Sıfır İnananlı Tanrıça ile Isekai'yi Temizlemek - Sınıf Arkadaşları Arasındaki En Zayıf Büyücü

19 Mart 2021
Çeviri: deantrbl
Düzenleme: Residenttt
312 Görüntülenme
Bu bölümü 17 Kişi beğendi.
Cilt 8

Ay Kahini Kendinden Habersiz

Furiae Naia Laphroaig’in Bakış Açısı

Batı Kıtasında bir efsane vardı.

1000 yıldan çok daha önce.

Kurtarıcı Abel doğmadan önce bir çağda anlatılan eski bir hikaye.

Bir prenses ve şövalyenin hikayesi.

Mekan, bu kıtada küçük, zengin bir ülkeydi.

Bu ülkeye Doğu Kıtasından bir cadı gelmişti.

Cadı inanılmaz bir büyücüydü.

Cadı hasta kralı iyileştirmişti.

Karısını kaybeden ve çaresizlik içinde boğulan başbakanın kalbini iyileştirmişti.

Bacağını kaybeden generale yapay bir bacak vermişti.

Kral, başbakan, general ve ülkenin önemli insanları; hepsi cadı tarafından tuzağa düşürülüyordu.

Fark ettiklerinde ülke cadının ellerindeydi.

Ülkeyi yöneten cadı, halkı sömürdü ve onları hayatlarının son damlasına kadar çalıştırdı.

O ülkede bilge bir prenses vardı.

Ülkeleri cadı tarafından ele geçirilen prenses ve çocukluk arkadaşı şövalye, ülke tarafından takip ediliyordu.

Birçok zorlukla karşılaştılar, ancak yollarında müttefikler topladılar.

Sonunda kötü cadıyı yendiler ve ülkelerini kurtardılar.

Kendisi harika bir kraliçe ve onu destekleyen şövalye nihai kahraman oldu.

Kurtarıcı Abel’in hikayesi kadar meşhur olan ünlü bir hikaye; Prenses ve Koruyucu Şövalye hikayesi.

Koruyucu Şövalye paktına, bu hikaye ile biçim verilmişti.

Ay Ülkesi halkı, Kurtarıcı Abel'ın hikayesini beğenmedikleri için bu da bu hikayeyi anlatmak istememelerinin bir nedeniydi.

Prenses ve Koruyucu Şövalye'nin hikayesi bana defalarca anlatıldı.

O hikayede sevdiğim bir cümle vardı.

Şövalyenin prensese söylediği bir şey.

‘Prensesim, bütün dünya senin düşmanın olsa bile seni tek başıma korumaya devam edeceğim.’

Kıtadaki tüm ülkelerin nefret ettiği Ay Kahini olarak bu cümle kalbimde yankılanan bir sözdü.

Bir gün bunu söyleyecek bir Koruyucu Şövalye ile tanışacağım günü hayal ettim.

Fakat gerçeklik farklıydı.

“Kahin-sama.”

“Furiae-sama.” 

“Ay Tanrıçası’nın Kahini-sama.”

“Güzel Kahin-sama’mız.”

“Lütfen bizden bir şey iste.”

Çevrem, benden etkilenen insanlarla doluydu.

Ay Tanrıçası Naia'nın bana bıraktığı lütuf (lanet).

Tüm canlılar benim güzelliğime hayran kalacaktı.

Bu sayede hem erkekler hem de kadınlar ilk görüşte bana aşık olacaklardı.

Bu yüzden çevremdeki insanlar beni koruyordu.

Ancak Koruyucu Şövalye'nin sadakatle dolup taştığı hikayedeki gibi değil, sadece benden etkilendikleri için.

İyi göründüğüm için beni takip ediyorlar.

Bu bana çok tatsız geliyordu.

Düşünmeyi bıraktım ve gerçekliğin böyle olduğuna karar verdim.

-Bir gün, bir adamla tanıştım.

Sakurai Ryosuke.

O, farklı bir dünyadan gelen Işık Kahramanı idi.

İlk başta beni yakalamaya gelmişti ama sonra durumumu dinledi, bana sempati duydu ve bana olumlu duygular yöneltti.

Ve en önemlisi, Cazibem Işık Kahramanında pek işe yaramadı.

Cazibeme kapılmış bir durumda olmasa bile o benim müttefikimdi.

“Furiae, ne zaman başın belaya girerse seni kurtarmaya gelirim.” (Sakurai)

“…Anladım.” (Furiae)

Mutluydum.

İlk defa birinden hoşlanıyormuşum gibi hissettim

Ama o Işık Kahramanı idi.

Nişanlısı, kıtanın en güçlü ülkesinin prensesi olan Prenses Noel'di.

Görünüşe göre birçok nişanlısı da vardı.

Ay Ülkesi halkı da Dağlık’tan nefret ediyordu.

Dağlık Kahramanı Sakurai Ryosuke ile birlikte olmamı istemezlerdi.

Başka bir deyişle meyve vermeyecek aşk.

(…İlk aşkların çiçek açmadığını söylerler.) (Furiae)

Tüm insanları cezbeden biri olmasına rağmen ilk etapta aşık olabilmek bile şimdiden tesadüfi kabul edilebilirdi.

Bunu unutmam gerektiğini düşündüm.

Onu acı bir anı olarak bırakmayı düşünüyordum.

Hepsi bu kadar.

-Sonra garip bir adamla tanıştım.

Takatsuki Makoto.

O da farklı bir dünyadan gelmiş biriydi.

İsmini Ryosuke'den birkaç kez duymuştum.

Gerçekten güvenilir bir insan olduğunu, inanılmaz bir adam olduğunu söylemişti.

Işık Kahramanı Ryosuke tarafından bu kadar övüldüğüne göre nasıl bir adam olacağını merak ediyordum.

Oldukça harika biri olmalı, diye düşünmüştüm.

Fakat onu bizzat gördüğümde zayıf bir vücuda sahipti, sanki itildiği an düşecek gibiydi.

Bir büyücü olmasına rağmen manası sadece hafif bir esinti gibiydi.

Grup üyeleri: Büyücü elf kızı ve diğer dünyalı savaşçı kız ondan çok daha güçlüydü.

Biraz hayal kırıklığına uğradım.

Ama o Su Ülkesi Tarafından Atanmış Kahramanı idi.

Ve böylece Takatsuki Makoto ile Güneş Ülkesi’nden kaçmak için bir Koruyucu Şövalye anlaşması yapmayı planladım.

Fakat burada beklenmedik bir şey oldu.

Cazibem Takatsuki Makoto'da hiç işlemiyordu.

Böyle olması gerekmiyor, Ay Tanrıçası Naia!

Tüm canlıları cazibeme çekebilmem gerekmiyor mu?!

Elbette, şimdiye kadar hayatım boyunca onunla yalnızca bir kez konuşmayı başardığımda Ay Tanrıçası'nın yanıt vermesi mümkün değildi.

Fakat Takatsuki Makoto benim Koruyucu Şövalyem oldu.

Görünüşe göre iyi biriydi.

İçimde iblis yavrusu kanı vardı ve insanlar tarafından nefret ediliyordum.

Kurtarıcı Abel'ın hikayesindeki kötü adamın reenkarnasyonu, Felaket Cadısı.

Her halükarda eninde sonunda gruptan atılacağım.

Böyle düşünmüştüm.

Fakat Kötü Bir Tanrının Öncüsü Takatsuki Makoto; yarı iblis olan Büyücü-san; ve bir Lamia olan Savaşçı-san; hepsi farklı geçmişlere sahip grup üyeleriydi.

Fakat hepsi iyi insanlardı.

Hiçbiri benden nefret etmedi.

Gruptan ayrılma zamanını kaçırmıştım ve fark ettiğimde yerleşmiştim.

(Bir süre burada kalmak güzel olur…) (Furiae)

Böyle düşünmüştüm.

Huzurluydu.

Takatsuki Makoto'nun canavar sürülerinin arasına girdiği ya da taşlaştığı zamanlar olabilirdi, ama ben doğduğumdan beri Ay Ülkesi'nin karanlık yeraltında büyüyen biri olarak Su Ülkesi, Orman Ülkesi ve Ateş Ülkesi eğlenceliydi.

Büyücü-san'ın Makkaren'de tehlikede olacağını öğrendiğimde ve Odun Ülkesi’nde taşlaşmış elflere yardım ettiğimde, pek sevmediğim Kader Büyüsü ve Lanet Büyüsü kullandım.

Zordu.

Fakat tatmin olmuş hissettim.

Bir gün Ay Ülkesine geri dönmek zorunda kalacaktım, yaşayıp giderken aklımın köşesinde tuttuğum şey buydu.

Ancak... son zamanlarda beni rahatsız eden pek çok şey oldu.

Nedeni büyük olasılıkla… Şövalyem, Takatsuki Makoto.

Takatsuki Makoto Cazibeme çekilmiyordu.

Sadece bu da değil, geleceğini de göremiyordum.

Ne düşündüğünü anlayamıyorum.

O Ay Kahini’nin Koruyucu Şövalyesi olmasına rağmen, yanımda değildi.

Her zaman ya eğitim yapıyor ya da bir yerde bir kadınla görüşüyordu.

Umurumda değildi.

Takatsuki Makoto ile olan ilişkim Koruyucu Şövalye paktına ilişkindi.

İşle ilgili bir ilişki.

Buna aldırmama gerek yoktu.

Buna gerek yoktu ama son zamanlarda Takatsuki Makoto'yu izlerken sinirleniyorum.

Kendisine açıkça düşmanlık besleyen Kader Kahini ile tek başına buluşacaktı.

Ve bu seferki plan anlamsız bir savaştan kaçınmak olsa da kendi iradesiyle savaşacaktı.

Ona söylediklerimi hiç dinlemiyordu!

Fark ettiğimde bir kadınla flört ediyordu!

Sonuncusu önemli değildi.

Beni ilgilendirmezdi.

Hayır… Takatsuki Makoto'ya aşık olabilir miyim?

Ancak bu duygular, Ryosuke'ye karşı hissettiğim duygulardan tamamen farklıydı.

Sadece beni kızdırıyordu.

Takatsuki Makoto'ya aşık olanlar, Büyücü Lucy-san ve Savaşçı Aya-san'dı.

Ve ben de onlara sormaya karar verdim.

“Hey, Büyücü-san, Savaşçı-san, o adama nasıl aşık oldunuz?” (Furiae)

“Ani oldu, Furi.” (Lucy)

“Sorun ne, Fu-chan?” (Aya)

İkisi şaşkınlıkla arkalarını döndüler.

Takatsuki Makoto savaş konseyine katılıyordu, bu yüzden yoktu.

Onlara sormak için en iyi fırsattı.

“Bilmek istiyorsan sana söyleyebilirim! Büyük Ogre tarafından saldırıya uğradığımda onun tarafından kurtarıldığım sırada sanırım. Ondan sonra, Griffon tarafından saldırıya uğradığımızda. Ciddi şekilde yaralanmasına rağmen beni hedef alan canavarlardan kurtardı! O sırada Makoto'nun beni kucaklamasının iyi olduğunu düşündüm!” (Lucy)

“A-Anladım... Ya sen, Savaşçı-san?” (Furiae)

Büyücü-san'ın heyecanı anında yükseldi.

Takatsuki Makoto hakkında konuşurken hep böyle oluyordu.

“Muhtemelen odasında onunla birlikte oynadığım sırada. Ah, asıl dünyamızdan bahsediyorum. Ortaokuldan beri Takatsuki-kun'un odasında uzun süre kalırdım ve onunla birlikte olmak rahatlatıcı geliyor. Ancak son zamanlarda yalnız kaldığımız süre azaldı. Aah, önceki şey çok nadirdi. Orada çok yakındım.” (Aya)

“Tanrım, bu iyi değil, Aya.” (Lucy)

Büyücü-san, bunu söylediğinde Savaşçı-san'a baktı.

“Evet, bunu düşündüm.” (Aya)

“Kesinlikle düşünmedin.” (Lucy)

Büyücü-san, Savaşçı-san'ın yanaklarını çekti.

Savaşçı-san da bunu yaptı.

Çok iyi anlaşıyorlardı.

Hmm...

Tehlikede iken kurtulan Büyücü Lucy-san.

Uzun zamandır onunla birlikte olan savaşçı Aya-san.

İkisi de sahip olmadığım şeylerdi.

Bir referans olarak hizmet etmiyor gibi görünüyordu.

“Peki, Aya’nınkilerle karşılaştırırsak benimki daha dramatik.” (Lucy)

Büyücü-san göğsünü gururla gerdi.

“Anlamıyorsun, Lu-chan. Günlük hayatını onunla geçirmeyi sevdiğin için aşık olmak, birine aşık olmanın en iyi yolu. Ayrıca onunla daha uzun süredir birlikteyim.” (Aya)

Savaşçı-san, ‘Hadi ya! Yok canım!’ ifadesiyle başını salladı.

“Uzunluğa göreyse bu dünyaya geldiğinden beri en uzun süredir onunla birlikte olan benim. Ayrıca, kızı tehlikeden kurtaran adam konusu. Buna Kahraman Arzusu falan diyorlar.” (Lucy)

“Haah… Lu-chan, böyle aşık olmak, kolay kadın dedikleri şey oluyor. Ne yazık ki bu kategoriye giriyorsun.” (Aya)

“Ha?! Madem öyle diyorsun, Makoto ve Fujiyan-san'dan çocukluk arkadaşı kahramanının çok eski zamanlardan beri her zaman kaybettiğini duydum.” (Lucy)

“O otakular ... Çok kötü~ İlkokuldan çocukluk arkadaşı kahramanlar. Ortaokuldan beri bir arkadaş, çocukluk arkadaşı kahraman kategorisinde değil~” (Aya)

“Ugugu... Diğer dünyalıların kuralları kötü. O halde Aya bir çete kahramanı.” (Lucy)

“Ha?! Bana sataşıyor musun, Lu-chan?!” (Aya)

“İlk saldıran sendin, Aya!” (Lucy)

Büyücü Lucy-san ve Savaşçı Aya-san, burunları birbirine yapışmış şekilde birbirlerine bakıyorlardı.

Onlarla yeni tanıştığımda bu olsaydı ‘aah, kavga çıkacak şimdi’ derdim ama onların kavgaları hep şakasınaydı.

Öyle bile olsa ‘Kolay Kadın’ ve ‘Kahraman’ nedir?

Diğer dünyalıların dilini anlamıyorum.

“O halde, bu gece gizlice Makoto'nun odasına giriyoruz ve bunu hallediyoruz, Aya!” (Lucy)

“Tam da beklediğim şey, Lu-chan. Sevimli iç çamaşırları seç.” (Aya)

“Onları çıkarıyor olsak bile mi?” (Lucy)

“Takatsuki-kun onları çıkarırsa sevimli olması daha iyi, değil mi?” (Aya)

Fark ettiğimda konuşma büyük ölçüde raydan çıkmıştı.

Ya da daha çok neden bahsediyorlardı?!

“Hey, benim de bu çadırda olduğumun farkında mısınız?!” (Furiae)

“Iyan!” “Kyan!” 

Böyle bir konuşmanın içeriğini göz ardı edemedim ve bu yüzden hem Büyücü-san'ın hem de Savaşçı-san'ın kafasına vurdum.

 Onları kendi haline bırakırsam bu ikisi sonunda sınırsız bir öfke patlaması yaşardı.

Üstelik şaka yapmıyorlardı. Bunu ciddiye almaları rahatsız ediciydi.

““…….””

Büyücü-san ve Savaşçı-san dikkatle bana baktı.

“Makoto söz konusu olduğunda Furi son zamanlarda ciddileşti.” (Lucy)

“Değil mi? Anında sinirleniyor.” (Aya)

“N-Ne?! Bu doğru değil!” (Furiae)

Suratımı astım ve diğer tarafa baktım.

Savaşçı-san ve Büyücü-san birbirlerine baktı.

“Ne düşünüyorsun, Aya?” (Lucy)

“Peki, Fu-chan öyle diyorsa durum bu değil mi? Yani Fu-chan'ın başında.” (Aya)

Off, ikinizin nesi var?! Konuşmaları bana kesinlikle bana inanmadıklarını söylüyor!

“Evet. Konuyu değiştirme. Lu-chan, Güneş Şövalyelerinden bir kadın şövalye Takatsuki-kun ile konuşmayı denemek istediğini söyledi.” (Aya)

“He?! Ne alaka?!” (Lucy)

“Bunu gizlice duydum, sanki Takatsuki-kun hedefleniyormuş gibi.” (Aya)

“Bir savaşın ortasında olsak bile, herhangi bir tehlike duygusu yok mu?!” (Lucy)

İkisi öfkeyle şişiyorlardı, ama benim gözümde ikisi de pembeyle doluydu.

İkisi şimdi bundan ve sevdikleri adam hakkında şikayet ediyorlardı.

‘Yoğun’ ve ‘bayrak yükseltici’ gibi şeyler.

Şikayet ettiklerinde bile eğleniyor gibiydiler.

(…Her halükarda…) (Furiae)

Bu ikisini gördükten sonra düşündüm ki… Ben gerçekten o ikisinden farklıyım.

Ben… Takatsuki Makoto'ya aşık olduğumu sanmıyorum.

Ne de olsa beni sinirlendiriyor.

Bir süre sonra Şövalyem geri geldi.

Toplantının içeriğini paylaştı ve antrenman yapmak için hemen ayrıldı.

Büyücü-san ve Savaşçı-san konuşmaya devam ettiler ve konuşmaktan yorulmuş gibilerdi, uykuya daldılar.

Ben… uyuyamadım.

O adam hala antrenman mı yapıyordu?

Yine bir kadın tarafından baştan mı çıkarılıyordu?

Sen benim Koruyucu Şövalyemsin, bu yüzden yanımda kal.

…Canımı sıkıyor.

Fark ettiğimde Takatsuki Makoto'nun eğitim aldığı kaynağa doğru yürüyordum.

Takatsuki Makoto’nun Bakış Açısı

“Hey, Şövalyem.” (Furiae)

Ayın ışığı üzerinde parlayan Furiae-san ellerini beline koydu ve sanki etrafımda daire çiziyormuş gibi etrafımda dolaşıyordu.

Ona baktığımda bakışlarını kaçırdı.

Her zamanki kadar güzeldi, ama dudaklarının köşesi aşağı bakıyordu ve görünüşü pek de olumlu değildi.

Keyifsiz gibi görünüyordu.

Öyle olmalı.

Koruyucu Şövalyesi olarak onu daha iyi hissettirmeliyim.

“Sorun ne olabilir, Prenses? Görünüşe göre bugün keyifsizsin.” (Makoto)

“Bu şekilde konuşmayı bırak. Tüyler ürpertici.” (Furiae)

“Çok acımasız.” (Makoto)

Nedense hakarete uğradım.

“…”

“……?”

Furiae-san hiçbir şey söylemiyordu.

Elden bir şey gelmezdi, bu yüzden eğitime devam ettim.

Ruhlarla konuştum, kelebekler yarattım ve onları uçurdum.

Bunu yaparken Furiae-san bana dikkatle bakıyordu.

...Rahatlayamıyorum.

Eğitim sırasında izlendikten bir süre sonra...

“Hey Şövalyem, su büyünle kelebeklerden başka bir şey yapamaz mısın?” (Furiae)

“Yapabilirim. Ne yapmamı istiyorsun?” (Makoto)

Furaie-san benimle konuştu.

“Büyük bir şey görmek istiyorum.” (Furiae)

“Tamam~” (Makoto)

Su büyüsü ile bir balina yaptım ve uçurdum.

“Nasıl?” (Makoto)

“Eh. Şimdi, sıradaki…” (Furiae)

Furiae-san'ın bugün çok isteği vardı.

Ama ona büyümü gösterdiğimde keyfi yerine geldi, sesi daha da parlaklaştı.

Su büyülerimle bir sürü yaratık yapmaya devam ettim.

(…Şimdi oldukça yorgunum.) (Makoto)

Furiae-san'ın bugün gerçekten çok isteği vardı.

“Geri dönelim mi, Prenses?” (Makoto)

“Doğru! Artık geç oldu, öyleyse geri dönelim, Şövalyem.” (Furiae)

Furiae-san ve ben birlikte çadıra geri döndük.

Gece yarısını çok geçmişti.

Furiae-san yanımda mırıldanıyordu.

Keyifli görünüyordu.

“Benimle konuşacak bir şeyin yok muydu?” (Makoto)

Furiae-san'a sordum ama ‘hiç’ diye cevap verdi.

Çadırın önüne geldik.

Lucy ve Sa-san zaten uyuyor olmalıydı, bu yüzden onları uyandırmamak için sessizce girmemiz gerekiyordu.

(…[Gizli Kalma].) (Makoto)

“Yapma.” (Furiae)

Furiae-san kafama vurdu.

“Ne?” (Makoto)

Ona şikayet ediyormuş gibi baktım.

“Kızların uyuduğu çadıra girerken gizli kalmayı kullanmak bir suçlunun yapacağı bir şey.” (Furiae)

“…Doğru.” (Makoto)

Normal olarak girelim.

Elimi çadırın girişine uzattım.

“Bekle!” (Furiae)

Furiae-san elimi çekti.

“Vay!” (Makoto)

Bir Kahin’in gücüne kapıldığımda direnebilmemin hiçbir yolu yoktu.

Yeterince kuvvetle çekildim ve bir an için yerden havalandım.

“Hey, Prenses, ne yapıyorsun birden...” (Makoto)

*Pang!!*

O anda dev bir gölge indi.

Aynı zamanda yer de şiddetli bir şekilde sallandı.

Bir insanın sahip olması imkansız olan birkaç metrelik dev bir vücut.

“Bundan kaçınmana hayran kaldım! Rozes Kahramanı!”

Önümüzde beliren dev bir konuşan canavardı.

Hayır, bir iblis.

Vücudunu kaplayan miazma ve mana bana İblis Lordu Bifrons'un astları Shuri ve Setekh'i hatırlattı.

“Ben Zagan-sama'nın yakın yardımcısıyım; On Pençeden biri, Fırtına Hayate! Rozes Kahramanına suikast düzenlemeye geldim! Senin canını alacağım!”

Baş ağrısına neden olan bu adda ne vardı?

Ayrıca, suikast yapacaksanız bunu daha sessiz yapın!

Cevap verecek vaktim olmadı.

İblis bize saldırdı.

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
STERBEN (216 puan) Üye
2021-04-09 17:48:20
Çeviri için teşekkürler.
Datosu (26 puan) Üye
2021-04-07 19:01:27
Suikastçisindir ama hedefine suikast düzenlemez, düelloda meydan okursun.
Mustafa Egemen Erten (2 puan) Üye
2021-03-22 13:14:06
Prenses tsundere
DeliDana (2869 puan) Üye
2021-03-20 22:22:54
Çeviri ve edit için teșekkürler.
DeliDana (2869 puan) Üye
2021-03-20 22:22:46
Tamam furiae cepte. Kudur sakurai isekai protagonistinin önünde diz çök, șüphesizki o çekiciliği mutlak olandır.
Idler (18 puan) Üye
2021-03-19 21:29:45
anlaşılan prenses bir şeyler hissettiğini kabul etmek istemiyor