Sıfır İnananlı Tanrıça ile Isekai'yi Temizlemek - Sınıf Arkadaşları Arasındaki En Zayıf Büyücü

02 Mart 2021
Çeviri: deantrbl
Düzenleme: Residenttt
430 Görüntülenme
Bu bölümü 14 Kişi beğendi.
Cilt 8

Takatsuki Makoto Vuruyor

İblis Yavrusu Adam Havel’in Bakış Açısı

–Dinle beni, Ay Kahini bizim umudumuz.

Bir gün bize rehberlik edecek şahsiyet.

İçimde hayat olduğu sürece, Kahin-sama… Furiae-sama'yı koruyacağım.

Laphroaig'in iblis yavrularına bu doğduğumuzdan beri öğretildi.

İlahi Kahin-sama'mız.

Baskıya uğradığımızda ve yeraltındaki çamurlu suyu yudumlamak zorunda kaldığımızda bile, onun figürünün kalplerimizi iyileştireceğini görmek.

O bizim manevi desteğimizdi.

Fakat… bir gün, Furiae-sama Dağlık Şövalyeleri tarafından götürüldü.

Umutsuzluk içindeydik.

Kahin-sama ile tekrar görüşemeyeceğiz.

Bunu düşünerek intihar edenler oldu.

Umutsuz günler devam etti.

Ancak Furiae-sama, Ay Ülkesi’ne geri döndü.

Aah, iyi olmana sevindim… Furiae-sama.

Teşekkürler, Ay Tanrıçası Naia-sama.

Kahin-sama'mızı bir kez daha görmemize izin verdiğin için.

Geçen gün görüştüğümüzde omzunda kara bir kedi vardı.

Ay Ülkesi’nde, ailelere sahip olmak için alan yok.

Şimdi boşluğa sahip olduğunu görmek harikaydı.

Onunla bütün zaman boyunca birlikte olabilmesi de kıskandırıcıydı.

Mümkünse onun yanında da hizmet etmek isterdim.

Bu büyük olasılıkla buradaki tüm şeytanlar için aynı dilekti.

Ama her şeyden daha önemli olan şey… Furiae-sama'nın mutluluğuydu - bu tek başına umudumuzdu.

◇◇

İblis efendisi ordusu Ay Ülkesine yaklaşıyordu.

Gözlerim, binlerce ejderha ve grifonu açıkça görebiliyordu.

Ayrıca bombardıman için büyülü araçları da görebiliyordum.

Bunları düşürürlerse yer altı tesislerimiz bile yara almadan çıkamazdı...

Fakat en çok öncelik verilmesi gereken şey...

“Furiae-sama, lütfen hemen kaç!” (Havel)

Bağırdım.

“İstemiyorum! Burayı terk edemem!” (Furiae)

Hiç yi değil!

Furiae-sama Ay insanlarını terk edip kaçmazdı.

Bıçak kemiğe dayanırsa zorla da olsa uzaklara kaçmasını sağlamalı mıyım?

Fakat Furiae-sama'nın emrine karşı gelmek...

“Makoto, hadi Güneş Şövalyelerine katılalım!”

“Takatsuki-kun, burada kalmak tehlikeli!”

Furiae-sama’nın yoldaşlarının seslerini duydum.

Burada tek başına hareket etmek yerine ne kadar can sıkıcı gelirse gelsin, Dağlık ordusuna katılmanın daha güvenli olacağı doğruydu.

“Şövalyem, bununla ilgili bir şey yapamaz mısın?!” (Furiae)

Görünüşe göre Furiae-sama, Koruyucu Şövalyesiyle konuşuyordu.

Neden bize güvenmiyor?

Ama söz konusu Furiae-sama’nın şövalyesine gelince...

“Hmm…” (Makoto)

Dalgın bir ifadeyle, hiç gerilim hissedemeyeceğiniz bir sesle gökyüzüne baktı.

Bu adam ne yapıyor?!

İblis efendisi ordusu buraya birkaç dakikadan kısa sürede varacak olsa bile!

“Onları burada yenelim.” (Makoto)

“““He?”””

Koruyucu Şövalye'nin yoldaşlarının sözlerine şaşkınlık sesleri.

Ve ben de bununla ne demek istediğini anlayamadım.

Binlerce canavara karşı ne yapabilirsin?

“Lucy, buraya gel.” (Makoto)

“Tamam, ne oldu?” (Lucy)

Koruyucu Şövalye adamı onu çağırdı.

Kızıl saçlı elf kızı dengesiz adımlarla yanına doğru yürüdü.

“Hey, boş zaman geçirme vakti değil -kya!” (Lucy)

“Lucy, seni bir süreliğine ödünç alacağım.” (Makoto)

Bunu söyledikten sonra, Koruyucu Şövalye adam, kızıl saçlı elfi tuttu ve… onu öptü.

(Ha?)

Bu adamın nesi var?!

Şu anda ne olduğunu anlıyor mu?!

Hiç iyi değil, Furiae-sama'nın korumasını bu adama bırakamam.

Hemen Kahin-sama'yı almalı ve güvenli bir yere bırakmalıyım.

Bunu düşünerek Furiae-sama ve yoldaşına baktım.

“Muuuh.” (Aya)

Kahverengi saçlı, şehirli görünümlü kız yanaklarını şişiriyordu.

“……” 

Ve Furiae-sama, Koruyucu Şövalyeye ve kızıl saçlı elfe kıskanıyormuş gibi bakıyordu.

Furiae-sama? 

Yoksa… sen… o adama karşı…?

“Hey! Bu acil durumda ne yapıyorsun?!” (Havel)

Öfkelenerek iblis efendisi ordusu yaklaşırken bir kadını dikkatlice öpen adama bağırdım.

Bağlantının ne kadar kopuk olabileceğinin de bir sınırı vardı.

“D-Doğru, Makoto! Bu çok ani -hnn!!” (Lucy)

“Biraz daha, biraz daha...” (Makoto)

Elf kızı şikayet etmesine rağmen, Koruyucu Şövalye onu öpmeye devam etti.

Deli mi o?!

“Sen! Hangi durumda olduğumuzun farkında mısın-?!” (Havel)

Söyleyebileceğim tüm sözler buydu.

Önümde sayısız kıvılcım beklemedeydi.

“Ne…?” (Havel)

Etrafıma baktım ve ateşböcekleri gibi girip çıkan kırmızı ışıklar vardı.

“Ne, sıcak!” (Aya)

“Naah Naah!” 

Şehirli kız ve kara kedi kıvılcımlardan kaçmaya çalışıyormuş gibi el sallıyorlardı.

Hava kuruyordu.

Sanki bir parça ısı yanaklarımı yakıyormuş gibi hissettim.

Ve sonra, bir iblis yavrusunun keskin duyularıyla havadaki mananın inanılmaz ölçüde arttığını hissettim.

Neler oluyor…?

“Cık, çok sıcak… Bu… Ateş Ruhları?” (Furiae)

Furiae-sama kollarını kavuşturarak hoşnutsuzlukla mırıldandı.

“Ruhlar…?” (Havel)

“Aah, Havel. Şövalyem bir Ruh Kullanıcısı. Şey, sadece izle.” (Furiae)

Furiae-sama bana cevap verdi. Çenesiyle Koruyucu Şövalye adamı işaret etti.

Oraya baktığımda...

“[Ateş Topu].” (Makoto)

Söylediği büyünün adı temel bir büyüydü.

Bir iblis yavrusunun doğduğu anda kullanabileceği basit bir büyü.

Neden bu kadar zayıf bir büyüyü kullanıyor…?

Sorum bir sonraki anda kayboldu.

…*Zuzuzuzuzu*

Alev topları gökyüzünü gözümün görebildiği kadar kapladı.

10,000’den fazla değiller miydi? 

Bu… ne?

“Hey, Makoto, neden ateş topu? Orta rütbeli Ateş Mızrağı ya da yüksek rütbeli Ateş Fırtınası işe yaramaz mı?” (Lucy)

“Hmm, çünkü kullanımı daha kolay.” (Makoto)

“…Anladım.” (Lucy)

Muhafız Şövalye ve kızıl saçlı elfin kaygısız konuşmasını duydum.

Bu adam bu ölçekte bir büyüyü kendi başına harekete geçirmiş olabilir mi?

“Bak! İblis efendisi ordusu bundan rahatsız oluyor!” (Aya)

Şehirli kızın söylediği gibi, iblis efendisi ordusu çirkin büyü yüzünden düzeni bozuyordu.

“Hey, kaçmanıza izin vermeyeceğim. Salim Zihin %0.” (Makoto)

Koruyucu Şövalye adam, dalgın yüzünü masum bir gülümsemeye çevirdi.

“Etraflarını sar ve yak.” (Makoto)

Bunu söylediği sırada on binlerce ateş topu, canavarlar sürüsünü sarıyormuş gibi yavaşça hareket etti.

Hayır, sadece yavaş görünüyordu ama gerçekte canavarları korkutucu bir hızda bir ateş kafesine çevreliyorlardı.

Bunları tek başına mı kontrol ediyor?

Bu inanılmaz.

Fakat gözlerimle on binlerce ateş topunun Koruyucu Şövalye adamla mana bağı olduğunu görebiliyordum.

Mana bağı, büyünüzü yaptıktan sonra kontrol etmek için kullanılan bir teknikti.

Büyü yeterliliğinizi artırırsanız mana bağı ile büyük miktarda büyüyü kontrol edebilirsiniz, ancak… Bu ölçek ve miktarda hiç görmemiştim.

Gyaaaaaaaa!!

Gökyüzündeki canavarların çığlıklarını duyabiliyordum. Yakılarak kül haline gelen canavarlar birbiri ardına okyanusa düşüyordu.

“Vay... Acımasız.” (Furiae)

“Aa, Takatsuki-kun'un merhameti yok.” (Aya)

Furiae-sama ve şehirli kız buna gönülsüz bakışlarla bakıyorlardı.

Fakat tüm yaptıkları buydu.

İkisi bu manzarayı normalmiş gibi kabul ediyorlardı.

Ben… tek kelime söyleyemedim.

Canavarlar birbiri ardına vuruluyordu.

Bazıları bombalamak için büyülü aletlerini ateşledi ve havada patladı.

Bu iblis efendisi ordusu, muhtemelen bir şehri yıkabilecek bir ölçekteydi ancak yapabilecekleri fazla bir şey olmadan bunalmışlardı.

Bu... Furiae-sama'nın Koruyucu Şövalyesi.

Can sıkıcı, ancak birkaç yüz iblis yavrusu bile yaptığı şeyi kopyalayamazdık.

“Şövalyem! Bu yeterli değil mi?!” (Furiae)

“Evet! Artık onu öpmene gerek yok, değil mi?!” (Aya)

“Bu iyi değil. Daha fazla senkronize olmalıyız. Değil mi, Makoto?” (Lucy)

“Ah, şey... ne yapmalıyım?” (Makoto)

Gökyüzündeki korkunç manzaranın tamamen tersine, tasasız bir şekilde konuşuyorlardı.

Fakat yoldaşlarıyla konuşmasına rağmen tek bir mana bağı kesmediğini ve büyüsünü kontrol etmeye devam ettiğini görebiliyordum - bu gerçek beni titretmişti.

Dağlık’ta böyle bir Kahraman mı vardı?

Bunu itiraf etmekten nefret etsem bile Furiae-sama'nın neden Dağlık’a karşı çıkmamamızı söylediğini şimdi anladım.

Ve bu şekilde binlerce canavar, tek bir tanesi Ay Ülkesi topraklarına ulaşmadan denize düştü.

Takatsuki Makoto’nun Bakış Açısı

Altı Ulus İttifakı ordusunun savaş konseyinde.

“...İblis Efendisi Zagan'ın bir saldırı birimiyle savaştığını mı söylüyorsun?” (Yuwein)

Bunu söyleyen, Altı Ulus İttifakının Generali General Yuwein'di.

“Evet! Düşman bizi havadan bombalamayı planlıyordu ancak Kahraman Makoto-dono bunu fark etti ve onları tek başına ezdi.” (Ortho)

Kaptan Ortho, General'in sorusuna cevap verdi.

“Sayıları?” (Yuwein)

“Tam sayılardan haberdar değilim, ancak raporlara göre 5.000'den fazla.” (Ortho)

“Ve sen onları uzaklaştırdığını mı söylüyorsun?” (Yuwein)

“Hayır, onları yok etti.” (Ortho)

“…Yok mu etti?” (Yuwein)

“Düşman geri çekilemedi ve Makoto-dono tarafından mağlup edildi.” (Ortho)

General Yuwein kaşlarını çattı ve elini çenesine koydu, görünüşe göre bir şey düşünüyordu.

Fakat bundan fazlasını sormadı.

“Peki bizim tarafımızdaki kayıplar neler?” (Yuwein)

“Sıfır.” (Ortho)

“…Pekala. Anladım. Detayları daha sonra dinleyeceğim.” (Yuwein)

“Evet efendim!” (Ortho)

Rapor, General Yuwein ve Kaptan Ortho'nun konuşmasıyla sona erdi.

Sözü kesmeden dinledim.

Bu seferki eylemlerim de planlara aykırıydı.

Fakat Büyük Bilge-sama gizlice ona bir sonraki konuya geçmesini emretmiş gibi görünüyordu, Ortho-san bana büyük olasılıkla görmezden gelineceğini söyledi.

““……””

O sohbetin ortasında bana bakışlarını yöneltenler vardı.

Papa bana kızgın bir ifadeyle bakıyordu.

Kader Kahini Esther-san -Kader Tanrıçası- eğlenmemiş görünüyordu.

Gera-san bana o ikisine kaybetmeyen tehlikeli gözlerle bakıyordu.

Büyük Bilge-sama sırıtıyordu.

Sakurai-kun alaycı bir şekilde gülümsüyordu.

Ve bir de kedi yavrusu gibi bana dikkatle bakan Prenses Sofia vardı.

Seni her zaman endişelendirdiğim için özür dilerim.

Diğer insanların raporuna gelince hepsi güçlerini korumakla ilgiliydi.

Fakat görünen o ki Zagan’ın ana kuvvetleri denizi geçmeye başlamıştı ve savaş nihayet şimdi tam olarak başlayacakmış gibiydi. Durumun tersliğini hissedebileceğiniz birkaç nokta vardı.

General, savaş konseyini bitirirken muhtemelen iblis efendisi ordusunun ana güçlerine karşı savaşa başlayacaktık.

◇◇

“Aman Tanrım, tekrar hoş geldin, Makoto. Aah, iyi uyudum. İyi miktarda mana kurtardım.” (Lucy)

“Takatsuki-kun, aferin~” (Aya)

“Al, Tsui. Görünüşe göre kurutulmuş sardalya denen bir şey. Ye.” (Furiae)

“Naah Naah.” 

Çadıra döndüğümde grup üyelerim dikkatlice kestiriyor, şeker yiyor ya da kediye yemek veriyorlardı.

Bu arada, kurutulmuş sardalya Fuji-yan'ın bıraktığı bir şeydi.

Kedilere kurutulmuş sardalya vermek doğru muydu?

Görünüşe göre Tsui'miz şeytani bir canavardı, bu yüzden iyi olmalı.

“Görünüşe göre ana kuvvetlerimiz yakında iblis efendisi ordusunun ana kuvvetleriyle çatışacak.” (Makoto)

“““!”””

Bunu söylediğimde, 3'ün ifadeleri açıkça ciddi bir ifadeye dönüştü.

Görünüşe göre o atmosfer Tsui'ye de ulaşmıştı, duruşunu düzeltti.

Sadece yemek yemek ve uyumak senin için iyi, biliyorsun.

“Peki o zaman, ben eğitime gideceğim.” (Makoto)

“He, şimdi mi, Makoto?” (Lucy)

“Ortho-san sana dinlenmeni söyledi, Takatsuki-kun.” (Aya)

Lucy ve Sa-san buna şaşırdılar.

Geçenlerde biraz gösterişli büyü kullandığım için Ortho-san'ın neden öyle dediğini anlayabiliyorum.

Fakat…

“Eğitim yapmadan rahatlayamıyorum.” (Makoto)

Sakurai-kun ve diğerleri yakında İblis Efendisi ile savaşacak. Tatlı zamanımı hiçbir şey yapmadan geçirmek benim için gerçekten uygun mu?

Hayır, değil.

Grup üyelerim şikayet ederken çadırdan ayrıldım.

Gece kamp alanına gittim.

Kamp alanının köşesindeki küçük pınar.

Burası benim eğitim yerimdi.

Pınarın önünde diz çöktüm, hançerimi iki elimle tuttum ve Nuh-sama'ya dua ettim.

Bu benim eğitimden önceki rutinimdi.

“Ruh-sanlar, Ruh-sanlar.” (Makoto)

Her zamanki gibi Su Ruhlarını çağırdım.

Fakat iyi tepki vermiyorlar.

((…….))

Aman. Bugün Ateş Ruhları ile oynadığım için kötü bir ruh halindeler gibi görünüyor.

“Üzgünüm, üzgünüm, Ruh-sanlar.” (Makoto)

Onları sakinleştirmek ve ruh hallerini iyileştirmek için onlarla şakalaştım ve bunu yaparken biraz zaman geçirirdim.

Yavaş bir işti, ancak Ruh Kullanıcısı iseniz yapmanız gereken önemli bir şeydi.

Gece gökyüzüne baktım.

Bugün bulut yoktu ve yıldızları net görebiliyordum - büyük ayı da.

Bana yaklaşan ayak seslerini duyabiliyordum.

Zaten fark etmiştim, bu yüzden kim olduğunu biliyordum.

“Bir şeye mi ihtiyacın var, Prenses?” (Makoto)

“Hey, Şövalyem, vaktin var mı?” (Furiae)

Gelen Ay Kahini Furiae-san’dı.

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
STERBEN (205 puan) Üye
2021-04-09 17:26:51
Çeviri için teşekkürler.
baranmd (4 puan) Üye
2021-03-09 16:53:33
Çok iyi bölüm
DeliDana (2857 puan) Üye
2021-03-07 06:52:05
Çeviri ve edit için teșekkürler
ritrak (34 puan) Üye
2021-03-03 16:27:02
elinize sağlık.
Ker!m (332 puan) Üye
2021-03-03 01:18:41
çeviri için teşekkürler
Idler (15 puan) Üye
2021-03-02 18:44:43
prenses itiraf mı edecek ki? çeviri için teşekkürler
agamoneypls (188 puan) Üye
2021-03-03 19:01:12
@Idler, Aklıma gelmedi değil. Ama Makoto ortamı yine bozar NET.