Bir İblis Lordunun Hikayesi: Zindanlar, Canavar Kızlar ve İç Isıtan Bir Mutluluk

11 Eylül 2020
Çeviri: zibillionbytes
Düzenleme: Residenttt
122 Görüntülenme
Bu bölümü 13 Kişi beğendi.
Cilt 19

Onu Sabit Tut

Ertesi sabah, tamamen yenilenmiş ve günün getireceklerine tamamen hazır bir şekilde bir kez daha hanın lobisinde toplandık.

 

“Sadece kısa bir öğleden sonra için gayet iyi bronzlaşmışsınız...” Carlotta bize bıkkın bir gülümsemeyle bakmıştı.

“Evet, çok eğlendik.”

“Ö-özür dilerim... Kafamızda gerçek bir amaçla buraya geldiğimizi biliyorum, ama kendimi eğlenmeye kaptırdım.”

 

Ben otuz iki dişle yanıtlamaktan mutlu olsam da, Nell, görevdeyken kendini salmasından dolayı utanmış hissediyordu--her ne kadar yakında başlayacağımız bir görev olduğu için kendimizi tamamen yormamak adına sadece bir saat sonra sağda koşturarak oynamayı bırakmış olsak bile. Ondan sonra üzermizi değiştirdik, şehre gittik ve amaçsız bir şekilde, turistik yerleri gezip gördükten sonra nihayet denize sıfır bir restorantta akşam yemeği yemeye karar verdik. Tıkabasa doyduktan sonra hemen hana döndük ve güzel bir uyku çektik.

 

Sonuçta hatırlanmaya yetecek kadar eğlenceli bir gün olmuştu. Dostum... Böyle stres atmayalı uzun zaman olmuştu.

 

Zindanın atmosferi harikaydı. Ama çok daha gürültülü, patırtılı bir  yerdi. Bu kötü bir şey değildi tabii ki, ama bacaklarımı uzatıp rahatlamak için zaman bulmak benim için çok zor oluyordu. Ve güneşin tadını çıkarmak, bu ihtiyacımı tamamen yerine getirmişti.

 

“Özür dilemene gerek yok.” dedi Carlotta. “Dinlenmeni söyleyen kişi bendim. Tam tersi, rahatlamış olmandan memnun olurum.”

 

Kıza nazikçe gülümsedikten sonra boğazını temizledi ve onun mevkisinde olan birinden beklenecek sertlik ve ciddiyetteki  ifadesini takındı.

 

“Maceracılar Loncası’na gitme zamanımız geldi. Gitmeye hazır mısınız?”

“Dün sormayı unuttum ama, neden loncaya gidiyoruz?” Diye sordum.

“İstilaya gideceğimiz zindan loncanın denetimi altında. Kutsal şövalye olarak, ve maceracı olmayarak, bizim, ayrılmadan önce yapacağımız şeyi onlara bildirmemiz gerekiyor.” diye açıkladı. “Ayrıca zindanın planı hakkında bir şekilde bilgisi olan bir grubu da yanımıza alacağız.”

“Yani demek istediğin, kendimize rehberler alacağımız...”

 

İyi bir fikirdi ve onlar olmadan dolaşmaktansa onlarla birlikte hareket etmek daha iyiydi. Her ne kadar kendi zindanımı avucumun içi gibi biliyor olsam da, saldıracağım zindan hakkında hiçbir fikrim yoktu. Toplayabildiğimiz en ufak bilginin bile yardımı dokunurdu.

 

“Hazırız.” dedi Nell. “Aşağı inmeden önce her şeyi hazırladık.”

“Güzel. O zaman gidelim.” dedi Carlotta.

 

***

 

Girdiğimiz bina az çok klasik bir lonca gibiydi. Bir görev tahtası, bir resepsiyon masası ve üstüne bir barı bile vardı.

 

“Günaydın. Size nasıl yardımcı olabilirim?” Yirmilerinde bir genç kız gibi görünen resepsiyonist, ona doğru yaklaşırken bizleri selamladı.

“Bizler Faldien Ordusu’ndanız.” diye yanıtladı Carlotta. “Önceden yolladığımız mektup uyarınca lonca başkanıyla konuşmak istiyoruz.”

“Ah, paladinler! Sizi bekliyorduk. Lütfen biraz bekleyin. Birazdan lonca bakanıyla beraber geleceğim.”

 

Masasından ayrıldı ve arkadaki merdivenlerden yukarı çıktı. Geri döndüğünde, yaşı kurumun hiyerarşisi içindeki mevkisiyle hiç uyumlu gibi olmayan bir adamla geldiğini gördük. Genç, sıska ve moda anlayışını tamamen ortaya seren süslü kıyafetler giyiyordu.

 

“Hoş geldiniz paladinler. Ben Jay, Poezahr’ın lonca başkanıyım. Sör Abel bana bilmem gereken her şeyi anlattı.” dedi. “Bize yardım için bunca yolu geldiğiniz için teşekkür ederim.”

“Teşekkür etmenize hiç gerek yok. Farkında olduğunuzdan eminim, burada olmamız sadece karşılıklı menafattendir.”

“Bu şekilde düşünmenizden memnun oldum.” dedi Jay. “Öyleyse, hoşbeşle daha fazla vakit kaybetmeyeceğim. Bana bir saniye verin.” Carlotta’yı geçti ve sesini yükseltti. “Griffa, Reyus, Lurolle! Buraya gelin!”

 

Bağırışı, bardaki üç maceracının isimlerini sırayla duydukça tepki vermesine sebep oldu.

 

“Sen mi çağırdın?” İlk cevap veren adam klasik kılıç kalkan kombinasyonuyla donanmıştı. Önde olması, büyük ihtimalle grubun lideri olduğunu gösteriyordu.

“Geldik.” dedi hafif zırh ve yayıyla bir adam.

“İkiniz çok kabasınız. Lonca başkanına en azından saygı gösteriyor gibi yapamaz mısınız?” Hafif kumaş zırhı onların büyücüleri olduğunun bir göstergesi olan grubun içindeki kız, ikisini de azarladıktan sonra lonca başkanına döndü. “Hemen geliyoruz efendim.”

 

Mythril seviyesinde sayılıyorlardı, yani bu, sistemin tepesine ulaşmadan önce sadece iki seviyeleri kaldığını gösteriyordu. Statları bu derecelendirmenin hakısz olmadığını gösteriyordu; sayıları, tabii ki iki istisna dışında, paladinlerinkilerle çok benzerlik gösteriyordu.

 

Benim gibi, onların bir şekilde önemsiz tipler olmadığını anlamış Carlotta, “...Görünüşe göre bize elitlerinizi getirmişsiniz.” diye mırıldandı.

“Bunlar iblis lordunu etkisiz hale getirmek için gönderilmiş orijinal grubun bir parçasıydılar. Dövüşte aktif bir rol oynamalarına karşın, gruptan yara almadan dönen tek kişiler onlar. İşinize yarayacaklarından şüphem yok.”

“Etkileyici, gerçekten etkileyici.” dedi Carlotta, grubun liderine dönerken. “Seninle çalışmayı dört gözle bekliyorum.”

“Bizi öyle övmene gerek yok. Aslında o kadar sert değiliz. Uğursuz Orman’da az daha kendimizi öldürüyor olmamızın üzerinden çok geçmediği için, dikkatli bir şekilde ilerledik.”

 

Kılıç ustasıyla birlikte olan diğeri, mütevazılık ve kendini küçümsemeyle karışık bir şekilde övgüyü savdı. Hiçliğin ortasındaki küçük bir kasabada büyümüş birinde duyabileceğiniz tarzda bir aksanla konuşuyordu. Bir dakika, az önce o Uğursuz Orman mı dedi? Sanırım ara sıra nadir malzemeler toplamak için orman dolaylarına giren gruplardan biri olmalılar. Bunu yapan başka birkaç kişiyi not aldığımı hatırlıyorum.

 

“Bu kadar karamsarlık yeter.” diye azarladı lonca başkanı. “Üçünüz orada bir grup olarak loncayı temsil edeceksiniz, o yüzden başarısızlıklarınızdan yakınmak yerine kendinize gelip elinizden geleni yapın.”

“İş oraya geldiğinde endişelenecek hiçbir şey yok. Zaten elimzden gelen her şeyi yapmayı planlıyorduk.” dedi Griffa, isteksizce.

 

İşte tam o anda anladım. Carlotta’nın karşılıklı menfaat yorumu nihayet mantıklı gelmeye başlamıştı.  Anlıyorum. Bu sadece herhangi bir iblis lordunu pataklamakla alakalı değildi. Kilisenin birilerini gönderme sebebi, insanları korumak için gerçekten yeterli güce sahip olduğunu kanıtlamak istemesiyken, lonca ise bunu saygınlığını yitirmek istemediği için yapıyordu. Rehber olayı sadece bir bahaneydi.

 

Temsil edilme olayını düşününce, henüz bir görev tamamlamamış falan olsam da, teknik olarak benim de bir maceracı olduğumu anımsamıştım. Hem Lefi hem de ben, kapıdan geçmeyi daha kolay hale getirme için kayıt olmuştuk. Kolaylıkla kartımı çıkarıp loncanın adamlarına teknik olarak onlardan biri olduğumu gösterebilirdim, ama bundan bahsetmememin benim için daha iyi olduğunu fark etmiştim.

 

Sebebi mi?

 

Adım.

 

Gerçek ismimle kaydolmuştum.

 

Diğerlerinin dışında Carlotta’dan ismimi saklamanın hiçbir anlamı yoktu. Sık sık birlikte çalışmamız ve her etkileşimimzdeki davranışlarından, onun güvenilir biri olduğunu hissetmiştim. Ama birden ortaya atarsam garip olurdu. Ne söylemem gerek? Öylece, “Ah, bu arada bunca zamandır adım hakkında yalan söylüyordum.” falan mı demeliydim? Evet, ben de bilmiyorum. Demek istediğim, adımı gerçekten bilmesi gerekiyor mu? Zaten bana her zaman Maskeli deyip duruyor. Eh... sanırım bunu daha az garip bir fırsatta söyleyeceğim.

 

***

 

Birkaç tane daha formaliteyi hallettikten sonra, loncadan ayrıldık ve iskeleye doğru ilerledik. Önünde durduğumuz rıhtımda, gayet büyük, rüzgarla çalışan bir gemi bulunuyordu.

 

“Vay canına... oraya bu şekilde mi gitmeyi planlıyoruz?” Aracımıza bakarken nefesim kesilmişti. Bu dünyanın sınıflandırma sistemine göre tam olarak ne olduğunu bilmiyordum, ama büyük boyutu ve yelkenlerine bakarak bunun bir tür kalyon olduğunu özümsemiştim--daha önce bir kalyon gördüğümden değil tabii. Hatta bu, gerçekten yelkenle çalışan bir şeyi ilk kez görüşümdü, nokta. Buna en yakın tecrübem, birkaç yıl önce çıktığım gemi gezisiydi. Ve sıkıcı, eski modern düzeneğin aksine, bu şey gerçekten bende bir macera hissi uyandırıyordu. Yelkenler sevgidir. Yelkenler hayattır. [1]

 

“Kalyon” öyle büyüktü ki, düzgün ve sorunsuz çalışması için birkaç düzine güçlü adamdan oluşan bir mürettebata ihtiyacı vardı. Denizciler gemiye çıkan yükleme rampasından durmadan bir aşağı bir yukarı inip çıkıyor, çıkarken yanlarında büyük, çeşitli eşyalar taşıyorlardı.

 

“Peki şey... bunu söylemek için geç kaldığımı biliyorum ama, tam olarak neden gemiye biniyorduk?”

 

Bana ne kadar az bilgi verildiğini gösteren sorum, yanımdaki kız tarafından yanıtlandı.

 

“Ah.. doğru ya, sanırım sana henüz zindan hakkında pek bir şey anlatmadık.” dedi Nell. “Bir gemiye ihtiyacımız var, çünkü zindan denizde.”

“Denizde mi? Gerçekten mi?”

 

Yani bu, okyanusun ortasında rastgele bir mağara var demek mi? ...Yok canım, bu doğru olamaz, değil mi? Muhtemelen bir adada falandır, değil mi? Bir dakika, bir adanın üzerinde olması denizde olmakla aynı şey mi? Olmadığından eminim...

 

Şaşkınlık içinde, bir sürü farklı seçeenğin içinde beynimi zorlamaya çalışmak yerine, arkadaş arama jokerime güvenmeye karar vermiştim. Cevap için söz konusu arkadaşa bakmak, sadece sesini duyarak algılayamadığım bir şeyi fark etmeme sebep olmuştu.

 

“Vay canına, şey, bayağı mutsuz bir surat. Illuna’nın akşam yemeğinde yeşil biber yiyeceğimiz gördüğündeki yüz ifadesiyle neredeyse aynı.” dedim.

“Bu... gerçekten anlaması kolay bir örnek oldu.” Güldükten sonra açıklamaya başladı. “Gitmekte olduğumuz zindan şey... lanetli bir gemi.”

“Bir ne?”

 

Nell, zindanın ilk keşfinin heyula ve iskeletler gibi hortlak canavarların Poezahr’ın yakınlarında çıkmaya başlamasıyla olduğunu açıkladı. Araştırma için gönderilen kişiler, denizin ortasında kalmış bir gemi keşfettiler. Kurtulan olup olmadığına bakmak için gemiye yaklaştıklarında, bir hortlak dalgası tarafından saldırıya uğramalarının zerine hemen kaçmak durumunda kalmışlardı. Ek araştırmalar nihayetinde geminin, ya da daha doğrusu gemilerin, birden ortaya çıkan hortlak akınlarından sorumlu olan bir zindanın parçası olduğunu ortaya çıkarmıştı.

 

Bu kadar büyük bir gemiye ihtiyacımızın olma sebebi, hem yeniden ikmal noktası hem de harekat üssü olarak kullanılması gerektiğiydi. Herkeste bemimki gibi boyutsal cepleri olmuş olsaydı daha küçük bir gemi kullanmamız teknik olarak olası olurdu, ama böyle yetenekler ve eşyalar nadir ve her zaman istediğin kadar eşya alacak kapasitede olmuyorlar.

 

“Peki şey... iyi olacağından emin misin?” Diye sordum. “Seni bilmem ama ben, senin gibi kolaylıkla korkabilen biriyle ağzına kadar hayaletle dolu bir gemiyi gezmenin iyi bir fikir olduğundan pek emin değilim.”

 

Bunu dört gözle bekliyordum gerçi. Ödü kopunca çok tatlı oluyor. On üzerinden on tatlı.

 

“B-biraz korkak bir kedi olduğumu biliyorum, ama iş iştir...”

 

Yakın geleceğin neler getirebileceğine odaklanmamaya çalışmamak için gözlerini ufka çevirdi. Haklı olduğu bir nokta da vardı. İş işti. Sırf sevmiyorsun diye kaçamazsın.

 

Pişman bir şekilde inleyerek, “Görevi düşünmeden kabul etmemin sebebi, bir zindanın temizlenmek zorunda olduğunu duymamdı.” dedi. “Ama sonra bütün detayları duymaya başladım ve şimdi bundan gerçekten pişmanım...”

 

Uzun, derin bir iç çekerken omuzlarını düşürmüş ve başını eğmişti.

 

“Endişelenmemeye çalış. Tek başına yapmak zorunda olduğun bir şey değil.” Elimi başına koydum. “Ben yanındayım ve bütünüyle cesaretsiz oluşun dışındaki her şeyi düzeltebilirim.”

“Son kısmı çıkarmış olsaydın gerçekten güzel bir cümle olabilirdi...” mutsuz bir şekilde bana suratını astı.

“Benim hatam, benim hatam. Bu sadece, bilirsin işte, sana öyle aşık oldum ki, seni kızdırmak yaşama amaçlarımdan biri haline geldi.”

“Bu beni azıcık bile mutlu etmiyor. Hatta, bu kadar mutsuz ettiğine neredeyse şaşacağım.”

 

Şaşkın bir şekilde bunları söylerken yanaklarını şişirince, gemiye binerken kahkaha atmama sebep olmuştu.

 

“Herkes gemiye!” Birkaç dakika sonra, bir şekilde diğerlerinden daha da büyük olan kaptan, gür bir sesle birkaç emir saydırmıştı. “Yelkenleri açın!”

“Hay hay! Kaptan!”

“Ve demir alın!”

“Demir alınıyor!”

 

Adamları bağırışlarını tekrar ederek, geminin her yerinde iletişimin kurulduğunu gösteriyorlardı. Çok geçmeden geminin yelkenleri açıldı, bizi iskeleye bağlayan ipler toplandı ve yola çıktık.

Çevirmen Notu

[1] Kalyon, çok güverteli, üç direkli, yelkenli bir gemidir. Ayrıca son iki cümle de bir internet memeini kullanmış. Bir şeyi tapınacak kadar sevme göstergesi. Burada abartı olarak kullanıyor tabii ki.

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
Kunai 52 (101 puan) Üye
2020-09-18 19:18:02
Çeviri için teşekkürler.
ASİLZADE (3601 puan) Üye
2020-09-13 11:36:20
Uçan hollandalı çıkmasın gemi 😂
maahhaam (4451 puan) Üye
2020-09-12 21:49:31
Çeviri için teşekkürler
Asedion (1080 puan) Üye
2020-09-12 03:56:18
Sıfır inananlı tanrıça dan sonra bu seridede güncele gelmek üzeriyiz son günlerimizin tadını çıkaralım bari :(
bcennet11 (52 puan) Üye
2020-09-12 00:55:51
Oha bu adamları hatırlayan var mıydı bi gelse de görsek diyenler
DeliDana (2581 puan) Üye
2020-09-11 23:50:01
Çeviri ve edit için teșekkürler.
DeliDana (2581 puan) Üye
2020-09-11 23:49:53
Bunlar ilk bölümlerde ormana giripte Rir'e rastlayan maceracılar galiba.