Bir İblis Lordunun Hikayesi: Zindanlar, Canavar Kızlar ve İç Isıtan Bir Mutluluk

25 Mart 2020
Çeviri: zibillionbytes
Düzenleme: Residenttt
85 Görüntülenme
Bu bölümü 9 Kişi beğendi.
Cilt 4

Karanlığın Ardındaki Uyarı

Gecenin yarısıydı. Ordunun kampında ölüm sessizliği hakimdi. Askerlerin çoğu, ormanın yüzeyine kurulan çadırlara çekilmiş, uyuyorlardı. Ama tabii ki geceyi uyuyarak geçirecek özgürlüğe sahip olmayanlar da vardı. Bazı askerler, olası tehditlere karşı ordunun hazırlıksız yakalanmaması için uyanık kalmak zorundaydı. Bu askerlerin yaklaşık yarısı ayakta ve kampın etrafında bekçilik yaparken, diğer yarısı bir ateşin etrafında toplanmış ve gecenin bitmesini bekliyordu.

 

Haritayı kontrol edince kampın hemen yakınlarında hiç canavar olmadığını gördüm. Birkaç tanesi uzaklarda takılıyor, izliyor ama yaklaşmaya korkuyorlardı. İnsanlar onları korkutmak için muhtemelen büyülü bir alet kullanıyor olmalıydı. Böyle bir teknolojinin var olduğundan şüphem yoktu. Illuna’yı elinden kurtardığımız köle taciri de Rir’in üzerine benzer bir cihaz kullanmıştı.

 

Kampın savunulduğunu bilmeme rağmen gizlice girmeye hiç uğraşmadım. Umursamadan, doğrudan kampın içine daldım. En yüksek seviyedeki yeteneklerimden olan Gizlilik, artık beni görünmez yapabiliyordu, bu yüzden dikkat etmemi gerektirecek bir şey yoktu. Ne yazık ki bu görünmezlik mükemmel değildi. Etkisi, beni görmeye çalışana karşı benim ne kadar güçlü olduğuma göre değişiyordu. Ama bekçiler acınacak seviyede zayıftı. Bana ışıklarını çevirip bakamadıkları için diplerinden geçiyor olsam bile hiçbir şey fark etmemişlerdi.

 

Bir iki dakika dolandıktan sonra kendimi en büyük ve süslü çadırın önünde bulmuştum.

 

Görünüşe göre komutanın çadırı bu olmalıydı.

 

İyice inceleyip doğru yerde olduğumu doğruladıktan sonra soğukkanlı bir şekilde içeri adımımı attım.

 

“Kim var orada...!?”

 

İçerideki adam, ben içeri girer girmez yatağından kalkıp baş ucundaki kılıcı aldı. Sesi boğuktu ve alçak ve dikkatli bir tonda konuşmuştu.

 

“Ooo? Galiba beni görebiliyorsun.”

 

Önümde duran adam güçlüydü. Seviyesi, diğer askerlerden yüksekti. Ama sonuçta hala bir insandı. Özellikleri, ormandaki canavarlardan bile düşüktü. Eminim, taş kuşları ya da o seviyede canavarlar onu kolayca ezebilirdi.

 

Yetenek listesi, askerlerini organize etme ve emir vermeyle ilgili bir sürü şey içeriyordu. Lojistik ve ordu yönetimiyle ilgili gayet yetenekli duruyordu.

 

Eğer onunla konuşmak istiyorsam kendimi göstermem gerekiyordu, bu yüzden görünmezliği kaldırdım. Aşırı tepki verip gerginlikten saldırmaması için bunu yavaşça yapmaya çalıştım.

 

“Nolu--”

“Canını şuracıkta almamı istemiyorsan sessiz ol.”

 

Köle tüccarıyla savaşırken öğrendiğim bir tekniği kullanarak, kana susamışlık hissiyle dolu bir büyü enerjisi dalgası yayarak onu korkutmaya çalıştım. Yapmam gereken şey, öldürme isteğime odaklanıp büyümü toplayarak, bu enerjiyi etrafıma yaymaktı.

 

Bu dünyadaki neredeyse tüm yaratıklar büyüyü hissedebiliyordu, bu yüzden bulduğum bu teknik öldürme isteğimi yansıtmak için gayet işe yarıyordu. Kana susamışlık hissimi yönlendirmek de gizlilik gibi işliyordu; karşımdakiyle aramdaki seviye ne kadar yüksekse o kadar etkili oluyordu. Benden güçlü olanlar bundan rahatça kurtulabilirken benimle eşit ya da benden düşük seviyedekiler de güçlü bir baskı altında kalıyorlardı. Genellikle onları paniğe sokar ve hatta saldırmaya çalışırlarken düşmelerine neden olurdu. Buna maruz kalan benden çok zayıf yaratıklar da hemen bayılıyorlardı.

 

Adamın kana susamışlığıma gösterdiği tepki, onun sıradan biri olmadığını gösteriyordu; bilincini korumayı başarmıştı. Ama bu, etkisini hissetmediği anlamına gelmiyordu. Vücudundan aniden soğuk terler boşalmaya başlamıştı. Sadece bu kadar da değildi. Yaşadığı korkunun büyüklüğü emrime uymasına ve aniden çenesini kapamasına neden olmuştu.

 

“Bu ordunun başındaki ezik köpek sen misin?”

 

Küçümseyen bir tonla konuşmuştum. Rakibimin beni hafife almasını engellemek için İblis Lordu unvanına yakışır bir ses tonuyla konuşmam gerektiğine karar vermiştim.

 

“H-hayır ben değilim!” Kekelemişti. Sanki kelimeler ağzından zorla çıkıyor gibiydi.

 

Bir dakika, bir dakika?

 

“Doğruyu mu söylüyorsun?”

“Yemin ederim.”

 

Asker hala tetikteydi ama yalan söylediğini sanmıyordum. Yalan söyleyecek kadar soğuk kanlı gözükmüyordu.

 

Nasıl yani!? Gerçekten mi? Ordunun başı bu adam değil mi cidden? Tanrım, bu utanç verici... Doğrudan üzerine yürüyüp kendime güvenir bir şekilde bu adamın buranın başı olduğunu düşünmüştüm. Off... Moron gibi hissediyorum. Nasıl bir salak en güçlü savaşçının ordunun başına olduğunu düşünür? İşleri idare etmenin berbat bir yolu bu. Tanrım. Öyle aptaldım ki kendime bir delik bulup içine kıvrılıp ölmek istiyordum.

 

Kendimi bir köşede saklanmamak için zor tuttum.

 

Tamam Yuki, bu kadar yeter. Kendine gel. Yapman gereken işler var.

 

Biraz daha düşününce, aslında tamamen yanılmadığımı fark ettim. Çadırı ve yetenekleri böyle bir yetkiye sahip olabileceğini düşündürmüştü. Yüksek rütbeli biri olmamasının imkanı yoktu.

 

“Ah. Ama bu “ordu”daki en güçlü kişi sen değil misin?”

"...Başka birini başa getirdiler.” Konuşurken yüzünü ekşitmişti.

 

Mutlu olmadığı belliydi. Bana kalırsa, bu ordunun başındaki kişi, bu yeri hiç hak etmediği halde ona altın tepsiyle sunulmuş bir tür soylu falan olmalıydı. Gerçi bu beni ilgilendirmezdi.

 

“Eğer durum buysa, üstüne mesajımı kelimesi kelimesine ilet.”

“...Pekâlâ.”

 

Tereddüt etse de başıyla onaylamıştı. İyi bir askerdi. Analiz yeteneği olmasa da benden daha güçsüz olduğunu anlayabiliyordu, bu yüzden aptalca bir şey denemek yerine sözlerime itaat ediyordu. Dahası, benle konuşurken sürekli etrafına bakıp işleri onun lehine çevirebilecek bir şeyler bulmak umuduyla çevresini inceliyordu.

 

“O zaman iyi dinle. Çoktan bölgeme girdiniz. Daha ileri gitmeye cüret ederseniz, her birinizi tek tek merhamet etmeden ya da ayırmadan öldüreceğim. Amacınızın ne olduğu umurumda değil. Yaşamak istiyorsanız, arkanızı dönün ve bu yeri hemen terk edin.”

 

Adamın gözleri odayı dolaşmayı bırakıp bana odaklanmıştı. Bana bir şey sormak istiyor gibiydi ama bunun sinirimi attıracağından emin değildi.

 

“Konuşabilirsin.”

 

Konuşmadan önce yutkundu.

 

“Size sadece bir sorum var.”

“İzin veriyorum.”

“Sizin kadar güçlü biri neden bizi uyarmakla uğraşıyor? Neden hepimizi yok etmiyorsun?”

 

Cevap vermeden önce psikopat bir kötü adam gibi sırıttım.

 

“Bariz olan bir şeyi anlayacak algın da mı yok? Çünkü sizin sözde ordunuzu yok etmek sıkıntıdan başka bir şey değil.”

“Sı...sıkıntı mı?”

“Sen ve arkadaşların umurumda değil. Ne istediğinizle zerre ilgilenmiyorum... Sadece, sözlerimi dinleyip, gitmenize izin vereceğime, eğer aksini düşünürseniz de sizi yok edeceğime karar verdim. Sanırım bu kadarını anlamışsındır en azından?”

 

Adam başını sallayınca devam ettim.

 

“O zaman sana şunu sorayım. Bahçende gezen her bir karıncayı tek tek öldürmeyi sen de zahmetli bulmaz mıydın? Öldürmeleri çok kolay olsa da hak ettiklerinden daha çok zamanı çalıyorlar değil mi? Sizinle ilgili hissettiğim şey tam olarak bu. Canınızı almak kolay, ama zamanımı sizinle uğraşarak boşa harcamak istemiyorum.”

“Y-yani, insanları karıncalardan farksız mı görüyorsun!?”

“Kesinlikle. Aranızdaki fark o kadar ufak ki, ikinizi aynı kategoride düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum.”

 

Söylediklerimin aksine, insanlarla karıncaların aynı olduğunu düşünmüyordum. Karıncalar daha korkutucuydu. Uğursuz Orman’ın karıncaları, şu ana kadar karşılaştığım en zorlu rakiplerdi. İnatçılıkları, korkudan altıma yapmama sebep olmuştu. Şimdi bile onları düşününce için ürperiyor.

 

“Söyleyeceklerim bu kadar. Size düşünmeniz için kısa bir süre veriyorum. Gidin ve yaşamaya devam edin, ya da kalın ve yok olun. Seçim sizin.”

 

Çadırdan ayrılırken Gizliliği tekrar aktifleştirdim. Benim için basit bir şeydi, ama ona göre geceye karışmış gibiydim.

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
Farazgul (245 puan) Üye
2020-03-26 08:49:57
Çeviri için teşekkürler.
Tomris (1205 puan) Üye
2020-03-25 21:28:20
Umarım saldırırsınız da katliam görürüz
maahhaam (4109 puan) Üye
2020-03-25 21:09:10
Çeviri için teşekkürler
JNXL (36 puan) Üye
2020-03-25 19:57:19
İçimden bir ses herif "zopa"yı yanlış algıladı diyor. Ellerinize asğlık teşekkürler.