Overlord - Bölüm 2.5: Ara Bölüm

Çeviri : Kyuuseishu
Düzenleme : -
Beğeni : 19
Okunma : 5182
Tarih : 14 Eylül 2018 02:00:49

Küçük, lüks bir odada genç bir kız tahtta oturuyordu. Yaşına uyan bir şekilde tatlı ve masum bir sesle konuştu.

“Tamaaam, sana güveniyorum o zaman!”

“Elbette ekselansları! Sizi başarısızlığa uğratmayacağım!”

Adam eğildiği yerden bir şövalyeyi andırıyordu. Zarif bir şekilde odayı terk etti.

Kapı kapandıktan bir süre sonra kız, yanında bulunan bakana bir soru sordu.

“Bitti mi?”

“Evet, bu sonuncuydu.”

Bakanın soğuk sözlerini duyduktan sonra kızın masum görüntüsü birden paramparça oldu.

Yorgunluktan mıdır bilinmez fakat gözleri yavaşça kapanmaya ve ağzı ‘^’ şeklini almaya başlamıştı. Omuzları da düşmüştü.

“Çok yorucu.”

Tavrı ve tutumu 40’lı yaşlarındaki bir kadın gibiydi, fakat sesi hâlâ, şu anki görüntüsüne rağmen genç ve tatlı geliyordu.

“Çok çalıştınız.”

“Evet, çok çalıştım. O yüzden artık bu görünüşü bırakabilir miyim?” Kız bunu söylerken eteğini kaldırdı. “Tüm bacaklarımı gösteren bu etek olmadan da yapabilirim.”

“Size birçok kez söyledim ekselansları, yapamazsınız.”

Bu kız Ejderha Krallığı’nın kraliçesi “Siyah Pullu Ejder Lordu” lakaplı Draudiron Oriucrus’du.

Ejder Lordu olarak anılsa da dövüş yeteneklerinin normal bir insandan pek farkı yoktu. Ancak doğuştan gelen, bir Ejder Lordu ile bir sahtekarı birbirinden ayıran oldukça nadir olan bir yetenek yüzünden Slane Teokrasisi onu bir Ejder Lordu olarak görüyordu.

Gerçek bir Ejder Lordu’nu sahtesinden ayıran şey olan Yabani Büyü’yü kullanabiliyordu.

“Görünüşünüz, insanları sizi korumaya ne kadar iterse o kadar çok size hizmet ederler.”

“Tüm insanlar lolicon mu ki? Bedenimin bazı yerleri biraz daha büyük olsaydı daha rahat hissedebilirdim.”

Draudiron ellerini düz göğüslerine koyup sıktı.

“Ah, o forma gelirsek…”

“Ondan bir form gibi bahsetme! O benim gerçek görünüşüm!”

“Saygısız sözlerim için özür dilerim ekselansları.”

“Çok da üzgünsün gibi gelmedi bana.”

“Çünkü değilim.”

Bakanın soğuk gülümsemesine bir süre bakan Draudiron adamın bu ifadesini bozamayacağını anladı ve kafasını memnuniyetsizlikle başka yöne çevirdi.

“Konuya geri dönersek, o form erkekler arasında popüler olsa da kadınlar arasında çok popüler değil. Onun yerine şu anki formunuz tüm yaştan erkek ve kadınlara çekici geliyor. O yüzden eğer o formunuza dönmek istiyorsanız ülke durulana kadar beklemeniz gerekecek. Önereceğiniz başka bir şey yoksa tabii.”

“Ondan bir formmuş gibi bahsetme.”

“Ancak durumlar böyle gitmeye devam ederse hangi formu alırsanız alın bir önemi kalmayacak.”

Ejderha Krallığı’nın şu anki durumunu düşündüklerinde ikisi de derin bir sessizliğe gömüldü.

“Bu seferki yaratıkadam istilaları her zaman olduğundan daha farklı duruyor.”

“Aynen öyle. Orduları küçük çaplı basit çatışmalara girecek cinsten değil. Bu ülkeyi tamamen yok edip kendileri için bir insan çiftliğine çevirecek cinsten.”

Ejderha Krallığı’na yakın bir bölgede bir yaratıkadam krallığı vardı.

Yaratıkadamlar aslanlar ve kaplanlar gibi etçil bir canlı türüydü. Tek fark yarı insan olmaları ve iki ayak üstünde yürümeleriydi. Yüzlerine bakmak bile size onların etçil olduğunu ve insan etiyle beslendiğini kanıtlardı.

İnsan yiyen ırklar oldukça yaygındı. Kıtadaki altı büyük ülkeden üçü insanları yiyecek olarak görüyordu. Kıtanın ortalarında bulunan Troll Krallığı, 6 aylık fetüsleri bile seçkin bir yemek olarak görürdü ve sadece en önemli ziyaretçilerine fetüs sunarlardı.

Bu yüzden yaratıkadamlar da Ejderha Krallığı’nı bir yiyecek stoğu olarak görüyordu.

Son zamanlara kadar Ejderha Krallığı, yaratıkadamlar tarafından kendi kendini yenileyebilen bir besin kaynağı olarak görülüyordu ve bu yüzden yaratıkadamlar, Ejderha Krallığı’na büyük çaplı bir savaş açmamışlardı. Ancak şu an bilinmeyen sebepten ötürü böyle bir işgal gerçekleşmişti ve çoktan üç tane şehri fethetmişlerdi bile.

Bu fethedilen şehirlerde yaratıkadamlar öyle iğrenç ziyafetler gerçekleştiriyordu ki Kraliçe’nin midesi olanları duyunca kalkıyordu.

Bu anlaşmaya varılamayan dış güce karşı insanlar birleşmiş ve kanlarının son damlalarına kadar direnmeye başlamıştı. Ancak insanlar ve yaratıkadamlar arasındaki yetenek farkı kapatılamayacak kadar büyüktü.

Eğer insanlar ve yaratıkadamlar aynı türden olsalardı, yaratıkadamların gücü bir insandan en az on kat fazla olurdu.

Maceracı sınıflandırma sistemi kullanılıp insanların puanının 3 olduğu varsayılsa, bir yaratıkadamınki 30 olurdu. İnsanlığın tek kurtuluş çaresi yaratıkadamların oldukça nadir olmasıydı.

“Adamantit seviye maceracılar tarafından yönetilen maceracı grupları görevlendirip yaratıkadamların hızını kesebiliyor olsak da sayıları çok fazla. Birkaç kabilelik bir grup saldırmaya başladığında onları tek seferde durdurmamız imkansız. Bu yüzden tüm vatandaşları başkentte toplayıp dışarıdaki yaratıkadamların yiyeceğinin bitmesini beklemeliyiz. Ancak yiyecek stokları ilk tükenecek olanların bizler olma olasılığı daha yüksek.”

“Ne karın ağrısı ama. Geleceğimiz karanlıklara bürünmüş durumda.”

“Düşman generalini indirmemizi öneririm. Seçkin bir ekip oluşturup onlara saldırsak nasıl olur? Onları sadece sinirlendirecek gereksiz bir hareket gibi gözükse de saldırıların son bulmayacağını düşünürsek denemeye değer.”

“O zaman liderlik edecek kişi o mu olacak?”

“Evet, o olacak.”

İkisi de aynı adamdan bahsediyordu. Bu, Krallık’taki tek adamantit seviye maceracı grubu olan “Kristal Gözyaşı” grubuna üye olan Cerabrate adındaki adamdı. Lakabı “Öfkeli Parıltı” idi. “Kutsal Lord” sınıfındandı ve Parlak Kılıç tekniğini kullanmasıyla ünlenmişti.

“O kişi kesinlikle bir lolicon. Onunla konuşurken bana şehvetli bir şekilde bakıyordu. Eğer düz şeylere bakmak onu bu kadar zevke getiriyorsa gidip duvara baksa daha iyi.”

“Sadece bir fetiş. Gerçi o cidden bir lolicon.”

Draudiron somurttu.

“Keşke söylemeseydin. Ülkemizde biraz daha normal adamantit seviye maceracılar olmasını dilerdim.”

“Ne demek istiyorsunuz? Tatlı, masum bir kız olarak davrandığınız sürece sizin için hayatını tehlikeye atacak biri o. Bizim için çok uygun bir durum değil mi bu?”

“Zamanı geldiğinde de onun arzularını tatmin etmem gerekecek. Hey! Bana servis edilecek bir kızartılmış domuz gibiymişim gibi bakma!”

“Haaaa….”

Kraliçe iç çekti ve sinirden damarları ortaya çıktı.

“Tek yapmanız gereken bu, majesteleri. Vatandaşların canlı canlı yenilmemesi için katlanmak zorundasınız.”

Kraliçe bir şey diyemedi.

“Eğer daha fazla param olsaydı şu ‘Optik’ denilen grubu kiralardım. Konusu açılmışken, Slane Teokrasisi ne yapıyor?”

“Şey, emin değilim.”

“Onlara her sene tonla para bağışlamıyor muyuz? Normalde çoktan yardıma gelmiş olmaları gerekirdi. Kara Yazıt olmasa bile neden Günışığı Yazıtı’nı göndermediler?”

Slane Teokrasisi’nin Ejderha Krallığı’nı desteklediği gerçeği halka açıklanmamıştı çünkü bu ülkedeki en büyük otorite Kraliçe idi.

“Korunma için başka ülkelere güvenmemizin sonucu bu oldu. Çok üzücü.”

“Diğer ülkelere güvenmek istediğimi mi sanıyorsun? Askeriyeye harcadığımız masrafların ekonomimizi çökerttiğini biliyorsun. Eğer masrafları artırsaydık ülke çoktan iflas etmişti. Ayrıca sadece para harcayarak yoktan bir ordu var edemeyiz ki!”

Ülke, uzun zamandan beri her yıl yaratıkadam saldırılarına maruz kalıyordu ve durum artık bu noktaya gelmişti. Fakat buna harcanan para da şu ana kadar olayları kontrol altında tutan şeydi.

“Eğer Slane Teokrasisi bizi terk ettiyse, İmparatorluk’tan yardım istesek nasıl olur? Sonuçta bizim ülkemiz yok olduktan sonra sırada İmparatorluk olacaktır.”

“Arada Katze Ovası var, o yüzden anında İmparatorluk’a erişemezler. Eğer gölün etrafından dolaşırlarsa sırada Slane Teokrasisi olacaktır.”

“Yaratıkadamlar bile yerden fırlayan namevtlerin arasına dalacak kadar cesur değildir.”

Muhtemel rotalarının üstünde ejderha süren kabileler de vardı fakat Kraliçe ve bakan onların da işgal edilebileceğini düşünmemişti.

“Sebebi cesaretsiz olmaları değil. Sebebi namevtleri yiyemeyecek olmaları. Ayrıca o bölgeyi ele geçirmenin onlara hiçbir katkısı olmaz. Sadece başka bir namevt, bir namevt toprağını ele geçirmekten hoşnut olurdu. İmparatorluk da oldukça meşgul, değil mi? Her sene yaptıkları savaşın zamanının gelmiş olması lazım.”

“Bu sene oldukça geç başladılar.”

“Evet, bir büyü kullanıcısının bildirgesi yüzünden en az yarım sene ertelediler. Araştırmamı ister misiniz?”

“Eh, diğer ülkelere ne olduğu kimin umurunda! Şu an kendi ülkemizi kurtarmak konusunda daha çok endişeleniyorum!”

“Şey, konuyu açtığınıza göre majesteleri… Majesteleri büyüsünü kullanamaz mı?”

Kraliçe, Bakan’ın fikrini saptırmak için bir parmağını kaldırıp salladı. Demek büyü hakkında bilgisi bu kadardı. Draudiron tek yapabildiği buruk bir şekilde gülümsemek oldu.

“Yabani Büyü… Kanımın 1/8’inin ejderhaya ait olması sebebiyle bir insan tarafından kullanılabiliyor. En kötü durumda sadece ülkenin yıkılışını geciktirir. O yüzden son çare olmadığı sürece başvurmayacağız.”

“Son çare… Umarım öyle bir gün gelmez. O zaman tekrardan Slane Teokrasisi’nden destek kuvvet istemeyi deneyeceğim.”

“Lütfen.”

Bakan, tatlı küçük kızın cevabı üstüne soğuk bir şekilde Draudiron’a baktı.

“Majesteleri, eğer bağışlayacak az da olsa enerjiniz varsa lütfen ön cephedeki subayları cesaretlendirmek için otuz harflik bir mektup yazabilir misiniz? Çocuk el yazısıyla tabii ki.”

“Eeeh! Bana içki getir! Ayık bir hâldeyken öyle çocuksu yazamam.”

“Anlaşıldı. İstediğiniz kadar içip sarhoş olabilirsiniz. Ama işlerinizi bugün bitirin lütfen.”

Bakan eğildi ve odayı terk etti.

Adamın gittiği yöne bir süre bakakalan Kraliçe ardından bakışlarını ellerine çevirdi.

“Yabani Büyü demek…”

Yabani Büyü diğer tipik büyüden farklıydı çünkü mana yerine ruhlardan güç alırdı. Bu yüzden de çokça insanın kurban edilmesi gerekirdi. Kurban edilenlerin ruhları çok güçlü bir büyü yapmaya imkan tanırdı. Dedesine göre öyle bir büyü Platin Ejder Lordu’nun nihai saldırısına bile kafa tutabilecek bir patlama yaratırdı.

Ancak Draudiron gibi bir Ejder Lordu’ndan çok daha güçsüz biri için öylesine büyük bir büyüyü yapmak için gereken kurban sayısı milyonları bulabilirdi.

Draudiron yüzünü elleriyle kapattı.

Hangi yolu seçerse seçsin sonucunun cehennem olduğunu fark edince ürperdi.

 

 

 

 

Önemli Not:

 

Herkese selamlar. Bildiğiniz gibi Seri Novel olarak elimizden geldiği kadar hızlı ve kaliteli bir şekilde size seri sunmaya çalışıyoruz. Biz bu işi gönüllü olarak yapan küçük bir ekibiz, fakat hepimizin de gündelik yaşantıları ve işleri/okulları dolayısıyla çeviri yapmak oldukça zorlaşabiliyor. Her ne kadar “light” novel olsa da yaptığımız şeyin kitap çevirmekten hiçbir farkı yok. Dolayısıyla böylesi zor bir işten maddi kazanç kazanamamak da insanın şevkini kırabiliyor. Tüm bunlar sebebiyle birçoğunuzun aşina olduğu bir sistem olan ‘’Premium’’ sistemine geçmeyi planlıyoruz. Premium sistemi ile belli bir ücret ödeyen kişiler bazı serilerin bölümlerine diğer herkesten önce ulaşabilecek. Tabii ki normal okuyucularımız da bölümü okuyabilecek, sadece öncelik Premium üyelerde olmuş olacak. Premium’a geçmenin başka bir avantajı olarak tüm serilere belli bir çizelge hazırlayıp o zamana göre paylaşacağız. Artık “acaba yeni bölüm geldi mi?” diye F5 atmayacaksınız. Her seri kendine özel bir günde/günlerde gelecek.

Bu sisteme geçmeden önce sizin de değerli fikirlerinizi alıp sizlere danışmak istedik. Yorum olarak fikirlerinizi belirtirseniz çok mutlu oluruz.

-Kyuuseishu

 

 

Önceki Bölüm Tüm Bölümler

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.