kadar manayla dolu olduğunu gösterdi. Muhtemelen tüm güçle üç gün boyunca aralıksız dövüşebilecek kadar yakıtı vardı. Ve bunu bütün savaş boyunca sağa sola büyü atacağını kabul ederek söylüyordum.

 

“Sonunda seni buldum Leficios. Ama senin garip heveslerini anlamıyorum.” dedi kara ejderha, küçümseyen bir tavırla. “Sen, Yüce Ejderha, neden kendini basit bir insan formuna dönüştürsün ki?”

 

Ejderhanın gözlerinde hoş görmediğini gösteren bir parıltı vardı. Biz de dahil, etrafındaki her şeyi küçük görüyor oluşu, beni gıcık etmişti. Kabul etmeliyim ki, başlangıçta yüz ifadesi beni tedirgin etmişti, ama bu duygu geldiği kadar hızlı kaybolmuştu. Öff. Aynen, öff, sanırım onunla asla anlaşamayacağız.

 

“Burada ne işin olduğunu belirt Gyogarr, ve hızlı ol. Senin gibi bir köpeğe harcayacak çok vaktim yok.” dedi Lefi, kaşlarını çatmış bir şekilde. Sesi her zamankinden çok daha sertti.

“Saçma bir sıfat. Başka kimse bana basit bir köpek demeye cüret edemez.”

“Neden sen Ejder Efendisi oldun? Bellum’a ne oldu?”

 

Görünüşe göre Lefi de kara ejderhanın karakter sayfasına bakmıştı. Şey evet, despot ünvanına baktın mı? Muhtemelen çalmıştır.

 

“Yaşlı bunağı öldürdüm ve ünvanını kendime aldım! Şimdi Ejder Efendisi benim ve köyümüzün içinde yaşayan herkes benim hükmüm altında!” diye söyledi.

“Bellum’u öldürdün mü?” Lefi’nin yüzü, kafa karışıklığıyla buruşmuştu.

 

Hmmm... Sanırım şu Bellum bir önceki Ejder Efendisiydi. Ve bir dakika, az önce gerçekten ejderhalarla dolu bir köy olduğunu mu söyledi o? Lefi’nin davranışları, Bellum ismindeki adamın bu herif tarafından öldürülmesinin pek mümkün olmadığını gösterdiğinden, tahminimce ejder köyünde garip bir şeylerin dönmüştü.

 

“Öldürdüm! Beni hiçbir zaman bir köpekten fazlası olarak görmemiş olsan da şimdi ben halkımızın başındaki kralım!”

“Saçmalık.” dedi Lefi. “Diğer antik ejderhalara ne oldu? Sana itaat edecek kadar aptal değiller.”

“Aptal olmasalar da, bunak yaşlılar oldukları için, bir ejderhanın taşıması gereken hırsa sahip değillerdi. Ve bu yüzden onları topraklarımızdan sürdüm. Yakında, adamlarım ve ben bu dünyayı kendimiz için fethedeceğiz! Ve işte, bu yüzden senin karşına çıktım Leficios, seni davet etmek için.”

“Ne...?”

 

Duyduklarına inanamayan Lefi’nin dili tutulmuş, sadece bir kelime söyleyebilmişti, ama kara ejderha bunu fark etmemiş olacak ki, niyetlerini tutkulu bir şekilde anlatmaya devam etti.

 

“Yüce Ejderha Leficios. Bana katıl. Eşim olarak bana katıl ve bu dünyayı beni yanımda yönet! Güçlerimiz birleştiğinde yaşayan her şey ayağımızın altında sürünür!”

“Kapa lan çeneni, puşt.” Başından beri sessiz kalmış ve sadece dinlemiştim, ama çenemi daha fazla kapalı tutamamıştım.

“Ne dedin böcek?” Kara ejderha, geldiğinden bu yana ilk defa bakışlarını bana çevirmişti.

“Sana çeneni kapamanı söyledim.” Diye hırladım. “Tek yaptığın kafanın boktan başka bir şeyle dolu olmadığı hakkında boş boş konuşmak. Gösterişçisin. Kafanı kengi götüne öyle çok sokmuşsun ki için dışında çıkmış. Nesin sen, bir tür narsistik manyak falan mı? Her sabah kahvaltı niyetine kendi kendini mi cokkoluyorsun?”

 

Sanırım ejderha aşağılanmaya pek alışkın olmadığından, sözlerim bir gözünü öfkeden seğirtmişti.

 

“Dünyanın hepsi sikimde bile değil. İstiyorsan ele geçir, içine sıç, ne yaparsan yap. Umurumda değil. Ama bunu yapmak istiyorsan, kendi başına yap. Çükün işi halledemeyecek kadar küçük diye etrafta dolaşıp başkalarını işin içine katmaya çalışma. Nesin sen, şımarık bir çocuk falan mı? Annen sana başkalarını rahatsız etmemen gerektiğini öğretmedi mi?”

“Beni aşağılamaya cüret mi ediyorsun böcek!?”

 

Kara ejderha dişlerini çıkarıp hırıldadı ama ben de alayımı aynen devam ettim.

 

“Yani, aptal bir çocuğa biraz sağ duyu öğrettiğimi düşünürsek, daha çok seni eğittiğim söylenebilir. Yani, kendine bir bak. Vücudun kocaman ama içinde hala bir bebeksin. Acınası, öyle acınası ki beni güldürüyor.”

“Dediği gibi.” diye katıldı Lefi. “Bizi kendi halimizde bırak, köpek. Bu dünyanın kontrolünü ele geçirmeye pek ilgim yok ve senin eşin olmakla daha az ilgileniyorum. Köyüne dönmeni ve başka birinin peşinde koşmanı öneriyorum. Başka bir sürü seçeneğin olduğuna eminim.”

“Anlıyorum...” diye mırıldandı ejderha. “Demek aşağılık insan formunda olmanın sebebi, bu böcek.”

“Onu partnerim olarak seçtiğim için, kesinlikle öyle.”

“Anlıyorum...”

 

Ani bir kriz hissi bana hücum etti ve her hücremi doldurdu.

 

“Hassiktir!”

 

Saldırıyı sadece çok ufak bir anlığına görebilmiştim. Amacının ne olduğunu fark ettiğim anda, gözlerimin önünde kara pullar dışında başka hiçbir şey yoktu. Savunmayı başarmıştım, ama sadece şanslıydım. İç güdülerimi dinleyip Zaien’i saldırıyı engellemek için çekmiştim, ama şok dalgası öyle ağırdı ki, her şeye rağmen uçmaya engel olamamıştım. Saldırının arkasında öyle büyük bir güç yatıyordu ki, neredeyse tam gaz gelen bir formula 1 arabası tarafından çarpılmış gibi hissetmiştim.

 

Momentum beni sürüklerken görüş alanım sürekli değişiyordu. Hala havada olduğumu, ancak düzinelerce metre uçtuktan sonra anlayabilmiştim. Kanatlarımı cisimleştirdim, frenlere asıldım ve durdum.

 

Zaien’i tuttuğum kolumdan bir acı dalgası geçti.

 

“Ooo? Seni öldürdüğümü düşünmüştüm.” dedi kara ejderha, küçümseyen bir tonda. Kolu, az önce savurduğunu gösteren bir pozisyonda duruyordu.

“Yuki!” diye bağırdı Lefi, ejderhaya dönmeden önce. “Seni pislik!”

“Hmph.” Piç herif homurdandı. “Tepkilerin çok yavaş Leficios. Tam da düşündüğüm gibi. Bir insanın vücudunu taklit etmek, gücünde büyük kayıplara sebep olmuş. Efsanevi Yüce Ejderha bile böyle bir halde bir şey ifade etmiyor demek.”

“Bu bir meydan okuma mı köpek? Pekala. Çok istiyorsan öyle olsun, o zaman hemen senin canını alıp küle çevirm--”

“Yapma Lefi.”

 

Lefi, kendini kara ejderhanın meydan okumasına hazırlarken hırlamıştı, ama araya girip buna bir son vermiştim.

 

Sesimi duyunca bana doğru dönmüştü. “İyi misin Yuki!?”

“Evet, böyle bir saldırı sorun değil.” dedim. “Her neyse, dinle. Onu sen indirmiyorsun. Ben indiriyorum. Sadece otur ve onun kıçını tekmelememi izle.”

 

Kılıcımı kaldırdım ve kara ejderhaya doğrulttum. “Hazır mısın Enne?”

“Evet efendim.” diye yanıtladı güvenilir kılıcım. “Senin için daha çok endişeleniyorum.”

“Yok, ben iyiyim. Sonuçta senin efendinim. Bu piçi öldürmek çok kolay olacak.”

 

Verebileceğim başka bir cevap yoktu. Kızım gibi gördüğüm kız bile savaşmaya hazırdı. Şimdi geri adım atamazdım. Babası olarak, o iyi olduğu sürece ben de iyiymişim gibi davranmalıydım. Vücudumun bir iki parçası eksik olacak kadar yaralansam bile.

 

“Hah!” Ejderha gülmüştü. “Benimle yüzleşmeye cüret mi ediyorsun!? Tek bir saldırıyı engellediğin için kendini değerli bir rakip olarak mı görüyorsun!? Kendini büyük görme böcek!”

“Kapa çeneni. Seninle konuşan yok, yarım çük.”

“Bu ne cüret! Uyanan gazabımdan kaçabileceğini sanma!”

 

Geri zekalıyı umursamadan Lefi’yle konuşmaya devam ettim.

 

“Sadece otur ve izle. Hadi ama, bunları konuşmuştuk değil mi? Seni koruyacağım.”

“Sanırım evet.” diye kıkırdadı gümüş saçlı bakire. “O zaman iyi bir iş çıkaracağına güvenmeliyim. Onun gibi birine kaybetmeyeceğine güveniyorum Yuki.”

 

Lefi uçurumun kenarına yürüdü ve oturdu. Hem kollarını bağlayarak hem de bağdaş kurarak karışmayacağını ilan etmiş oldu.

 

Teşekkürler Lefi. Cidden. Harika bir kadınsın.

 

Sırıttıktan sonra, sonunda sinirden duman püsküren bok çuvalına dönmüştüm. Aramızda belirgin bir fark vardı. Seviyesi benimkinin beş katı fazlaydı ve ilk saldırısı, rakamların göstermelik olmadığının kanıtıydı. En iyi ihtimalle yüzde bir kazanma şansım vardı.

 

Ama bunun bir önemi yoktu. Umurumda olmadı, olamazdı.

 

Çünkü önümde Lefi’ye evlenme teklif etti. Tam benim önümde.

 

Bu yüzden geri adım atamazdım.

 

Bu yüzden onunla savaşmalıydım.

 

Ve bu yüzden kazanmak zorundaydım. Ne olursa olsun.

 

Tam o an ve orada, kendini kesin bir şekilde düşman olduğunu ilan etmişti.

 

“Bütün gücünle bana saldır, piç herif. Sana ne kadar güçlü olabileceğimi göstereceğim.”

“Boş konuşmaya devam et böcek. Küstah ağzının ne kadar daha konuşmaya devam edebileceğini göreceğiz.”

 

Ve işte, dünyanın en güçlü ırkının kralıyla ölümcül bir düelloya böyle girdim.

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
Kunai 52 (28 puan) Üye
2020-05-26 04:17:03
Çeviri ve edit için teşekkürler.
STERBEN (50 puan) Üye
2020-05-23 22:27:39
Ana karakter ya kızları ya da kadını ( tam anlamıyla olmasa da :D ) söz konusu oldumu dağları delmeye çalışıyor. Çeviri için teşekkürler. Bölüm güzeldi
Sadecesama (91 puan) Üye
2020-05-23 16:30:36
Bu işte bi iş var. Bu salak ejder nasıl ejderhaların kralı olabilmiş lan? Gerçi Lefi'nin terk ettiği bi köyden bhsediyoruz.. Nese Yuki nası senin 'kadınına' evlenme teklif edebilirler?! Saldır co 😂 Çeviri için teşekkürler. Bölüm çok güzeldi 😍
Ker!m (58 puan) Üye
2020-05-22 20:02:35
Acba yenerse ne olur? 🤔
maahhaam (4264 puan) Üye
2020-05-22 19:57:59
Çeviri için teşekkürler
ASİLZADE (2598 puan) Üye
2020-05-22 19:54:23
Lefiye yürüyor resmen bizde koşarız :D
DeliDana (2012 puan) Üye
2020-05-22 17:33:18
Emeğiniz için teșekkürler.