Bir İblis Lordunun Hikayesi: Zindanlar, Canavar Kızlar ve İç Isıtan Bir Mutluluk

25 Mart 2020
Çeviri: zibillionbytes
Düzenleme: Residenttt
74 Görüntülenme
Bu bölümü 8 Kişi beğendi.
Cilt 4

İstila

Geceydi. Illuna uyumuş ve hizmetçiler de çoktan odalarına çekilmişti. Lefi ve ben canlarımız sıkılmış bir halde oturuyorduk. Yapacak başka bir işimiz olmadığından masa oyunları oynamaya başladık.

 

Tam o zaman başlamıştı.

 

“Noluyor lan!?”

 

Menü aniden aktifleşip zindanın haritası önüme açılınca aniden yerimden sıçramıştım.

 

“Sorun nedir Yuki?”

“Görünüşe göre buraya doğru gelen davetsiz misafirlerimiz var.”

“İstilacılar mı?”

“Evet.” yüzümü asmıştım.

 

Haritamın açılmasını gerektirecek iki farklı senaryo vardı. Birincisi, istilacı zindan çekirdeğine çok yaklaştığı zamandı. İkincisi ise, belirli DP’den fazla üretilmesine neden olan bir şeyin zindanın bölgesine girmesi durumuydu. DP üretimi, istilacının ne kadar güçlü olduğuyla değişiyordu, yani kısacası her iki durumda da zindanın tehlike altında olduğunu anlayabilirsiniz.

 

Uyarı sisteminin en ilgi çekici özelliklerinden biri ayarlanabilir olmasıydı.. Hem tekil hem de grup halindeki düşmanlar tarafından tetiklenebiliyordu. Yani, DP sınırını aşabilecek kadar çok sayıda zayıf birliklerden oluşan bir grup da sistemi aktifleştirebiliyordu.

 

Ve bu sefer, durum tam olarak da buydu. Bölgem, zayıf bir grup tarafıdan istila ediliyordu.

 

İstilacıları zayıf oldukarını tek tek ayırt edebilmemin sebebi, haritamın yakın zamanda bir üst seviyeye gelişmiş olmasıydı.  Artık her bir istilacıyla ilgili detaylı bilgiyi, ırkı da dahil, gösterebiliyordu. Bu sefer, hepsi insandı. Yaklaşık beş yüz kadarlardı.

 

“Kim olduklarıyla ilgili bir bilgin var mı?” diye sordu Lefi.

“Hepsi aynı ekipmanı giyiyor, bu yüzden bir orduya ait oldukları muhtemel.”

“Oh?”

“Illuna’yı geri almak için saldırdığımız insan şehrini hatırlıyor musun? Eminim, şehrin bağlı olduğu ülke askerlerini yollamıştır, yaptığımız şeyden dolayı pek mutlu olduklarını sanmıyorum.”

“Öyleyse aptallar derslerini almamış demektir.”

“Öyle de denebilir.”

“Onları yok edeyim mi?“

 

Lefi’nin yüzünden soğuk, karanlık bir gülümseme geçti. İnsanlar, Uğursuz Orman’ın derinliklerini onun yönettiğini biliyordu. Bu saldırı, artık onun otoritesine saygı göstermediklerini gösteriyordu. Ve o, bunu sineye çekemezdi.

 

Lefi, olayı kolayca çözebilirdi. Hatta, onun istediğini yapmasına izin verirsem, “misafirlerimizle” çok güzel ilgileneceğinden de eminim. Ama yine de, kafamı sallayıp teklifini reddettim.

 

“Yok.” gülümsedim. “Mümkünse bunun için sana güvenmek istemiyorum. Bu benim zindanım, onu ve içinde yaşayanları korumak benim sorumluluğum. Ayrıca, bir süredir denemek istediğim bir şey için mükemmel bir fırsat bu.”

 

Eninde sonunda bu zamanın geleceğini biliyordum.

 

Şehrin başkanı isteklerimize razı gelmek istiyordu. Gücümüzün farkında olduğu ve bizimle yüzleşmek istemediği belliydi. Ama ülkesinin böyle hissedeceğinin garantisi yoktu. Onlara göre hatalı olan bizdik. Sınırlarını ihlal ettik, vatandaşlarını tehdit ettik ve hatta şehirlerinden birini işgal ettik.

 

Yüksek makam sahibi asabi birinin başkanın tüm uyarılarını dinlemeyip misilleme yapmak için asker gönderdiğinden emindim. Yüce Ejderha’dan bahsetmek, ülkenin başındaki tüm aptal milliyetçileri sakinleştirmeye yetmezdi.

 

Ona saldıracakları çok belliydi; atalarının hatalarını yapmakla lanetlenmişlerdi.

 

Ama aslında, insan olmak tam olarak da böyle bir şeydi.

 

Eski dünyamın tarihinden bir şey öğrendiysem, insanların normal bir şeymiş gibi geçmişi unutmasıydı. İnsanlık aynı hatayı tekrar tekrar yapmaya devam etmişti. Atalarımızın bize öğrettiği dersler zamanla yitiyor ve tarih kitaplarına terk ediliyordu.

 

Zaten bu istilayı bekliyor olmamın sebebi de bu bilgiydi. Ve bunu beklediğimden, hazırlıklıydım da.

 

Zindanın kapladığı alanı her fırsatta genişletiyordum. Ormanın hatırı sayılır bir kısmını da bölgeme katmıştım. Planım, bir iki zindan özelliğini deneyip, bunlarla ilgili daha çok bilgi edinmeme istilacıların yardımcı olmalarıydı.

 

Bu özelliklerden ilki zindan arayüzü üzerinden tuzak kurmaydı. Zaten bunu çok önceden kullanıp hazırlanmıştım, o yüzden nasıl çalıştığını biliyordum. Ama tuzakların ne kadar etkili olduğu hakkında bir bilgim yoktu. Onları çalışırken görmem gerekiyordu. İkinci özellik de genişlettiğim bölgedeki alanın düzenini değiştirmekti.

 

Derin bir nefes aldım ve bakışlarımı bana bakan Lefi’ye ve hala uyuyan Illuna’ya doğru çevirip zindanla ilgili düşüncelerimi bir kenara bıraktım.

 

İkinci hayatım... gerçekten eğlenceliydi. Zamanımın çoğunda ne istersem onu yapmıştım. Sonuçlarıyla yüzleşmeden günlerimi boş boş geçirebiliyordum.

 

Asla tekrar insan olmak istememiştim. Asla insan toplumunun bir parçası olmaya özlem duymamıştım. Ne de Japonya’da olmayı dilemiştim.

 

Ve hepsi onların sayesindeydi.

 

Lefi ve Illuna, günlerimin bu kadar eğlenceli geçmesinin sebepleriydi. Eğer onlar olmasaydı, evimi özleyeceğimden emindim.

 

Onları tehdit edenlere, onlarla birlikte geçirdiğim günleri tehdit edenlere, asla merhamet göstermememin tek nedeni onlardı.

 

Eğer düşmanlarımız askerlerse, onları yok edecektim. Sorgusuz, sualsiz.

 

“Ama en azından onlara bir uyarı yapayım.”

 

Zindanı ve içindekileri korumak için yapmam gereken her şeyi yapmaya hazırdım. Ama bir zamanlar ben de insandım. Bir zamanlar aynı ırkı paylaştığımız istilacılara acımaktan kendimi alıkoyamamıştım. O yüzden onlara en azından gitmeleri için bir şans sunacaktım.

 

“Hey Lefi...?”

 

Ayağa kalkıp kanatlarımı cisimleştirdim ve konuşmaya başladım.

 

“Ne oldu Yuki?”

 

Her zamanki, sıradan sesiyle konuşmuştu---

 

“Bir süreliğine dışarı çıkacağım. Ben yokken zindana bir süre göz kulak olabilir misin?”

“Tabii ki.” diye onayladı. “Ben... dönüşünü bekliyor olacağım.”

 

---Ya da en azından öyle olması için uğraşmıştı.

 

“Çabuk ol. Sıra sana geliyor ve hemen dönmezsen, korkarım sabırsızlığıma yenilip senin sıranı senin yerine oynamak zorunda kalacağım.”

 

Sesi titredi ve söylemekten çekindiği sözlerin ardındaki duyguların bana geçmesine neden olmuştu.

 

Sağ ol Lefi.

 

“Yapmasan iyi olur.”

 

Yarım bir gülüşle duygularımı bastırmak için elimden geleni yaptım ve istilacılarla karşılaşmak için taht odasından çıkarken onlara karşı kendimi hazırladım.

 

***

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
Farazgul (245 puan) Üye
2020-03-26 08:44:15
Çeviri için teşekkürler.
maahhaam (4109 puan) Üye
2020-03-25 20:35:20
Çeviri için teşekkürler