Kuzeyli Asilzade ve Yırtıcı Kuş Hanımının Kar Ülkesindeki Avcılık Hayatı

01 Ağustos 2020
Çeviri: deantrbl
Düzenleme: Residenttt
25 Görüntülenme
Bu bölümü 2 Kişi beğendi.
Cilt 2

(Bonus) Ekstra — Hikaye Sonrası

Odam babam tarafından alınmıştı ve kitaplarla istila edilmişti. Yatakta bile kitaplar vardı. Diyecek hiçbir şeyim yoktu.
Bunların içinde eski ve kullanılmış bir kitap gördüm. Bir maceracı tarafından yazılmış seyahat rehberi gibi bir şeydi.

Maceracı birçok yere gidip birçok insanla bağlantı kurmuştu. Beni en çok şaşırtan şey bizim gibi aşırı soğuk bölgelerde yaşayan ‘Eskimo’ denilen avlanan insanlardı.
Bu köydeki gibi kuzey kutup bölgesinde yaşıyorlardı ama daha soğuk bir yerde yaşadıkları kaydedilmişti.
Avları buz altında yaşayan hayvanlardı.
Ana besin kaynakları uzun ve zayıf foklardı. Foklar memelilerdi, akciğerleriyle nefes alıyorlardı. Nefes almak için buzun dışına çıktıkları an avlanıyorlardı.
Bunun dışında deniz gergedanı, boynuzlu yunuslar (tam olarak alından çıkan köpek dişi) da avlanıyordu. Onlar da nefes almak için buzun üstüne çıktıklarında avlanıyorlardı.
Bölgeye bağlı olarak kutup ayısı, tavşan ya da ren geyiği avlıyorlardı.

Kültür için benzer yönleri de farklı yönleri de vardı. Çocukları pohpohlamak tüm dünyada ortak görünüyordu.
En çok erdem duyularına şaşırmıştım.
Avlanmak için uzun süre evden ayrıldıklarında çocuklarını ve eşlerini başka adamlara bırakıyorlardı.
Eğer adam avdan dönmezse çocukları ve eşleri, o adamın oluyordu. Tabii ki avcılık birinin hayatını riske atmıyordu ama böyle bir kültürün var olduğuna inanmak zordu.
Bu oldukça şaşırtıcıydı ama kocası eve döndüğünde karısının onu hamile bir şekilde karşılamasının garip olmadığı ifade ediliyordu. Böyle bir şey önemli bir şey değilmiş gibi görünüyordu. Böyle bir adet, çocuklar tüm kabilenin hazinesi olduğu için ortaya çıkmıştı.

“Okudum işte.
“Bu köyden daha soğuk bir yer olduğunu düşünmek…”
“Şaşırtıcı, ha.”

Yemekten önce Sieg ile ‘Eskimolar’ hakkında konuştum.
Süt içip memnun olan Arno buraya bakıyordu.

“Ben Sieg ve Arno’yu kimseye bırakmak istemem tabii.”
“Şey, dünya geniş.”
“Aynen.”
“Kültürel farkları kabul etmek kolay değil.”
“Sieg, senin için de zor muydu?”
“Hayır, düşündüm de pek sayılmaz.”

İçine atıyordur diye endişeliydim ama öyle olmamasına sevinmiştim.

Biz sohbet ederken yemek masaya geldi.

“Beklediğiniz için teşekkürler~”

Annem yemekleri servis etti.
Ruruporon burada olmadığı zaman annem yemeği hazırlıyordu. Sieg ve ben yardım etmeye çalıştığımızda, “Bana bırakın~” diyordu ve bizi kovuyordu. Sadece Ruruporon değil, insanlar yemek yaparken başkalarının karışmasından hoşlanmıyor gibi görünüyordu.

Arno’yu beşiğine uyumaya bıraktım ve sonra oturdum.

Annem dünyanın her yerinden yemekleri öğrenmişti ve tepkilerimizden keyif alıyordu. Köydeki kadınlar da yabancı yemek pişirme yöntemleriyle ilgilendiği için haftada bir yemek pişirme dersi veriyordu.

Bugün ilk defa gördüğüm yemekler vardı. Annem keyifli bir şekilde açıklamaya başladı.

“Bugün çoban salatamız var~”

Çoban salatası, ferahlatıcı bir salatadaydı, bitkilerden yapılan sosla birçok yaz meyvesinden yapılıyordu. Yağ, biber ve narenciye suyu kullanılıyordu. Görünüşe göre çiftliklerde çobanlar yediği için adı öyleydi.

“Bu da~ köye özgü kırmızı fasulye çorbası ve dürüm ren geyiği eti ile mantar!”

Köye özgü kırmızı fasulye çorbasının basit bir tadı vardı. Fasulyeler hafif tatlı olduğu için güzeldi. Dürüm yemeği en iyisiydi, suyla un ve bitkiler karıştırılarak yapılan ince lavaştan yapılıyordu. Ren geyiği eti ve mantar buna sarılıp kızartılıyordu. Bıçak değdirdiğimde kolayca kesildi. Ren geyiği etinin nasıl bu kadar yumuşadığını sorduğumda, eti günlük bir ürün olan yoğurtun içine koyduğunu söyledi. Görünüşe göre bu yöntem yabancı ülkelerde sık sık kullanılıyordu. Yoğurt ayrıca sos olarak da kullanılıyordu. Ekşi bir tadı vardı ve etin aromasını güzelleştiriyordu. Daha önce hiç yemediğim için ferahlatıcı bir sostu.

“Anne, bu ne?”

Kavanozdan siyah bir macun sürerken sordum. Değişik bir tadı vardı ama dokusu gibiydi. Ne olduğunu merak ettiğim için anneme sordum.

“Kenevir ezmesi~”
“!?”

Çiğnerken cevabını duydum ve ne olduğunu duyunca tükürdüm.

“Ritz, meyveden yapılıyor, yaprak ya da sapından değil. Zehirli değil.”
“A-Anladım. Şaşırtıcı!”

Görünüşe göre kenevir Sieg’in ülkesinde yaygın bir malzemeydi.

“Ritchan, iyi değil mi?”
“Hayır, lezzetli.”

Duruşumu düzelttim ve yemeye devam ettim.
Tatlı için Sieg’in ormandan topladığı ahududular vardı. Tatlı ve ekşiydi.
Annemin ormandan topladığı bitkilerden yaptığı bitki çayı el yapımıydı ama tuhaf bir şekilde acıydı. Vücudum için bir ilaç olduğunu düşünerek dayandım.

“Kayınvalideciğim, bugün de çok lezizdi.”
“Güzel, güzel~ Linde-chan’ın damak tadına uymasına sevindim!”

Annemle beraber yaşamak konusunda biraz endişeliydim ama anlaşılan bir sorun yoktu. Sieg ile araları iyiye benziyordu.

Yemekten sonra Arno’yu yıkadım.

İlk ben yıkandım, sonra da Sieg’den Arno için hazırlamasını istedim.
Bebek için banyo mükemmel sıcaklıktaydı. Miruporon hazırladı.
Önce dizime bir havlu koyup Arno’yu oturtturdum.  Saçından başlayarak vücudunu, ellerini, ayaklarını ve sırtını yıkadım. Gıdıklıyor mu~? Diye sorduğumda kıkırdadı.
Onu küvete koyunca çok rahat ve huzurlu görününce ben de rahatladım.

Yeterince ısınmış gibi göründüğü için onu kaldırdım. Bir havluyla iyice kuruladım ve önceden ısıtılan bebek kıyafetlerini giydirdim.

“Sıcak bir bebek, işte geliyor!”
“Aferin.”

Arno’yu Sieg’e verdim ve onu odasına götürdü.
Banyodan çıktığımda Sieg bana bir havlu verdi.

“Teşekkürler.”

Sieg ve annem yıkanmıştı. Geriye tek kalan şey uyumaktı.

Pijamalarımı giydim ve odama gittim.

“Ah, Ar-chan şimdi uyuyor.”
“Tamam.”

Uyusun diye Arno’nun sırtını okşayan annem keyifli bir şekilde söyledi.

Annem gece de Arno ile ilgilenmek istediğini söyledi ama sütü olmadığı için ilgilenemedi. Bize gündüz yardım ettiği için zaten yeterince minnettardım.

Üzgün bir şekilde Arno’nun yatağının yanından ayrıldı. İyi geceler diledi ve odadan çıktı. Bundan sonra Sieg girdi.
Oğlunun huzurlu bir şekilde uyuduğunu görünce hafifçe gülümsedi ve yatağa çıktı.

Sieg buraya dönünce ona sarıldım.

“Sonunda yalnızız.”
“Evet.”

Annemin önünde çifte kumru gibi davranamadığımız gibi Sieg’e sadece gece dokunabiliyordum.
Şey, artık baba olduğum için bu kadar aşık davranmayı bırakmam gerektiğini düşünüyordum ama kendimi tuttuğum için gece iki kat keyifliydi, bu yüzden sorun yok diye düşündüm.

“Arno sabaha kadar uyuyabilir sanırım.”
“Gerçekten mi?”

Emzirmek günde en az on kere yapılıyordu. Aç olduğunda ağladığı için bilmesi kolaydı.
Gece ve gündüz fark etmiyordu. Bu yüzden anneler hep az uyuyordu. En azından ben Arno bez için ağladığında uyanmıştım.

“Zor bir şey, bebek yetiştirmek.”
“Fakat çok tatmin eden bir şey var.”

Gerçekten. Bebekler şirindi ve büyüdüğünü izlemek de keyifliydi.

“Dört çocuk daha yapabiliriz.”
“Yine başladın~”

Beş çocukla etrafımın çevrili olduğunu hayal edemiyordum.

Hayatta ne olacağını kimse bilemezdi.

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
selamoruk1 (2 puan) Üye
2020-08-02 07:55:22
Çok ani bitti ama güzel bir seriydi bence, elinize sağlık