Bir İblis Lordunun Hikayesi: Zindanlar, Canavar Kızlar ve İç Isıtan Bir Mutluluk

25 Nisan 2020
Çeviri: zibillionbytes
Düzenleme: Residenttt
1497 Görüntülenme
Bu bölümü 36 Kişi beğendi.
Cilt 9

Gelinen Nokta

 

“Hey Nell. Görüşmeyeli uzun zaman oldu.”

 

Yaklaşan siluetin ormanın içinden dışarı çıkışını izlerken, ona doğru bağırarak el salladım. Harita bana onun geldiğini söylediğinden, onu karşılamak için kaleden çıkıp zindanın girişine gittim.

 

“Benim burada olduğumu nerden bili... aman, her neyse, sormayacağım bile.” Çoktan onun gelişini beklediğimi görünce şaşıran Nell birkaç kez gözlerini kırpıştırdı. “Dostum, bu ormanın kocaman olduğunu biliyorum ama seni görmenin içimi rahatlatacağını cidden düşünmezdim. Aslında bu beni biraz sinirlendiriyor.” diye somurttu.

 

Evet ve bu benim mi hatam yani...?

 

Devamı gelmeyince konuyu değiştirdim. “Keşke üç gün önce gelseydin. Sağlam bir mangal partisini kaçırdın.”

 

“Önemli değil.” dedi. “Sadece bir mangal.”

“Cidden. Bayağı iyiydi.” dedim. “Her neyse, eminim yorgunsundur. Önce kaplıcalara gitmeye ne dersin?”

“Çok isterim ama daha sonra.” dedi Nell, sert bir ses tonuyla. “Şu an programım biraz yoğun.”

“Pekala. Her neyse, içeri gir ve keyfine bak.”

 

Arkamı dönüp Nell’le mağaranın içine doğru ilerledik. Girdiğimiz anda güzel serin bir hava yüzümüze vurdu ve derinlere gittikçe, adımlarımızın yankıları daha da derinden gelmeye başladı.

 

Birkaç dakikalık yürüyüşten sonra, sonunda kalın, ağır ve ihtişamlı bir kapının önüne geldik. Her ne kadar kapı uğursuz bir aura yayıyor gibi gözükse de, sıradan bir kapı açar gibi öylece açtım.

 

Diğer tarafta her zamanki çimenlik alan vardı. Nereden geldiğinize göre değişse de, tam olarak kalenin arka tarafında, yanında güzelim, Japon stili han ya da doğrusunu söylemek gerekirse, Ryokan’ımızın oradaydık.

 

“Hı...?” Nell birkaç kez gözlerini kırpıştırdı. “Kapının bizi kalenin önüne götürmesi gerekmiyor muydu?”

“Öyleydi, ama bu pek kullanışlı olmadığından değiştirdim.” İkinci kapıyı, Ryokan’ın girişindeki kayan kapıyı açarken bir dizi tıkırtılar gelmişti. “Tabii ya, ayakkabılarını çıkart.”

“Hı? Ben ahh... tamam.”

 

Kahraman, yüzeysel açıklamamı anlayamadığı için, kafasını sallayarak, daha fazla tanıdığının bulunduğu odaya doğru beni takip etti.

 

Odanın köşesinde bulunan yığından bir çift minder aldım ve masanın diğer tarafına yerleştirdim. Kendi minderime oturup bağdaş kurdum ve konuşmaya başlamadan önce Nell, çekine çekine yaptıklarımı tekrar ederken onu bekledim.

 

“Pekala, neden neler olup bittiğini anlatmıyorsun?”

 

***

 

“Özetlemek gerekirse,” dedi kahraman. “Görünüşe göre hepsi sadece zaman kazanmak içindi. Şehrin her yerinde çıkan, büyülü silahlara sahip serseriler ve hortlak saldırısı, sadece Başkan Lurubia kendi bölgesiyle uğraşması için hazırlanmış bir tezgahtı. Ve bir açıdan işe de yaramıştı. Başkanın, ordularının çoğunu Alfyro’da tutmasını sağlamışlardı. Ama sizin gelmeniz ve her şeyi temizlemenizle, başkan, başkente bir haberci yollayarak olan biten hakkında bilgilendirme yapabildi.”

 

Devam etmeden önce derin bir nefes aldı.

 

“Bunun sayesinde, başkentte yaşanan olayla ilgili de bir şeyler öğrenebildik.”

“Mhmm...” Leila’nın uğrayıp sunduğu sıcak çayımdan bir yudum alırken hala dinlediğimi gösteren bir ses çıkardım.

 

Nell, yaşlı adamla birlikte olayla ilgili neler öğrendiklerini anlatmaya gelmişlerdi. Bir başka deyişle, şehirde yakaladığım hiç şüpheli gözükmeyen ölü dirilteni onlara teslim etmeden önce verdikleri sözü yerine getirmek için buradaydı. Onu bekliyor olmamın sebebi, tekrar söylüyorum, haritamın bölgeme bir istilacının girdiğini haber vermesinden dolayıydı. O olduğunu anladığımda, niyetinin aşağı yukarı ne olduğunu anlamıştım.

 

Uzun lafın kısası, yaşlı adamın hizmet ettiği ülkenin liderlik koltuğunda bir takım değişiklikler olmuştu. Bir darbe.

 

Ve görünüşe göre her şey, Prens Aptal’ın aklının başından gitmesiyle başlamıştı. Çok kısa sürede çok fazla büyük hata yapmıştı. Ve bu yüzden, onun yerinde olan her geri zekalının yapacağı gibi, silahlı bir isyan başlatmıştı.

 

Kendini bu kadar köşeye sıkışmış hissetmesinin iki sebebi vardı. Birincisi, babasının adamlarını kazanmak için aç gözlülüklerini kullanmasına rağmen sefer güçlerini kaybetmesiydi. Verdiği altın ve şöhret sözü, boş laf ve ölü askerler olarak geri dönmüştü. İkincisi ise benzer bir başarısızlıktı. Otoritesini kötüye kullanarak, gerekli mercilere danışmadan (yani babası), kilisenin en değerli kahramanını yollamaya zorlamıştı.

 

Ve ordu gibi, o da sırra kadem basmıştı. Tabii ki, Nell iyiydi. Hatta bunca zaman bizimleydi. Ama kilise onu, savaşta kaybolmuş asker olarak ilan etmişti. Bunun sebeplerinden biri, kahramanın hiçbir rapor göndermemiş olmasıydı. Ama, dönüşü sırasında, tek sebebin bu olmadığını keşfetti. Kilise Nell’in olası ölümünü kullanarak, Prens Beyinsiz’e daha fazla baskı yapmak için neden yaratmıştı. Lanet. Bu dünya çok korkutucu.

 

Ama durum her neyse, sonuç da aynı olacaktı. Olay skandala dönmüştü. Hem de esaslı bir skandal.

 

Prensin saygınlığı dibe vurmuştu. Ve muhtemelen ona göre, mükemmel geleceği, gözlerinin hemen önünde, ellerinin arasından kayıp gitmişti.

 

Geriye sadece iki seçeneği kalmıştı. İlki, her şeyi mucizevi bir şekilde tersine döndürebileceğine güvenerek, elinde ne var ne yok tehlikeye atmaktı. Ve ikincisi de herkesi, kendiyle birlikte dibe çekmekti. Ve böylece, Mal Prensimiz, her onurlu, mantıklı insanoğlunun yapacağı şeyi yaptı. İlk seçeneği seçti; umutsuz bir ya batarsın ya çıkarsın mücadelesine girerek ya ona “her şey onun hakkıdır” dedirtmek için zorlayacak, ya da her şeyi sonsuza kadar kaybedecek.

 

Dolayısıyla, bu yüzden şehre saldırmıştı. Galiba, şehrinin Uğursuz Orman yakınlarında olması sebebiyle, yaşlı amcamızın ordusu, yani şehirdeki askerleri ve maceracıları, normalden çok daha kuvvetliydi. Dahası, yaşlı amca hem krala bağlıydı hem de prensin sefer planına başından beri karşıydı. Bu yüzden prens, onun dikkatini başkentten başka bir tarafa çekip tahtı ele geçirmek için, üzerlerine bir saldırı emri vermişti.

 

Görünüşe göre, aynı şeyi başka yerlerde daha yapmıştı. Onunla aynı fikirde olmayan diğer tüm başkanların şehirleri için de saldırı emri vermiş, onları hareket edemeyecek hale getirip işine burunlarını sokmalarını engellemişti. Ama yine de yaşlı amcanın askerleri kaliteli olduğu için, diğerlerinden daha sert bir şekilde saldırıya uğramıştı.

 

Ve sonuç olarak, prensin hilesi başarıya ulaşmıştı. Kral kayıp olarak açıklanmış ve başkent artık, bir zamanlar onun emrinde olanların kontrolü altına geçmişti. Vay anasını, kafası basmayan prensimiz sonunda işe yarar bir şeyler düşünmeyi başarmıştı. Kralın kayıp olması bayağı sıkıntı bir şey.

 

Eğer kral hayatta olsaydı, destekçilerinin, onu kurtarmak için ordularını toplamaları beklenirdi. Ve eğer ölmüşse, destekçilerinin, haklı intikam flamalarıyla başkente yürümesi beklenirdi. Ama kayıp olduğundan veya bahsettiğim iki durumdan birinde olup olmadığı bilinmediğinden, destekçileri hamle yapamayacak duruma gelmişti. Orduyu harekete geçirmek için bir sebep yoktu. Ve aşırı dikkatsiz bir şekilde hareket edemezlerdi.

 

Plan gayet etkiliydi ama ona pek fazla zaman kazandıramazdı. Malak Prense karşı olanlar, yakın zamanda savaş için bir bahane bulacaklardı ama onlar gelmeden, başa işleyen bir idare koyduğu zaman ona dokunamayacaklardı.

 

Prensi tahtta istemeyen bir sürü kişi vardı.

 

Ve ben de onlardan biriydim.

 

Prens, beni çoktan iki kez dürtmüştü. Ülkenin ordusu üzerinde tam kontrol sağladığı zaman daha büyük bir kuvvetle vuracağından şüphem yoktu. Bütün hepsini tek başıma halledebileceğimden emin değildim.

 

Belki Lefi’den bana yardım etmesini bile isteyebilirdim. Yok yok. Salla.

 

Belki, bu aptalın iki kez üst üste planlarının ters tepmesinden ders alacağını düşünüyor olabilirsiniz, belki bu yüzden tekrar saldırmayacaktır, ama ben en kötüsünü düşüneceğim. Kafasını koyduğu şeyi yapmaktan hiçbir şeyin onu alıkoyamayacağını düşünüyordum. Lanet olsun. Ayaklarımı kanepeye uzatıp rahatlama günlerim galiba sona erdi.

 

Her ne kadar bir şeyler planlayacağımı söylemiş olsam da, aslında çoktan elimde birşeyler vardı. Bilirsiniz. Ona geri döndürülemeyecek bir beyin hasarı vererek, onu, hayatının geri kalanını komada geçiren bir patatese dönüştüreceğim. Özel bir şey değil yani.

 

Çoktan bunu yapmak için gerek duyduğum aracı tasarlamıştım; bir kukla golem. İsminden de anlaşılacağı üzere, bu cansız yaratık, bilincimi onu kontrol edebilmeme izin veriyordu. Mükemmel bir suikastçıydı. Onu kullanarak, prensi güvenli bir mesafeden halledebilirdim. Ya da en azından göreceli bir güvenli mesafeden.

 

Kukla, sadece yüz metre yakınımda çalışır durumda kalabildiği için fazla uzaklaşamazdım. Yine de kullanışlıydı. Diğer golemler gibi, fazladan DP harcayarak özel yetenek setlerine sahip bir tane alabilirdim. Heh. Ah, olasılıklar...

 

Doğrusu, kalenin tepesine binip prensi kendim halletmem daha hızlı olurdu, ama göründüğü kadar iyi bir fikir değildi. Kale, hanedan ailesinin eviydi ve beklenildiği üzere başkentin içinde bulunuyordu. Tabii ki, birçok farklı savunma şekilleriyle güçlendirilmişti. Ve kendi boynuma metaforik bir ilmek bağlamaya meraklı olmadığımdan, benim yerime bir başkasını göndermenin daha iyi bir fikir olduğunu anlamıştı.

 

Benim aksime, golem harcanabilirdi. Ölümünden dolayı kaybedeceğim tek şey biraz DP olacaktı. Aslında bu DP’yi kazanmak, son zamanlarda Rir’le daha sık ava çıkmamın iki sebebinden biriyken, diğeri de Zaien’e daha fazla alışabilmekti.

 

“Peki, kilise prens hakkında ne düşünüyor?”

“Bizim de onun başa geçmesi hakkında, kendi endişelerimiz var.” dedi Nell. “Bayağı inatçı bir tip olduğu için, büyük ihtimalle kiliseye çok fazla baskı uygulayıp kendi iradesine boyun eğmeleri için onları zorlayacaktır.”

“Anladım... Peki, o zaman, onunla ilgili bir şeyler yapmayı planlıyor musunuz?”

“Kralı kurtarmayı planlıyoruz.”

“Kayıp olsa bile mi?”

“Evet. Bence, her iki seçenekte de bunu yapmamız gerekiyor.”

 

Anladım. Demek kilise daha katı bir duruş sergileyecekti. Hmm, aslında işler iyi giderse benim işime gelirdi.

 

“Mantıklı. Size yardım etmeme ne dersiniz?”

“Hı...!? Şey, ımm, gerçekten güçlü biri olduğun için bundan memnun olurdum ve senin bizim tarafımızda olman güven verici olurdu ama...” Nell, şüpheli, sorgulayan bakışlarla neden bu kadar uğraştığımı sorar gibi bana baktı.

“Prens benim açımdan da bayağı bir dert olduğu için, tam kontrole sahip olması fikri benim pek de hoşuma gitmiyor. Büyük olasılıkla, bütün ordusunu doğrudan kapıma yığacaktır.” dedim. “Bu yüzden, önceki kral her kimse, onun tahtı geri almasını tercih ederim. Çoğunun Uğursuz Orman’a saldırmaya karşı olduğunu düşündüğümüzde, prense karşı olanlar gücü ele geçirdiği sürece, eski kralın ölü olup olmaması çok da önemli değil.”

 

Nell’e yalan söylememiş olsam da kafamdan geçen her şeyi ona söylememiştim.

 

Eğer prense suikast düzenlersem bilmediğim tuhaf bir yöntemle beni izleyebilme ihtimali olabilirdi. Ve eğer bu olursa, eski kral tahta geçse bile, benim başımı ele geçirmek için sokağa dökülürdü. Hanedan soyundan gelen birini öldüren şerefsizi kovalamak gayet doğaldı, özellikle öldürülen kişi lanet olası prensse.

 

Ve bu olursa, yine kapımda koca bir orduyla karşılaşmam gayet muhtemeldi. Huzur içinde yaşayamazdım. Bu yüzden, grup bir bütün olarak prensin ölümünden sorumlu olacağından, prense karşı olan grupla birlikte çalışmak çok daha iyi bir fikirdi.

 

“Şey... bir iblis lordu olduğundan kimsenin sana güveneceğini sanmıyorum. Farklı olduğunu biliyorum, ama diğer herkes seni, diğer iblis lortlarından biri olarak görecektir.” dedi Nell. Lanet olsun kadın. Hakkımda ne kadar da kötü konuştun.

“Merak etme. Kim olduğumu söylemeyi düşünmüyorum. Onlara sadece yolculuğunda karşılaştığın ve sana hizmet etmeye karar veren biri olduğumu falan söyle. Hatta her ihtimale karşı bir maske bile takacağım.”

“Bunun işe yaramayacağından eminim. Kimin ne olduğunu saptamamızı sağlayan büyülü araçlara sahip olduğumuz için...”

“Hadi ama, merak etme. Sorun olmaz. Kafamda, her şeyi kontrol altında tutacak bir fikir var. Güven bana.”

 

Kahramanın yüzündeki tedirgin ifadeye neşeli bir sırıtmayla karşılık verdim.

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
Yaoi'den_nefret_ederim (137 puan) Üye
2023-03-22 14:09:10
Hadi ama, merak etme. Sorun olmaz. Kafamda, her şeyi kontrol altında tutacak bir fikir var. Güven bana.” acaba bu sefer ne yapicak.... Ve diğer iblis lordlarını da görmek isterdim
DasanDra (148 puan) Üye
2020-07-26 22:13:32
Bölüm için teşekkürler
ASİLZADE (3982 puan) Üye
2020-04-26 04:57:58
Lefiyi sal başkente yaksın prensi işte temiz iş niye uzatıyorsun yuki...
OkuyucuS0 (1869 puan) Üye
2020-04-26 03:04:18
Oglum ejder yerbiyecisi deilmisin sal ejderrleri
Sadecesama (301 puan) Üye
2020-04-25 20:29:12
Yine olaylar olaylar.. Çeviri için teşekkürler :)
DeliDana (2871 puan) Üye
2020-04-25 18:44:46
Çeviri için teșekkürler.
maahhaam (4749 puan) Üye
2020-04-25 15:37:33
Ceviri icin tesekkurler