Zanaatkâr Teknobaz

18 Haziran 2020
Çeviri: Lohengramm
Düzenleme: Lohengramm
621 Görüntülenme
Bu bölümü 6 Kişi beğendi.
Cilt 1

Kötülüğümü Bağışlayın

Zanaatkâr Teknobaz – 14. Bölüm: Kötülüğümü Bağışlayın

 

Kilian, Nargoz ziyafetine girer girmez, yerde diz çökmüş otuzlu yaşlarının başındaki bir kadın ve titrek kollarını kavuşturmuş genç ve güzel bir kadın etrafını sardı.

 

 

 

“Şişko ihtiyar kaltak. Ben sana olan saygımdan teyze diyorum, sen gidiyorsun nişanlıma bacaklarını açıyorsun.  Sen hariç herkese dikkat ediyordum,” diyerek eğildi Anke ve asilzade Florens’in annesinin kulağına fısıldadı. Gözündeki günahkâr bakışları daha da vurgulayan siyah ipek elbisesiyle Anke, ellerini kadının omuzlarına koydu ve başını salladı.

 

 

 

Orlothi Marki’sinin kızı olmasına rağmen Florens’in annesi, Anke’nin karşısında tir tir titriyordu. Hayır, ondan bin kat daha güçlü olsa bile itaat etmesi gerekiyordu. Güç ve mevki farkı çok fazlaydı. Ve nasıl bu hâle geldiğini hatırlayan kadın alt dudağını ısırdı.

 

 

 

“Ne oldu? Diyecek lafın yok mu? Olmaz ki böyle. Eğer benimle tartışmazsan, seni yavaş yavaş, acı çektire çektire geberteceğim. Tartışırsan yine geberteceğim, ama en azından beni kızdırırsan kafanı tek seferde koparırım. O zaman çığlık atmana gerek kalmaz,” dedi bembeyaz elleriyle kadının yanağını çimdirerek, Anke başını onunkine yasladı ve bir dakika boyunca öyle kaldı.

 

 

 

Asilzade kadının alnından ve yanaklarından terler boşaldı, Anke’ye kurbanlarının üstündeki etkisini bir kez daha hatırlattı. Yüzündeki neşeli ifade bir anda kaşlarını çatmasıyla bozuldu.

 

 

 

“Korkmuşsun. Neden korkuyorsun? Buna hiç gerek yok. Onunla yatmaya başladığında, bugünün geleceğini bilmen gerekiyordu. Bilmiyorsan da öfkemi duyduktan sonra aklı başındaki herkes bırakırdı. Ama-” Anke işaret parmağını kadının boynuna getirdi, pek saldırgan olmayan bir hareketle ince bir çizik attı.

 

 

 

“Utanmazın önde gidenisin. Nişanlımın yaşı kaç? Seninkinin yarısı değil mi? Nasıl yaparsın? NE CÜRETLE BUNU YAPARSIN?!” Kadının boynunu kapan Anke, tek eliyle onu boğdu ve ellerini hiç ayırmadan onu karşı duvara yapıştırdı.

 

 

 

Kemikleri çatladı ve kan tükürdü, Anke’nin delirmiş yüzüne biraz daha delilik kattı.

 

 

 

“Neden... Kilian’ı suçlamıyorsun? Neden hep bizi suçluyorsun? Sen... Ona karşı hep nazik ve sevgi doluymuş gibi davranıyorsun, sonra gidip masumları öldürüyorsun,” dedi kadın boğulurken. Ama bu sözler yalnızca Anke’nin öfkesini körüklemekle kaldı ve kurbanının boynunu daha da sıktı.

 

 

 

“Yanılıyorsun, ikinizi de suçluyorum. Ama onu affediyorum. Hep affediyorum. Çünkü affetmezsem beni bırakır, beni unutur, beni görmezden gelir ve BUNA İZİN VEREMEM!” Kadını duvardan çıkaran Anke başını yere çarptı, kadının omurgası oracıkta çatladı.

 

 

 

“Ama seni affedemem! Kilian benim. BENİM! Yalnızca bana ait! Siz kaltaklar neden bal görmüş arı gibi hep peşinde dolanıyorsunuz? Neden hayır deyip geçemiyorsunuz!”

 

 

 

Anke kurbanını yeniden kaldırdı ve sırtını yere çarptı.

 

 

 

“Ben Rulweil’in Varis Düşesi'yim. İmparatorluk’tan Kars’a kadar bir sürü talibim var! Ama onun için hepsini görmezden geliyorum. Siz neden aynısını yapamıyorsunuz? Neden gururumu çiğniyorsunuz?” Anke çaresiz kadını tıpkı matador boynuzlayan bir boğa gibi tekrar tekrar vurdu. Ama drasını ustaca kontrol ederek kadının hayati organlarını korudu ki onu bölünmeden dövmeye devam edebilsin.

 

 

 

“B-Bizim suçumuz yok. S-Seni asla sevemez. Haha sen Klaus’un değerli varisi olduğundan, sana nasıl ilgi duyabilir? S-Seni acınası deli,” kadın boğuldu, bu acının sona ermesini dört gözle bekliyordu. Ve tıpkı beklendiği gibi bu sözler Anke'yi can damarından vurdu, gözleri kan çanağına döndü ve sıcacık yaşlar dökülürken, elini pençe gibi bükerek kadının kalbine sapladı.

 

 

 

Ama o esnada karşı konulamaz bir el Anke’nin bileğini kaptı ve onu durdurdu.

 

 

 

“Ona emri kimin verdiğini sormayı unuttun. Ben vermiştim. Ama bu bile önemsiz. Küçük kız, benim evimde istediğini öldürebileceğini sana kim söyledi?” Anke’nin çok iyi bildiği nazik bir ses kulaklarında yankılandı.

 

 

 

Normalde Anke, Klaus’a itaat ederdi, ama şu anda deliliği mantığının önüne geçmişti ve ona karşı gelmeye çalıştı, fakat kılını bile kımıldatamadı.

 

 

 

“Sen... Sen. Hep senin işin! Bunun olacağını... Her zaman biliyorsun! Bildiğin hâlde neden nişan teklif ettin? Beni neden Kars’a geri getirdin? Beni neden kendi hâlime bırakmıyorsun?” Anke dudaklarını ısırıp kanattı ve kederle hırladı.

 

 

 

Beş yıldır yetiştirdiği çocuğu böylesine acı içinde gören Klaus iç çekti.

 

 

 

“Eskiden Kilian’ın düşünce şeklini sınamak için mükemmel bir seçenektin. Seninle nasıl başa çıkacağını merak ettim. Söz konusu sen olunca bana olan nefretini unutacak mıydı, seni bana karşı kullanmaya mı çalışacaktı yoksa seni görmezden mi gelecekti? Ve en nihayetinde senden kurtulacak mı ve kurtulacaksa nasıl kurtulacağını merak ettim. Ne yazık ki delirdin ve herhangi bir sonuca ulaşamadık, artık cevabın da bir önemi yok,” dedi Klaus havalı biçimde ve bu sözler Anke’nin kalbini en keskin kılıçtan bile daha derinden kesti.

 

 

 

“Hahahahahaha!” Anke başını geriye attı ve deli gibi gülmeye başladı. Bu kahkaha sonrasında bir fehl ölüm perisinin ulumasına dönüştü, orstalph duvarlarda çatlaklar açtı ve komaya girmiş kadının kulak zarlarını anında patlattı. Bu görüntü karşısında incinen Klaus, sol elini Anke’nin başına koydu.

 

 

 

“Sorun yok, acını dindireceğim, sen sadece dinlen ve unut. Uyandığında yeniden doğacaksın, bütün hayati kederinden kurtulacaksın,” dedi ve ayak parmaklarından başlayarak Anke’nin vücudunu kristalleştirerek onu kuvars bir heykele çevirdi. Heykel mor bir küre boyutuna küçüldü ve Klaus’un yüzüğüne kondu.

 

 

 

Fehl uluması durunca odaya yeniden sessizlik hakim oldu. Klaus karısına doğru yürüdü, ölmek üzere olan bu kadın onun karısıydı ve parmaklarını şıklattı.

 

 

 

Yerden çıkan altın sarmaşıklar kadını sardı ve bütün fiziksel yaralarını iyileştirdi.

 

 

 

“Sen de acı çektin. Özür dilerim, sana zarar vermek istememiştim. Umarım kötülüğümü affedebilirsin ve günahlarımı hatırlamazsın,” dedi arkasını dönerek ve gitti. Kars Düşesi bu sözler karşısında ne diyeceğini bilemedi, Kars'taki çoğu kişinin aksine Klaus’un da böylesine dengeli görünmesine rağmen deliliğin sınırında olduğunu biliyordu.

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
DeliDana (2869 puan) Üye
2021-03-29 01:55:47
Çeviri ve edit için teșekkürler
DeliDana (2869 puan) Üye
2021-03-29 01:55:40
Noluyor lan daha kaç bölüm oldu.
Bayoku (54 puan) Üye
2021-03-06 08:48:12
Elinize sağlık
Kaptan bijon (103 puan) Üye
2020-07-16 18:07:34
Çeviri ve edit için teşekürler elerinize sağlık
STERBEN (222 puan) Üye
2020-06-26 00:55:40
Çeviri ve edit için teşekkürler
Eyisha (196 puan) Üye
2020-06-20 01:57:12
Noluyor oğlum ortama bak
murat1habib (32 puan) Üye
2020-06-18 18:13:22
hayıııırrrrr vampire benzeyen kızzzzz olaaamazzz derrrrmişim 2-3 kere gördük ve hemen delirdi noluyoz lan seriye 14 bölümde giren ve çıkan karakter sayısı herhangi bir isekainin toplam karakter sayısından fazla
darys045 (56 puan) Üye
2020-06-18 13:28:12
Çeviri ve edit için teşekkürler