Bir İblis Lordunun Hikayesi: Zindanlar, Canavar Kızlar ve İç Isıtan Bir Mutluluk

23 Mart 2020
Çeviri: zibillionbytes
Düzenleme: Residenttt
89 Görüntülenme
Bu bölümü 10 Kişi beğendi.
Cilt 3

Piknik

“Yaşasın! Piknik zamanı! Piknik yapacağız!”

 

Altındaki çimenlikte zıplayıp duran Illuna bir yandan da şarkı söylüyordu. Bunu yaparken, kollarını sallayıp duruyor, Lefi ve benim ellerimizi çekiştirip duruyordu.

 

Genç vampir mutluluktan ışık saçıyordu. Gerçi aşağı yukarı her zaman böyle mutlu olduğunu düşününce bunu söylememk pek bir şey ifade etmiyordu. Neşeli gülüşü çoktan onu tanımlayan özelliklerden biri olmuştu. Ama bugün bu gülüşü her zamankinden daha neşe doluydu. Onu görünce aklıma okul idollerinden biri ve sürekli gülümseyerek söylediği meşhur sözü gelmişti. Neydi ya? Nico Nico Nii miydi? [1]

 

“Heyecanlandığının farkındayım Illuna, ama böyle sürekli hareket etmek senin için iyi bir şey değil. Böyle giderse uyuyana kadar kendini yoracaksın.” dedi Lefi.

“Ama pikniğe gideceğiz! Nasıl heyecanlanmayayım? Siz de çok eğleneceğimiz düşünmüyor musunuz!?”

“Pikniğin ne olduğunu bilmiyorum. Bunun için aniden uyandırılmamın yanında hakkında pek bir şey anımsayamadım.”

 

Lefi sözlerini birkaç yorgun esnemenin için arasına sıkıştırmıştı. Tembel olduğu için,hala uyumak istiyordu.

 

“Ahhh.... Şey, piknik... Hmm... Şey yaptığın...”

 

Illuna benim anlattığım şeyi hatırlamaya çalışırken kafasını bir sağa bir sola eğmişti.

 

Masum bir gülümsemeyle, “Unuttum.” dedi. “Neydi, tekrar söyler misin?”

“Piknik, bir grup insanla dışarıya çıkıp bir şeyler yediğin, yorulup masmavi gökyüzünün altına oturana kadar etrafta oyunlar oynadığın bir etkinliktir.” diye açıkladım. İşlerin arasında boğulduğum çok nadir olsa da o kafadan çıkıp sadece rahatlamak gerçekten çok iyi hissettiriyordu. Sonuçta son zamanlarda biraz yoğun sayılırdım, o yüzden bu molayı hak etmiştim.

 

“Masmavi gökyüzü mü...?” Lefi gözlerini devirmişti. “Bu arka plan apaçık çakma, değil mi?”

“Ah kapa çeneni Lefi.” diye homurdandım. “Bak, haklısın ama bu muhabbeti erteleyelim. Gökyüzünün gerçek olup olmaması önemli değil. Hissettirdiği, önemli olan.”

“Ah, efendim, ben de etrafta oynamayı çok seviyorum ama burada yapacak pek bir şey yok. Tek gördüğüm boş bir çimenlik. Gerçi biraz kestirmek için gayet iyi bir yer gibi ama.” dedi Lyuu.

 

Arkamızda durduğu için onu görememiştim ama günün sonuna kadar bizi eğlendirmek için bir şeyler bulmaya çalıştığından emindim.

 

Lafı açılmışken, grubumuz şu şekilde oluşuyordu: Lefi ve ben, aramızdaki Illuna’nın elinden tutmuş, önden ilerliyorduk. Hemen arkamızdaki Leila, her zamanki ağır başlı haliyle sessiz sessiz bizi izliyor ve yiyeceklerimizin bulunduğu sepeti taşıyordu.

 

Leila’nın arkasında keyifsiz Rir ve üzerinde Shii vardı. Son zamanlarda Rir’i pek görememiştim ve bugün nedenini tam olarak görmüş oldum. Lyuu onu her yere takip ediyor ve onu pohpohlamaya çalışıyordu. Ona hizmet ettiğini düşündüğü belliydi, ama fenrir, kızın yaptığı şeyleri sinir bozucu olarak görüyordu.

 

Lefi, bir yandan etrafta uyuklayacak bir yer ararken, “K-Kestirmek mi? Bu bana gayet iyi bir teklif gibi geldi.” dedi.

“Kestirmek yok.” dedim. “Bakın, size yapacak bir şey yokmuş gibi geliyor ama var. Bana güvenin. Çok güzel planlar yaptım. Heh, aradığım yer tam olarak şurası.”

 

Küçük bir tepeyi işaret etmiştim. Alanın geri kalan kısmı gibi burası da çimen kaplıydı. Tek farkı, yanında küçük bir derenin olmasıydı. Bu tepeyi birkaç gün önceden, sırf bu tarz etkinlikler için kullanalım diye hazırlamıştım. Düzlüğü yapmaktaki amacımdan bayağı bir sapmış gibi hissetsem de buna kafayı takmadım.

 

Varış noktasına gelince, eşya kutumdan piknik örtüsünü çıkarıp tepenin hemen dibinde yere serdim.

 

“Yemekleri yiyeceğimiz yer burası mı?” dedi Leila.

“Sonrası tabii. Şu an oturmak için kullanacağız. Her şeyi bunun üzerine koyabilirsiniz. Ezilmeyecek kadar uzaktayız sanırım.”

 

Eşya kutumu açtım ve bir yandan tahta kızağı çıkardım. Büyük modellerinden biriydi ve iki yetişkin buna rahat bir şekilde sığabilirdi. Kızağın altı düzdü ve muhtemelen verniklendiği için parlak bir ışıltısı vardı. Ne kadar çimenli olursa olsun aşağı kaymakta sorun yaşamaz gibi duruyordu.

 

“Bu şey ne için?” diye sordu vampir kız.

“Bu bir oyuncak. Gel, sana nasıl kullanılacağını göstereyim.”

 

Illuna’yı tepenin üstüne çıkardım ve kızağa oturttum. Hemen binmek yerine yanında durup iter pozisyonda bekledim.

 

“Hazır mısın?”

“Evet!”

“O zaman hadi gidelim!

 

“Başlangıç için yeterli itmeyi versin diye yere sertçe vurdum ve kızağı tepeden aşağı biraz itip ben de bindim. Kızağa aniden binen ekstra yük, tahta araca ikinci bir rüzgar katmış, onu daha da hızlandırmıştı.

 

“Vay! Çok hızlı gidiyoruz!”

 

Kızağa binmek bana, uçmaya benzeyen ama farklı bir gerginlik, bir heyecan vermişti. Uçmak emek istiyordu ama aynı zamanda bana daha çok kontrol sağlıyordu. Kaymak ise bunun tam tersiydi. Yapmam gereken tek şey arkama yaslanıp yer çekiminin benim işimi yapmasını beklemekti.

 

Tepeden hızlıca inip yavaşlamaya başladık ve sonunda Lefi, Rir ve hizmetçi kızların olduğu yere gelince durduk.

 

“Haklıymışsın! Bu gerçekten çok eğlenceli!”

“Demiştim. Bu yüzden, eğlenceli olan her şey benden sorulur. Eğer sıkılrsanız bana gelin ve size yeni bir şeyler bulalım.”

“Hıhı! Sen gerçekten harikasın!”

 

Her ne kadar kendimi beğenmiş bir halde konuşmuş olsam da bu ünvanı hak ettiğimi düşünmüyordum. Yaptığım tek şey bilinen fikirleri kullanmaktı.

 

“Vay canına efendim. Şunu söylemeliyim ki bu gerçekten eğlenceli gözüküyor.” dedi Lyuu, gözleri parlayarak.

“Demek tepenin kendisini bir oyuncak gibi kullanıyorsun. Bu fikir temelde basit ama yine de ilginç gözüküyor.” diye katıldı Leila.

“Denemek ister misiniz?”

“Tabii ki!”

“Çok isterim ama, sizin için uygun olan bir zaman size katılsam olur mu efendim?”

“Tabii ki.”

 

Ve böylece iki hizmetçiyle birlikte tepeye geri tırmandım. Lyuu çok heyecanlıydı bu yüzden ön tarafa oturmuştu. Leila arkaya oturmuştu ve ben de kızağa gerekli hızı kazandırmak için arkada dikiliyordum.

 

Lyuu fısıldayarak, “Hmm... Vay be Leila. Memelerin gerçekten kocamanmış...” dedi.

“Pardon?” dedi Leila.

“Neyse boşver, bir şey demedim. Duymamış gibi davran tamam mı? Kendimi, şu an hissettiğimden daha da kötü hissetmek istemiyorum.

“Ne?”

 

Lyuu’nun vücudundaki enerji ve heyecan, Leila’nın malum yeriyle temas edince çekilmeye başlamıştı. Yüzünde, sanki birbiriyle çelişen bir sürü duyguyla boğuşuyormuş gibi bir ifade vardı. Neredeyse onun için üzülecektim ama bunun yerine, aklıma gelen malum bir karakterin, tahta göğüslü olmanın bir statü sembolü olduğunu söylemesi aklıma geldiği için içime güldüm. [2]

 

“Efendim, neden gülmemeye çalışır bir haliniz var?”

“Neden bahsettiğini bilmiyorum. Hadi gidelim.” dedim ve kızağı itmeye başladım.

“Hey bir dakika, önce sorumu cevapla! Du-dur, dur dediiiiiim!”

 

Dediğini görmezden gelip sahip olduğum bütün güçle kızağı itmeye devam ettim. Ve bir iblis lordu olduğumdan, ne kadar hızlandığımızı söylememe gerek yok sanırım. Öyle hızlı gidiyorlardı ki, sanki birisi kızağa roket bağlamış gibiydi.

 

“Hay sıçayım, bu tahminimden daha da hızlıymış... G-Gerçekten güçlüymüşsünüz efendim... Öyle çabuk hızlandık ki baldırlarım yukarı aşağı titreyip durdu...” Lyuu, her cümlesinin sonunda nefes alabilmek için biraz beklemişti.

“Bu inanılmazdı. Sanırım bir iblis lordundan daha azı da beklenemezdi, gerçi.” dedi Leila.

 

Şu an sakinlemişti, ama her zaman ağırbaşlı olan Leila bile kızak ilk hızlandığı zaman ağzından şaşkınlıkla karışık bir çığlık atmıştı. Söyleceği şeyleri merak ediyordum ama bu düşünceyi şimdilik bir kenara bırakmıştım. Çünkü gözüm, İblis Lordu Tepesinin dibindeki, henüz kayma deneyimini tatmamış tek kişiye takılmıştı.

 

“Pekala Lefi, sıra sende.”

“S-sıramı başkası kullanabilir, benim için problem değil.”

“Hadi ama, öyle söyleme. Bir dene. Eminim eğleneceksin.”

 

Lefi, eğlenceye katılmayı pek istememişti, bu yüzden eğildim, başımı bacaklarının arasına sokup onu kaldırdım. Kısacası onu sırtıma almıştım.

 

“N-Ne yapıyorsun!?”

“Seni de dahil ediyorum. Eğlenceden mahrum kalan tek kişi sen olursan canım sıkılır.”

 

Kaçmasın diye bacaklarını daha sıkı tuttum ve onu kızakla birlikte zorla tepeye çıkardım.

 

“A-anladım! Lanet kızağına bineceğim, o yüzden şunu hemen kes! Beni indir!” Ejder kız panikle bağırmaya başlamıştı. “Kes şunu! Dur artık! Dur! Bekle!? Bu nasıl bir delilik böyle?! Yuki!? Dediklerimi dinle ve şunu hemen kes! Yuki!”

“Merak etme Lefi. Senin gibi bir Yüce Ejderhanın sıradan bir kızak gezintisini sevmeyeceğini biliyorum, bu yüzden sana özel bir şey hazırladım. Sıkı tutun. Tutunmazsan düşebilirsin.”

 

Kızağı, tepeden aşağıya bakacak ve Lefi hala omuzlarımda olacak şekilde konumlandırdım.

 

“B-benimle dalga mı geçiyorsuuuuuuun?!”

 

Bu sefer kendimi hızlandırmak için koşamayacağımdan, birkaç gün önce kullanmayı tamamen öğrenebildiğim hava büyüsü kullandım.

 

“Hahahahaha!”

 

Kızağı bu güne kadarki en yüksek hızına çıkaracak, patlayıcı bir kuvvetle aniden kızağa atlarken bir iblis lorduna yakışır bir kahkaha patlattım.

 

“Bu da neydi!? Havalandığımızdan eminim!”

“Lanet olsun! Bu süperdi! Şurda bir yükselti daha görüyorum. İkinci tura ne dersin?”

“Oturmayı tercih ederim. Bir dakika. Yuki? Yalvarırıııııııııııı!”

 

Tepenin altına inene kadar yüzümüze çarpan rüzgar Lefi’nin ciğerlerindeki havayı boşaltmıştı. Nedeyse nefes nefese kalmıştı.

 

“S-sana lanet olsun...” diye çemkirdi. “Çok aşırı hızlı gittin, ve bunu bilerek yaptın!”

“E uçarken bundan daha hızlı hareket etmiyor musun zaten?”

“Uçma ve kaymak, hiçbir şekilde aynı deneyim değildir!”

 

Kabul edemesem de ne demek istediğini anlamıştım. Önceki hayatımda buna benzer bir konsepti bana anlatan bir arkadaşım vardı. Bungee jumping yapma konusunda sorunu yoktu. Hatta çok seviyordu. Ama asla lunaparktaki, binen kişileri belirli yüksekten serbest bırakan oyuncakları kullanamıyor ya da serbest düşüş içeren etkinlikleri yapamıyordu. Yani, kontrolün onda olduğu serbest düşüşten keyif alıyordu. Lefi de benzer bir durumdaydı, kendisi çıkmadığı sürece yüksek hızlara fazla dayanamıyordu.

 

“Sanırım durumu yanlış yorumlamışım. Dışlanmış hissetmen yerine korkularından endişe duymalıydım sanırım. Kim Yüce Ejderha’nın çocuk oyunlarıyla bile başa çıkamadığını bilebilirdi ki?

 

“Off...”

 

Lefi sataşmama bir sızlanmayla karşılık vermişti. Bir süre hareketsiz ve cansız durduktan sonra birden bir değişim geçirmişti. Bir iç çekip bunu atlatır diye düşünmüştüm. Ama yanılıyordum.

 

Yüzüne korkusuz bir gülümseme konmuştu.

 

“Bunu yüzüme çarpman bir şeyleri fark etmeme neden oldu Yuki. Şu an, gerçekten bu tecrübeden keyif aldığımı söyleyebilirim. Hatta, öyle eğlendim ki bunu bir adım daha ilerleterek tekrar yapmak isterim. Bana katılmaya ne diyorsun?”

 

Gözlerindeki parlaklık, geri çekilmem gerektiğini işaret ediyordu.

 

"Ben, ah... Sen git ya. Arka arkaya iki kere biraz haksızlık olur, o yüzden benim yerime başkası geçsin.”

 

Ama kaçmama izin verilmemişti.

 

“Öyle dememelisin. Eminim gerçekten eğleneceğin bir tecrübe olacak senin için.”

 

Birkaç dakika önce onu ikna etmek için kullandığım kelimeleri tekrar etti ve sırtımdan inip kollarını arkamdan bana sarıldı. Gerçekten sıkı kavramıştı, kaçmamam için bayağı güç kullanıyordu.

 

“Lanet olsun Lefi, beni utandırıyorsun. Bu kucaklamaları özel vaktimizde yapamaz mıyız?”

 

“Utanıyor musun? Zaten birlikte banyo yapmadık mı? Daha utanacak ne olabilir ki?”

 

Lefi kanatlarını çıkarmış ve hem kızağı hem de beni tepenin başına çıkarmıştı.

 

“Bir şey diyeyim mi? Tamam, gönder gelsin. Heyecanlı şeyleri severim ve bu tepe de zaten o kadar yüksek değil. Beni ne kadar hızlandırırsan hızlandır, eninde sonunda çok eğleneceğimden eminim.”

“Tepeyi kullanacağımı sana düşündüren tam olarak nedir? Onun yerine özel bir pist hazırlayacağım, özellikle senin için hazırlanmış bir pist.”

“Dur, ne!?”

“Bana özel bir muamele yaptın. Buna misliyle karşılık vermem adil olur değil mi?”

 

Yüce ejderha havada tek eliyle yatay bir çizgi çekerken, yer titremeye başlamıştı.

 

“O da neydi lan!?”

 

Burgular, taklalar ve dikey dalışlar içeren devasa bir buzdan yapı yerden yükselmişti. Bu gerçek bir hız treni pistiydi ve binenler düşmesin diye korkulukları bile vardı.

 

“Gerçekten bunda kayacak mısın Yuki? Vay be! Çok havalısın!”

“Off... Söylemem gerek, bu şey benim gibi yaşlı birinin başa çıkması için bayağı fazla.”

“Ne karmaşık bir büyü. Böyle devasa bir pistin bir saniyede yapılabilmesi inanılmaz.”

 

Bu işle alakası olmayan tipler, yorumlamaya başlamıştı.

 

“Neresinden bakarsan bak bu şey çok büyük! Bir kızak tüm bu pisti nasıl tamamen dolaşsın!?”

“Merak etme. Her zaman ihtiyacım olan şeyleri görüp onları bana özenerek sundun. Ve şimdi buna misliyle karşılık vermemin zamanı geldiğinden, bana yaptığının aynısını senin için de yapacağımdan emin olabilirsin. Rüzgar büyüsü kullanarak seni hızlandıracağım. Az önce bana kazandırdığın hızdan fazla olacağını söylememe gerek yok herhalde.”

 

“Bu çok kötü bir fikir değil mi!?”

“Şimdi git! Ve azimli olmayı unutma, çünkü ölümüyle yüzleşen bir adamın sahip olduğu bir irade gücüne ihtiyacın olacak.”

“Bu benim istediğim şey değiiiiiiiiiiaaaaaaaaaahhh!”

 

Lefi, sözümü bitirmeme izin vermeden beni büyüyle hızlandırmaya başlamıştı.

 

“Hahahaha!” Diye bir kahkaha patlattı. “Gazabımın tadına bak! Kinimin ağırlığının altında ezil!”

“Lanet olsuuuuuuuuuun!!!”

Çevirmen Notu

[1] Love Live göndermesi.

 

[2] Lucky Star göndermesi.

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
ASİLZADE (2451 puan) Üye
2020-03-28 01:11:16
İntikam tatlı yenen bir yemektir ...
AdelMyron (54 puan) Üye
2020-03-26 12:06:22
Sidik yarışı
Farazgul (245 puan) Üye
2020-03-25 01:55:57
Çeviri için teşekkürler.
maahhaam (4109 puan) Üye
2020-03-23 13:17:27
Çeviri için teşekkürler