Sıfır İnananlı Tanrıça ile Isekai'yi Temizlemek - Sınıf Arkadaşları Arasındaki En Zayıf Büyücü

21 Mayıs 2020
Çeviri: deantrbl
Düzenleme: Residenttt
331 Görüntülenme
Bu bölümü 17 Kişi beğendi.
Cilt 3

Kaostan Sonra

-Fuji-yan’nın Bakış Açısı-

Çocuklar haykırıyordu.

Ebeveynleri onları yatıştırıyordu.

Tedirginlik içinde titreyen yaşlı insanlar vardı.

Herkes, Su Ülkesi Şövalyeleri tarafından cesaretlendirilirken tahliye alanına yönlendiriliyordu.

“Bu büyük bir soruna dönüştü, değil mi?” (Chris)

Chris-dono'nun ten rengi iyi gözükmüyordu.

“Takatsuki-sama ve diğerleri iyi mi? Mümkünse boyun eğdirmelerine katılmak istiyorum…” (Nina)

“Burası Su Ülkesi'nin başkenti, bu yüzden birçok yetenekli şövalye ve büyücü olmalı... Onlara bırakalım.” (Fujiwara)

Isekai hilesine sahip olmama rağmen, bu tür durumlarda güçsüzdüm.

Savaş gücü eksikliğime lanet ediyordum.

“Nina, Makkaren ailesinin bir parçası olacaksın. Maceracılarla karışmana ve tehlikeli yerlere gitmene izin vermeyeceğim.” (Chris)

“Ama Takatsuki-sama, Sasaki-sama ve Lucy-sama tehlikedeyken ben güvenli bir yerde yalnızım…” (Nina)

Chris-dono, Takki-dono ve diğerleri için endişelenen Nina-dono için endişeleniyordu.

İkisinin halini anlamam bunu daha acı verici hale getiriyordu.

Tahliye alanı tedirginlik, üzüntü ile doluydu…Hm?

“Nina-dono, Chris-dono sizinle konuşmak istediğim bir şey var.” (Fujiwara)

Ayrı görüşte olan ikisinin konuşmalarını böldüm.

Canavarların aniden ortaya çıkmasından korkan insanlar içinde… mutluluk içinde titreyen biri vardı.

…Bu adam muhtemelen…

“Nina-dono, orada derin bir şapka takan bir adam var, onu canlı yakalayabilir misin?” (Fujiwara)

“He?” “Danna-sama? Ne diyorsun?!” 

Elbette şaşırdılar.

“Bütün sorumluluğu ben alacağım. Kaçmasına izin veremeyiz.” (Fujiwara)

“…Bunun bir nedeni olmalı, değil mi? Anladım.” (Nina)

“Fujiwara-sama, lütfen daha sonra bunu açıkla, tamam mı?” (Chris)

Üzgünüm.

İkisine de bir gün Galge Oyuncu Becerisi'nden bahsetmek zorundaydım.

“Onu tenha bir yere çekeceğim. Gerisi için sana güveniyorum, Nina-dono.” (Fujiwara)

“Evet, bana bırak.” (Nina)

“Fujiwara-sama, Nina, dikkatli olun.” (Chris)

Takki-dono hayatını daha da tehlikeli bir yere koyuyordu.

Ben de elimden geleni yapacaktım.

-Prenses s Sofia’nın Bakış Açısı-

Kaleye dönmüştüm, Leo'nun tedavisini sağlık ekibine bırakmıştım ve şövalyelere vatandaşları kurtarmaya yardım etmelerini emretmiştim.

“Ah, Prenses-sama, biraz dinlenmeyecek misiniz…?” 

“Gerek yok. Sığınak görevi gören Tapınak’a gideceğim ve halkın durumunu kontrol edeceğim. Annem ve babam güvende, değil mi?” (Sofia)

“Evet! Majesteleri ve Kraliçe güvenli bir yerdeler.” 

“Güzel. Ben üstümü değiştireceğim.” (Sofia)

“Yardım edeyim.” 

“Gerek yok. Burada bekle.” (Sofia)

Korumama bunu emrettikten sonra odamın kapısını kapatmıştım.

“…Fuuuh.” (Sofia)

Nefes alıp [Soğuk Kalp]'i devre dışı bırakmıştım.

Soğuk Kalp Becerisi zihnimi her zaman düzenli tutmama yardımcı oluyordu.

Zararlı yanı ise yüz ifademin soğuk görünmesini sağlıyordu.

“~~!” 

Şimdiye kadar sakin olan duygularım bir anda doldu.

Her iki elimi de yüzüme koydum.

Sıcaktı.

Aynanın önüne yürüdüm ve yüzüme baktım.

“Bu nasıl olabilir…” (Sofia)

Pancar kırmızısı bir yüz orada bana bakıyordu.

Bu Buz Heykeli Prensesi'nin yüzü müydü?

“Takatsuki Makoto…” (Sofia)

Sadece bu ismi anmak bile bedenimi titretmişti.

Vücudumu iki elimle sarmaladım.

Soğuk değildi, tam tersiydi.

“Bu… senkronizasyonun işi…” (Sofia)

Herhangi bir şey söylemeden bir prensesin elini tutmak ve bana girmek.

Vücudum ve kalbim.

“…”

Hatırlamıştım.

Sanki sırtıma nüfuz ediyor gibiydi… bu his.

Sanki o adam tarafından kucaklanıyordum…

“Ne kadar kaba!” (Sofia)

Ben, Tanrıça Eir-sama'ya hizmet eden Kahin!

Tanrılara sunulan bu beden hiçbir kapasitede kirlenmiş olmasa da!

Takatsuki Makoto'nun kafamda yüzen gülen yüzü gitmiyordu.

Leo köşeye sıkıştırılmıştı.

Şövalyeler ve maceracılar korkuyordu. 

Çoktan işimizin bittiğini düşünmüştüm.

Horun başkenti… tek bir Dev tarafından yok edilecekti.

Umutsuzluğa kapılmıştım.

—Bir sonraki ile işini bitireceğim. Tam güç ile gidiyorum.

Bu umutsuz durumda sanki sıradan bir konuşma yapıyormuş gibi havalı bir sesle konuşmuştu.

—Prenses Sofia'ya teşekkürler.

Bana gülümsediği zamanki yüzü…

“Bunun zamanı değil, Sofia!” (Sofia)

[Soğuk Kalp] Becerimi bir kez daha etkinleştirdim ve önceki ifademe geri döndüm.

Çabucak üstümü değiştirdim ve odamdan çıktım.

Tedirgin olan astıma baktım.

“Şehre gidiyoruz. Hareket edebilenler bizimle toplansın. Ancak yaralıları zorlamadığınızdan emin olun.” (Sofia)

“““Evet!”””

Şimdilik unutalım.

Şu an… Su Ülkesi için barışın sembolü bendim.

Zihnimi sakin ve soğukkanlı tutmalıydım.

◇◇

-Takatsuki Makoto’nun Bakış Açısı-

Şehirdeki tüm canavarlar yenilmiş gibi görünüyordu. Dönüş yolunda canavarla karşılaşmamıştık.

Hana geri dönmüştük ve handa bizim odada Sa-san ve Lucy dinleniyorlardı.

Maceracı Loncası'na gidip palyaço adamı ve gizemli sesi bildirmiştim.

“Prenses sirk topluluğu ile ilgilenen kişilerin soruşturulmasını emretti. Bilgi için teşekkürler.” 

“…Bu gizemli ses hakkında ise… Gerçekten bunun hakkında hiçbir şey söyleyemiyorum…” 

Lonca personeli palyaço hakkındaki konuşmayı ciddiye almıştı.

Ama gizemli ses hakkındaki ise ne yapacaklarını bilmiyor gibiydi.

Sonuçta bir şeyler duyma şansım vardı.

Bundan sonra şehirde dolaşmıştım, ancak vatandaşlara yol gösteren şövalyeleri görünce, maceracı olarak herhangi bir işim olmadığını görmüştüm, bu yüzden hana geri dönmüştüm.

Fuji-yan'a gelince, halletmesi gereken önemli bir şeyleri var gibi görünüyordu, Nina-san'ın bana bıraktığı mesaj buydu.

Birkaç gün meşgul olacağını söylemişti, bu yüzden handa bekliyordum.

Ona tamam demiştim ve o gün handa dinlenmeye karar vermiştim.

◇◇

O gece, uyumaya gidiyordum…

Ve Tanrıça orada duruyordu.

“Nuh-sama?” (Makoto)

Etrafıma baktım ve Nuh-sama neşeli bir gülümsemeyle ortaya çıktı.

“Merhaba, Makoto. Bugün iyi iş çıkardın.” (Nuh)

“Nuh-sama, bugün Dev ile mücadelede bana çok yardımcı oldun.” (Makoto)

Dizlerimin üstüne eğildim ve teşekkür ettim.

O ipucu çok yardımcı oldu.

O olmasaydı, Dev’i yenemezdik.

“Bence tek başına bir çözüm bulabilirdin, Makoto. Bu senaryoda, Aya-chan muhtemelen en az bir kez ölürdü.” (Nuh)

“……” 

İçim ürperdi.

Tekrar düşününce bugünkü mücadele ipin üstünde yürümek gibiydi…

Güçlü bir su büyüsü becerisi sahibi olduğu için kurtulmuştuk.

“Pek sayılmaz. Su Ülkesi'nin su ile ilgili birçok yeteneği vardır ve Leonard-kun Yüce Su Büyüsü’ne sahip, bu yüzden onunla da senkronize olabilirsin.” (Nuh)

“Evet, o da vardı.” (Makoto)

Fakat Prens Dev ile savaşıyordu.

O durumda senkronizasyonu kullanmak imkansızdı.

“Bu arada, Tabu Devi ortaya çıkmadan önce çıkan o çocuksu ses, o neydi?” (Makoto)

Nuh-sama bunu biliyor olabilirdi.

“Aah, o mu? Büyük İblis Efendisi dediğin kişinin sesiydi.” (Nuh)

“He?” (Makoto)

Nuh-sama soğukkanlı bir şekilde şok edici bir açıklama yaptı.

“Büyük İblis Efendisi yeniden canlandı mı?!” (Makoto)

“Hayır. Bu ses sadece artık bir iradeydi. Geçmiş bir günlük.” (Nuh)

“…Tamam?” (Makoto)

Pek anlamamıştım.

Gerçi sohbet ediyor gibiydi.

“Bunun için endişelenmene gerek yok. Her neyse, Büyük İblis Efendisi’nin yeniden canlanması 1 yıl sonra gerçekleşecek sanırım.” (Nuh)

“…Önemli bilgileri sanki hiçbir şeymiş gibi söylüyorsunuz.” (Makoto)

Aklım ermiyordu.

“Bunun için endişelenmene gerek yok, Makoto. İhtiyacın olan bilgiyi sana ihtiyacın olduğunda vereceğim.” (Nuh)

“Her şeyin avcunuzun içinde olduğunu hissediyorum, Nuh-sama.” (Makoto)

Bunda bir sorun yok muydu?

Ben Nuh-sama'nın Öncüsü’ydüm, bu yüzden sorun olmamalıydı.

“Biz Tanrılar doğrudan ölümlülere müdahale edemeyiz. Bu yüzden Öncüler, Kahinler ve diğer çeşitli şeyleri kullanıyoruz. Bunu sadece ben yapmıyorum.” (Nuh)

‘Gördün mü?’, Nuh-sama tatlı bir şekilde söylüyordu.

Ama söylediği şey o kadar da sevimli değildi.

Nuh-sama’nın durumunda, sanki satranç tahtasındaki tek piyon gibiydim.

Bu oyunun imkansız olduğu anlaşılıyordu.

“En azından bir şövalyeye eş değer sayılmaz mısın?” (Nuh)

“Lütfen imkansız olma kısmını inkar et.” (Makoto)

Piyon değil de bir şövalye olmam beni biraz mutlu etmişti. Benimle ilgili yanlış bir şey olmalıydı.

“Kendine bir satranç taşı diyorsun Makoto, ama gerçekte beni hiç dinlemiyorsun.” (Nuh)

“Gerçekten mi?” (Makoto)

Ama Nuh-sama, aniden 'Yoldaşlarını terk et,' gibi şeyler söylüyorsunuz. Bunu yapmamın bir yolu yok.

“…Normalde, Tanrıların Öncüleri, Tanrılarını daha çok dinlerler biliyorsun. Sana kaçmanı söylediğimde bunun sebebi hayatını her şeyden önemli görmem.” (Nuh)

“Lütfen, yoldaşlarımın da kurtulabileceği talimatlar verin.” (Makoto)

“Neden bir Tanrı'ya nasıl talimat vereceğini söylüyorsun…?” (Nuh)

Nuh-sama şaşkın bir yüz ifadesi yaptı.

Tuhaf bir şey mi söyledim? Söyledim ha.

“Şimdi, bunu bir kenara bırakırsak bugün gerçekten iyi iş çıkardın!” (Nuh)

“Gerçekten mi? Yine de üzerinde düşünmem gereken çok şey olduğunu hissediyorum.” (Makoto)

Ruh Büyüsü’nü kullanamadığım ve takım arkadaşlarım Lucy ve Sa-san’nın savaşamadıkları bir durumdu.

Dahası, sadece kaçamazdık.

Tahminlerimde naif davrandım.

Stratejilerimi yeniden düşünmek zorundaydım.

“Öyle değil.” (Nuh)

“?”

“Kahin ile daha iyi geçinmek.” (Nuh)

“…Zaten iyi anlaşmadık mı?” (Makoto)

Prens Leonard ile daha iyi anlaştığımı düşünüyordum. Ama kız kardeşine gelirsek merak ediyordum.

Tabu Devi’ni yendikten sonra hemen başka bir yere gitmişti.

Yine de Prenses olarak yönetmesi gerektiğini biliyorum.

“Haaah…” (Nuh)

Nuh-sama, ‘Hadi ya!’ diyormuş gibi bir hareket yaptı.

“Sorun ne?” (Makoto)

“Bu yüzden mankafa adamlar sadece…” (Nuh)

“Bir şey mi dedin?” (Makoto)

“Bu yüzden mankafa adamları sevmem.” (Nuh)

“…”

İki kez söylemişti.

Önemli olmalıydı.

Mankafa değilim… değil mi?

Sonuçta, Fuji-yan'a, Lucy ve Sa-san konusunda danışıyordum.

“Prenses Sofia ile iyi geçinmek için elimden geleni yapacağım. Ayrıca, daha fazla antrenman yapacağım ve güçleneceğim, tamam mı?” (Makoto)

Böylece daha önce olduğu gibi böyle durumlarla başa çıkabilirdim.

“Ne kadar çalışkansın. O zaman, bu süper nazik Tanrıça-sama sana en yararlı ipucunu verecek.” (Nuh)

Nuh-sama başımı kocaman bir gülümsemeyle okşadı.

İyi bir ruh halinde görünüyordu.

“Makoto, Ruh Büyüsü kullanırken [Zalim Zihin] kullanıyorsun, değil mi?” (Nuh)

“Evet. Sadece büyü kullanırken değil, her zaman.” (Makoto)

“Ruh Büyüsü kullanırken [Salim Zihin] kullanımını kısıtlamayı dene.” (Nuh)

“Neden?” (Makoto)

Salim Zihin gibi zihni dengeleyen beceriler, büyü kullanımında yardımcı oluyordu.

Bu bana Su Tapınağı'nda öğretilen bir şeydi.

Bunun gerçek savaşta da yararlı olduğunu hissettim.

“Duygularını olduğu gibi yansıttığında ruhlar daha mutlu olur.” (Nuh)

“…Gerçekten mi?” (Makoto)

Bu kitaplarda olmayan bir şeydi.

“Herkes, sevimli olmayan biriyle konuşmaktan çok sevimli biriyle konuşmayı daha eğlenceli bulur, değil mi?” (Nuh)

“…”

Bu, iletişim sorunları olan benim gibi biri için üzücü bir şeydi.

Anladım. Ruh-sanlar benim soğuk bir insan olduğumu düşündü, ha.

“Pekala, sadece dene. Konu Ruh Büyüsü olduğunda hala bir acemisin, Makoto.” (Nuh)

“Anladım. Daha çeşitli şeyler deneyeceğim.” (Makoto)

“Evet evet, elinden geleni yap.” (Nuh)

Kafamı okşadı.

Son zamanlarda buna alıştım.

Nuh-sama yanaklarını şişirdi.

Eyvah, aklımı okudu.

“O zaman, bu sadece zaman meselesi.” (Makoto)

Teşekkür edip gitmeyi deniyordum.

“Makoto.” (Nuh)

“Evet, ne oldu?” (Makoto)

—Aniden yanağımı habersiz bir şekilde öptü.

“Bugünün ödülü.” (Nuh)

Nuh-sama parlak bir gülümsemeyle elini salladı.

“……”

Nefes almayı unutmuştum.

Bu tam bir sürpriz saldırıydı.

Salim Zihin Becerisi’ne sahip olduğum halde kalbim sert bir şekilde çarpıyordu.

Bu kötü, şu ana kadarki bütün baştan çıkarma denemeleri arasında bu, kalbimi en çok sarsan şeydi.

…Çalıştığım için bunu bir ödül olarak kabul etmeliydim.

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
DasanDra (134 puan) Üye
2020-08-03 23:08:15
Bölüm için teşekkürler
Damocles (166 puan) Üye
2020-06-29 01:17:01
Çeviri için teşekkürler.
İbocan42 (45 puan) Üye
2020-06-14 16:44:08
Hehe o zaman harem +1
canavar (36 puan) Üye
2020-06-06 02:35:09
çeviri ve düzenleme için teşekkürler.
MhmtSnmz (255 puan) Üye
2020-05-22 09:25:47
Tanrıça elden gidiyeaah, Prenses elden gidiyeaah, salim zihin yetersiz kaliyeaaah. Teşekkürler
Nefret5335 (29 puan) Üye
2020-05-22 23:16:21
@MhmtSnmz, kdjdjei9wsijs
STERBEN (98 puan) Üye
2020-05-21 23:41:12
Bölüm için teşekkürler, devamını bekliyorum.
Ker!m (214 puan) Üye
2020-05-21 20:57:29
Çeviri ve edit için teşekkürler.
DeliDana (2571 puan) Üye
2020-05-21 18:50:18
bölüm için teşekkürler.
Krano (15 puan) Üye
2020-05-21 18:47:04
Her halde salim zihin kapalı olsa kalp krizinden gidecek adam
voidex (37 puan) Üye
2020-05-21 16:38:48
Şöyle serilerde bir kere de karakterimiz odun olmasın ya